Vedat Kahyalar Küçüksaat’e konuştu: “Sanayi Devrimi’ni zor yakaladık, yapay zeka çağını kaçırmayalım”

Türkiye’nin sanayileşme sürecini ve üretim teknolojilerini Küçüksaat’e değerlendiren Vedat Kahyalar, yapay zekâ çağını kaçırmamak için teknoloji üretimi, nitelikli eğitim ve uzun vadeli sanayi politikalarına odaklanılması gerektiğini söyledi.

Adana OSB Bölge Müdürlüğü ve Ankara Sanayi Odası Genel Sekreterliği görevlerinde bulunan, OSB Üst Kurulu bünyesinde Bölge Müdürleri Kurulu üyeliği yapan ve Sera OSB ile Su Ürünleri OSB projelerini hayata geçiren Vedat Kahyalar, Türkiye’nin sanayileşme geçmişini, bugünkü üretim yapısını ve geleceğe yönelik sanayi politikalarını değerlendirdi. Kahyalar, Türkiye’nin yeni sanayi devrimini kaçırmaması için organize sanayi bölgelerinden mesleki eğitime, Ar-Ge’den yapay zekâya kadar kapsamlı bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Kahyalar’a göre Türkiye’nin önündeki temel mesele artık yalnızca daha fazla üretmek değil; daha yüksek katma değer üretmek, teknoloji geliştirmek ve küresel pazarlarda söz sahibi olmak.

Soru: Türkiye’nin sanayileşme serüvenini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gerçekten Sanayi Devrimi’ni kaçırdık mı?

Vedat Kahyalar:
Sanayi Devrimi denildiğinde çoğu insanın aklına buhar makinesi geliyor. Oysa Sanayi Devrimi, bir makinenin icadından çok daha büyük bir dönüşümdür. Üretim biçimlerini, çalışma hayatını, sermaye yapısını, şehirleri, eğitimi ve devlet anlayışını değiştiren tarihsel bir kırılmadır.

18. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere’de başlayan bu dönüşüm; bilim, sermaye birikimi, girişimcilik, ticaret, teknik eğitim ve kurumsal yapılanmanın birbirini beslemesiyle büyüdü. Ardından elektrik, petrol, çelik, otomobil, bilgisayar, internet, robotik ve bugün yapay zekâya kadar uzanan bir süreç yaşandı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde çeşitli sanayileşme girişimleri yapıldı. Ancak bu girişimler, Batı Avrupa’daki dönüşümün ölçeğine ve hızına ulaşamadı. Sermaye yetersizliği, teknik eğitimdeki eksiklikler, teknoloji üretme kapasitesinin sınırlılığı, finansman sorunları ve dönemin siyasi koşulları bu süreçte etkili oldu.

Dolayısıyla geçmişimizi yalnızca “sanayileşmeye önem vermedik” diyerek açıklayamayız. Sorun yapısaldı.

Cumhuriyet’le birlikte ise sanayileşme devletin temel hedeflerinden biri hâline geldi. İzmir İktisat Kongresi, Sümerbank, Etibank, devlet fabrikaları ve Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, ülkenin üretim altyapısını oluşturma çabasının önemli adımlarıydı. Sonraki dönemlerde özel sektörün gelişmesi, ihracatın büyümesi ve organize sanayi bölgelerinin yaygınlaşmasıyla önemli bir sanayi kapasitesi oluşturduk.

Bugün küçümsenemeyecek bir üretim gücümüz var. Ancak geçmişte yaşanan gecikmelerin bugünkü karşılığına düşmemek zorundayız. 

Asıl sorumuz şu: " Sanayi Devrimi’ni kaçırdık; yapay zekâ, çip ve robotik çağını da mı kaçıracağız? "

Soru: Türkiye bugün güçlü bir sanayi ülkesi mi? Eksiklerimiz nerede?

Vedat Kahyalar:
Türkiye’nin otomotivden makineye, savunma sanayiinden beyaz eşyaya, tekstilden kimyaya kadar geniş bir üretim altyapısı var. Girişimcilerimiz, mühendislerimiz, organize sanayi bölgelerimiz ve önemli bir ihracat tecrübemiz bulunuyor. Bunlar ciddi avantajlar.

