Toroslar susmazdı gerçeği destanlaştırır…
Rüzgârı bile bir türkü taşırdı yamacından yamacına.
Kimi zaman bir ağıt,
kimi zaman bir isyan…
Ve o yıllarda dağların dili korkuydu.
Eşkıyalar, gecenin koynundan inip
köylerin ışığını söndürürdü.
Kapılar erkenden kapanır,
anneler çocuklarını bağrına basardı.
Çünkü o zamanlar…
adalet uzak, korku yakındı.
Ama bir gün…
Kimsenin ciddiye almadığı bir isim düştü dillere:
Memet…
Zayıf, ince, sessiz…
Adına “Serçe” dediler.
Alay ettiler:
“Sen mi kurtaracaksın bu dağları..?”
Memet başını kaldırdı.
Gözlerinde ne öfke vardı, ne korku…
Sadece bir karar:
“Zulüm varsa, susulmaz.”
O günden sonra dağlar onu tanıdı.
Geceler onunla yürüdü.
Ay ışığı yoluna düştü...
Memet, eline silah almadan önce
aklını kuşandı.
Eşkıyayı izledi…
Adımlarını saydı,
nefeslerini öğrendi.
Çünkü o biliyordu:
Güç, bağırmakta değil…
Zamanını beklemektedir.
Bir gece…
Torosların kalbi gibi atan bir sessizlikte
Memet gölge oldu.
Eşkıyalar ateş başında gülerken
o, rüzgârın içine karıştı.
Bir serçe gibi hafif…
Bir kartal gibi keskin…
Ve sonra…
Bir çığlık yırttı geceyi.
O an…
Dağlar tarafını seçti.
Rüzgâr Memet’ten yana esti,
taşlar onun adımlarını sakladı.
Eşkıyalar ilk kez korktu.
Çünkü karşılarında bir adam değil,
bir irade vardı.
Memet vurdu, dağıldılar.
Memet yürüdü, saklandılar.
Memet baktı…
kaçtılar.
Sabah olduğunda
Toroslar başka bir hikâye anlatıyordu.
Artık korku değil, umut vardı.
Köylerin kapıları açıldı.
Çocuklar yeniden koştu.
Ocaklar yeniden yandı.
Ve bir isim,
dağlardan ovaya indi:
Serçe Memet…
Toroslarda yaşanılmışlık çoktur.Destan burada bitmez
Çünkü Memet, zaferle değişmedi.
Ne büyüdü gözünde kendinin,
ne de küçülttü başkasını.
Bir gün yine sessizce çekildi dağlardan.
Arkasında ne altın bıraktı,
ne taht…
Sadece bir söz bıraktı:
“Adalet, güçlü olanın değil.
haklı olanındır...0”
Yıllar geçti…
Toroslar hâlâ ayakta.
Rüzgâr hâlâ eser.
Ve bazen bir serçe konar bir dala…
Başını