Ancak sanayinin büyüklüğü ile teknolojik derinliği aynı şey değil.

Bir ülkenin çok sayıda fabrikaya sahip olması, o ülkenin ileri teknoloji ürettiğini tek başına göstermez. Önemli olan, bu fabrikalarda hangi ürünlerin üretildiği, kullanılan teknolojinin ne kadarının yerli olarak geliştirildiği ve ortaya çıkan katma değerin ne kadarının ülkemizde kaldığıdır.

Bugün yalnızca daha fazla üretmeye odaklanamayız. Daha akıllı üretmek, patent geliştirmek, yazılım üretmek, çip tasarlamak, yapay zekâ uygulamaları geliştirmek ve küresel markalar oluşturmak zorundayız.

Türkiye’nin önündeki temel hedef, üretim gücünü teknoloji geliştirme gücüne dönüştürmek olmalıdır.

 Soru: Ar-Ge yatırımları bu dönüşüm için yeterli değil mi?

Vedat Kahyalar:
 Ar-Ge yatırımları elbette çok önemli. Ancak Ar-Ge’ye kaynak ayırmak tek başına yeterli değil. Asıl mesele, bu kaynakların ekonomik değere nasıl dönüştürüldüğüdür.

Bir araştırma yapılıyor, bir laboratuvar kuruluyor, bir patent alınıyor. Peki, bunun devamında ne oluyor? Prototip geliştiriliyor mu? Ürün seri üretime geçiyor mu? İhracata konu oluyor mu? Küresel pazarda rekabet edebilecek bir markaya dönüşüyor mu?

Bizim kurmamız gereken zincir şudur:

Araştırma → Patent → Prototip → Ürün → Seri üretim → İhracat → Küresel marka.

Üniversitelerimizde üretilen bilginin fabrikalara ulaşmasını, sanayicinin ihtiyaçlarının araştırma gündemine girmesini sağlamalıyız. Üniversite-sanayi iş birliği, yalnızca protokol imzalamaktan ibaret olmamalı; somut ürünler, ortak projeler ve ticari sonuçlar üretmelidir.

Ar-Ge’nin başarısını yalnızca harcanan parayla değil, geliştirdiğimiz teknolojiyle, ticarileştirdiğimiz ürünlerle ve elde ettiğimiz ihracat geliriyle de ölçmeliyiz.

Soru: Geleceğin sanayisini hangi teknolojiler belirleyecek?

Vedat Kahyalar:

Yapay zekâ, yarı iletkenler, robotik, veri analitiği, otonom sistemler, enerji depolama ve ileri malzemeler geleceğin sanayi rekabetini belirleyecek temel alanlar arasında.

Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu değil. Tekstil fabrikasında kalite kontrolü, otomotivde üretim optimizasyonu, tarımda hassas sulama, lojistikte rota planlaması, makine bakımında arıza tahmini ve enerjide tüketim yönetimi gibi çok geniş bir kullanım alanına sahip.

Geleceğin fabrikası yalnızca makine ve insan gücüyle çalışmayacak. Veri toplayan, veriyi analiz eden, üretimini optimize eden ve bazı kararları otomatik olarak verebilen akıllı sistemlere dönüşecek.

Bununla birlikte siber güvenlik de sanayinin temel ihtiyaçlarından biri hâline gelecek. Üretim hatları dijital sistemlere bağlandıkça işletmelerin teknolojik güvenliği, doğrudan üretim güvenliği anlamına gelecek.

Türkiye’nin bu dönüşümü uzaktan izleyen değil, kendi çözümlerini geliştiren ülkeler arasında yer alması gerekiyor.

Soru: Yarı iletkenler ve çip teknolojileri neden bu kadar önemli?

Vedat Kahyalar: 
Çünkü modern ekonominin çok büyük bir bölümü çiplere dayanıyor. Akıllı telefonlardan otomobillere, savunma sistemlerinden veri merkezlerine ve yapay zekâ uygulamalarına kadar pek çok alan yarı iletken teknolojilerine bağlı.

Burada gerçekçi ve uzun vadeli bir stratejiye ihtiyacımız var. Çip üretimi, büyük sermaye, ileri teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve güçlü bir tedarik zinciri gerektiriyor. Her alanda aynı anda dünya lideri olmaya çalışmak yerine, Türkiye’nin mevcut yetenekleriyle örtüşen alanlarda uzmanlaşması daha doğru olacaktır.

Mikroelektronik, çip tasarımı, sensörler, güç elektroniği, batarya teknolojileri, ileri malzemeler ve haberleşme sistemleri bu açıdan değerlendirilmesi gereken alanlar.

Teknolojiyi kullanmakla teknolojiyi üretmek arasında çok büyük bir fark var.Kendi teknolojisini geliştiren ülke, yalnızca ekonomik kazanç sağlamaz; stratejik bağımsızlığını ve uluslararası rekabet gücünü de artırır.

Soru: Bu dönüşümde organize sanayi bölgelerine nasıl bir rol düşüyor?

Vedat Kahyalar:
Organize sanayi bölgeleri, Türkiye’nin sanayileşme sürecindeki en önemli kurumsal başarılarından biridir. Bu alanda edindiğim yöneticilik deneyimi, OSB’lerin yalnızca sanayi parsellerinin bir araya getirildiği alanlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor.

Adana OSB Bölge Müdürlüğü, Ankara Sanayi Odası Genel Sekreterliği ve OSB Üst Kurulu bünyesindeki Bölge Müdürleri Kurulu üyeliği deneyimlerimin yanı sıra Sera OSB ve Su Ürünleri OSB projelerinde edindiğim tecrübeler, sanayinin ihtiyaçlarının sektörlere göre farklılaşabildiğini ortaya koyuyor.

Geleceğin OSB’si; üretimin yanında eğitim, Ar-Ge, lojistik, enerji, finansman, dış ticaret ve teknoloji hizmetlerini de bir araya getirmelidir.

Ben OSB’leri geleceğin "akıllı sanayi ekosistemleri" olarak görüyorum. Sanayicinin yalnızca fabrika kurmasına değil, rekabet gücünü artırmasına da yardımcı olmalıyız.

Örneğin, her büyük OSB’de bir Dış Ticaret Koordinasyon Merkezi kurulmasını öneriyorum. Bu merkezlerde yabancı dil uzmanları, pazar araştırmacıları, dış ticaret hukukçuları, gümrük ve sertifikasyon uzmanları, lojistik profesyonelleri ve e-ihracat uzmanları görev yapabilir.

Böylece sanayicimiz yalnızca üretime odaklanırken, pazar araştırması ve dış ticaretin karmaşık süreçlerinde de profesyonel destek alabilir.

OSB’lerimizin üretim kadar ihracat kapasitesi oluşturan yapılara dönüşmesi gerekiyor.

Soru: Sera OSB ve Su Ürünleri OSB projelerinden hareketle tarım ve sanayi ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Vedat Kahyalar: 
Tarım ile sanayiyi birbirinden ayrı düşünmek büyük bir eksikliktir. Türkiye’nin tarımsal üretim potansiyeli yüksek. Ancak bu potansiyeli ekonomik değere dönüştürmek için ham madde üretiminin ötesine geçmeliyiz.

Sera OSB ve Su Ürünleri OSB projeleri, belirli sektörlerin ihtiyaçlarına göre planlanmış üretim ekosistemlerinin önemini gösteren örneklerdir. Bu tür yapılanmaların başarısı; üretimin yanı sıra teknoloji, enerji, soğuk zincir, işleme, paketleme, lojistik ve pazarlama altyapısının birlikte düşünülmesine bağlıdır.

Domatesi yalnızca ham ürün olarak satmak yerine işlenmiş domates ürünleri geliştirmeliyiz. Portakalı meyve suyu, konsantre ve gıda bileşenlerine dönüştürmeliyiz. Su ürünlerinde işleme, paketleme, kalite standardizasyonu ve markalaşmaya ağırlık vermeliyiz.

Pamukta teknik tekstil, tarımsal ürünlerde yüksek katma değerli gıda teknolojileri geliştirmeliyiz.

Hedefimiz açık olmalı: "Tarladan fabrikaya, fabrikadan markaya, markadan dünya pazarına."

Böylece hem üreticinin gelirini artırabilir hem kırsal kalkınmayı destekleyebilir hem de ülkemize daha fazla döviz kazandırabiliriz.

Soru: Türkiye’deki KOBİ’ler bu yeni sanayi çağında nasıl ayakta kalacak?

Vedat Kahyalar:
KOBİ’lerimiz ekonomimizin temel taşlarından biri. Ancak küçük ve orta ölçekli işletmelerin tek başlarına aşmakta zorlandıkları sorunlar var. Ar-Ge merkezi kurmak, nitelikli uzman istihdam etmek, siber güvenlik yatırımı yapmak, uluslararası pazarlara açılmak ve büyük teknoloji yatırımlarını finanse etmek bunların başında geliyor.

Çözüm, birlikte hareket etme kültürünü geliştirmekten geçiyor.

Ortak Ar-Ge merkezleri, ortak laboratuvarlar, ortak satın alma sistemleri, ihracat konsorsiyumları ve ortak teknoloji platformları oluşturabiliriz.

Her işletmenin her hizmeti kendi bünyesinde kurması gerekmiyor. İşletmeler bazı kaynakları ortak kullanarak maliyetlerini azaltabilir, daha nitelikli hizmetlere erişebilir ve uluslararası rekabet güçlerini artırabilir.

Türkiye’nin sermayesini, bilgisini ve girişimcilik kapasitesini daha verimli bir araya getirmesi gerekiyor. Küçük işletmelerin dayanışmayla ölçek büyütmesi, sanayimizin geleceği açısından kritik önemde.

Soru: Bütün bu dönüşümün merkezinde insan kaynağı mı var?

Vedat Kahyalar: 
Kesinlikle. Bana göre Türkiye’nin sanayileşmedeki en önemli meselelerinden biri insan kaynağıdır.

Dünyanın en pahalı makinesini satın alabilirsiniz. Fakat o makineyi verimli kullanacak, bakımını yapacak, yazılımını geliştirecek ve daha iyisini tasarlayacak insan kaynağınız yoksa beklediğiniz sonucu alamazsınız.

Mesleki ve teknik eğitimi yeniden ele almalıyız. Meslek liseleri, üniversiteye gidemeyen öğrencilerin yöneldiği okullar olarak görülmemeli. Tam tersine, Türkiye’nin teknoloji üreten insan kaynağını yetiştiren temel kurumlardan biri olmalı.

Robotik, CNC, yazılım, elektronik, siber güvenlik, enerji teknolojileri, mekatronik, biyoteknoloji ve ileri malzemeler gibi alanlarda eğitim kapasitemizi artırmalıyız.

Üniversite öğrencileri eğitimleri sırasında fabrikaları tanımalı, uygulamalı projelerde yer almalı. Mühendislerimiz mezun olduklarında yalnızca teorik bilgiye değil, üretim süreçlerine ilişkin deneyime de sahip olmalı.

Çocuklarımıza sadece bilgi ezberletmek yerine merak etmeyi, soru sormayı, araştırmayı, problem çözmeyi ve üretmeyi öğretmeliyiz.

Çünkü geleceğin rekabetinde en değerli sermayemiz, öğrenen ve üreten insanımız olacak.

Soru: Enerji maliyetleri ve yeşil dönüşüm sanayimizin geleceğini nasıl etkileyecek?

Vedat Kahyalar: 
Enerji, sanayinin rekabet gücünü doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri. Enerjiyi pahalı kullanan bir işletmenin uluslararası pazarlarda rekabet etmesi zorlaşıyor.

Bu nedenle yenilenebilir enerji, enerji depolama, enerji verimliliği ve akıllı enerji yönetimi yalnızca çevre politikalarının konusu olarak görülmemeli; sanayi stratejisinin merkezine yerleştirilmeli.

OSB’lerde güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımları, uygun alanlarda depolama sistemleri, atık ısı geri kazanımı ve ortak enerji verimliliği projeleri yaygınlaştırılmalı.

Aynı zamanda yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm birlikte ele alınmalı. Uluslararası pazarlarda rekabet edebilmek için işletmelerimizin hem üretim verimliliğini artırması hem de çevresel standartlara uyum sağlaması gerekiyor.

Burada sanayicinin tek başına üstlenmekte zorlanabileceği yatırımlar için uygun finansman mekanizmaları ve ortak çözümler geliştirilmesi de büyük önem taşıyor.

Soru: Türkiye’nin önümüzdeki dönemde izlemesi gereken sanayi yol haritası sizce ne olmalı?

Vedat Kahyalar:
Bence uzun vadeli, ölçülebilir hedeflere dayanan ve siyasi gündemlerden bağımsız biçimde sürdürülebilen bir sanayi stratejisine ihtiyacımız var.

Önceliklerimizi şöyle sıralayabilirim:

- Nitelikli insan kaynağı: 
Mesleki ve teknik eğitimi sanayinin ihtiyaçlarıyla bütünleştirmek.

- Üniversite-sanayi iş birliği: Bilimsel araştırmaları somut ürünlere ve ticari başarılara dönüştürmek.

- Yüksek teknoloji yatırımları:
Yapay zekâ, çip tasarımı, robotik, enerji depolama, biyoteknoloji ve ileri malzemelerde kapasite geliştirmek.

- Akıllı OSB’ler:
Organize sanayi bölgelerini üretim, eğitim, Ar-Ge, enerji, lojistik ve dış ticaret hizmetlerinin buluştuğu merkezlere dönüştürmek.

- KOBİ’lerde ölçek büyütme:
 Ortaklıkları, kümelenmeleri, ortak Ar-Ge çalışmalarını ve ihracat iş birliklerini teşvik etmek.

- Tarım-sanayi entegrasyonu: Tarımsal ürünleri işleyen, markalaştıran ve dünya pazarlarına sunan sektörleri geliştirmek.

- Enerji ve yeşil dönüşüm: Enerji maliyetlerini azaltırken kaynak verimliliğini ve çevresel sürdürülebilirliği artırmak.

- Dijital dönüşüm: 
Yapay zekâ ve otomasyon uygulamalarını büyük işletmelerden KOBİ’lere kadar yaygınlaştırmak.

- Teknoloji geliştirme ve ticarileştirme: 

Patent, prototip, seri üretim ve ihracat arasındaki bağı güçlendirmek.

- Uzun vadeli devlet politikası:

 Sanayileşmeyi günlük kararların ötesinde, nesiller boyunca sürdürülecek bir kalkınma hedefi olarak ele almak.

Bunların her biri için somut performans göstergeleri belirlenmeli; hangi alanda ne kadar ilerleme sağlandığı düzenli olarak izlenmeli.

Soru: Son olarak, Türkiye’nin geleceğine ilişkin mesajınız nedir?

Vedat Kahyalar: 
Türkiye’nin önemli avantajları var. Geniş bir üretim altyapımız, girişimcilerimiz, mühendislerimiz, üniversitelerimiz, teknoparklarımız ve organize sanayi bölgelerimiz bulunuyor. İhracat tecrübemiz ve üretim kültürümüz de güçlü.

Şimdi bu birikimi yeni bir seviyeye taşımamız gerekiyor.

Hedefimiz yalnızca daha çok üretmek olmamalı. Daha akıllı üretmeli, daha yüksek katma değer oluşturmalı, daha az enerji tüketmeli, ithal teknolojiye ve kritik girdilere bağımlılığımızı azaltmalı, daha fazla patent geliştirmeli ve dünya çapında markalar yaratmalıyız.

Sanayi Devrimi’nin bize öğrettiği önemli bir ders var: Geleceği, başkalarının ürettiği teknolojiyi tüketerek yazamazsınız.

Birinci Sanayi Devrimi’nde buhar, ikinci devrimde elektrik, üçüncü devrimde bilgisayar ve internet öne çıktı. Bugün ise yapay zekâ, robotik, yarı iletkenler, veri ve bağlantılı sistemler yeni dönemin temel teknolojileri arasında.

Bu dönüşümde geride kalırsak yalnızca teknoloji ithal eden bir ülke olma riskiyle karşı karşıya kalmayız; aynı zamanda geleceğin ekonomik değerini başkalarının üretmesine de bağımlı hâle geliriz.

Ancak doğru politikalar, nitelikli insan kaynağı, güçlü iş birlikleri ve kararlı bir sanayi vizyonuyla bu tabloyu değiştirebiliriz.

Türkiye’nin hedefi; üreten Türkiye’den tasarlayan Türkiye’ye, tasarlayan Türkiye’den teknoloji geliştiren Türkiye’ye, teknoloji geliştiren Türkiye’den dünyaya teknoloji ihraç eden Türkiye’ye geçmek olmalıdır.

Sanayi Devrimi bitmedi; yalnızca biçim değiştirdi. Önümüzdeki dönemde kazananlar, değişimi izleyenler değil, değişimi üretime dönüştürenler olacak.

Türkiye’nin bu kez seyirci değil, oyuncu olması gerekiyor.

Vedat Kahyalar

Vedat Kahyalar kimdir? Adana'dan Portreler Galerisi (Taner Talaş) 2. Cilt

Vedat Kahyalar, 3 Aralık 1958 tarihinde Adana’da doğdu. Ahmet Karabucak İlkokulu, Ziyapaşa Ortaokulu ve Borsa Lisesi’nden mezun oldu. 1982 yılında Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. 2000 yılında Sakarya Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansını tamamlayarak “Yönetim Bilimi Uzmanı” unvanını aldı.

Özel sektörde birçok firmada yönetici ve eğitim danışmanı olarak görev yapan Kahyalar, 1982-1987 yılları arasında bir ecza deposunda genel müdürlük, 1987-2002 yılları arasında ise fabrika işletmeciliği ve ulusal market yöneticiliği yaptı.

Ağustos 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Adana İl Başkanı oldu. 2004-2009 yılları arasında Adana Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü, 2009-2011 yılları arasında ise Ankara Sanayi Odası Genel Sekreterliği görevlerini yürüttü.

Girişimcilik, yönetim, liderlik, kişisel gelişim, iletişim, zaman yönetimi, beden dili, inovasyon, imaj, mağazacılık, satış ve pazarlama, kümelenme, kurum kültürü ve kurumsallaşma alanlarında eğitim ve danışmanlık faaliyetlerinde bulundu.

Kahyalar; 2007 yılında “Toplam Kalite Yönetimi ve Verimlilik”, 2014 yılında “Başarılı Bir İşletme İçin Yeni Girişimcilik”, 2016 yılında ise “Oku Takip Et” adlı kişisel gelişim kitaplarını yayımladı. 2009 yılında Ankara’da Çukurova Lobisi tarafından “En Başarılı Bürokrat” ödülüne layık görüldü.

Türkiye’nin ilk Sera Organize Sanayi Bölgesi’nin kuruluş çalışmalarını Adana’da tamamlayarak faaliyete geçiren Kahyalar, Türkiye’nin ilk Su Ürünleri (Tarla Balıkçılığı) Organize Sanayi Bölgesi’nin kuruluş çalışmalarını da tamamlayarak Adana’ya kazandırdı.

KOSGEB ve Avrupa Birliği mesleki eğitim projelerinde yer alan Kahyalar, okullarda ve sivil toplum kuruluşlarında deneyim paylaşımı seminerleri verdi. Yerel ve ulusal birçok gazete ile internet sitesinde yazılar kaleme aldı. Küçüksaat.com’da güncel gelişmelere ilişkin yazıları ve mesleki makaleleri yayımlandı.

Vedat Kahyalar, evli ve 3 çocuk babasıdır.

GÜNDEM Haberleri

Adana'da mandalinanın kilogramı 3 liraya kadar geriledi
Adana’da Diyanet vaizinden dikkat çeken açıklama: “Eşek ve katır eti helal değildir”
Ailesinin yanında öldürülen Sevda Dinler son yolculuğuna uğurlandı
Sigara tütününde mikroplastik alarmı: Türkiye ikinci sırada
Çukurova’nın sonbaharı edebiyatın penceresinden konuşulacak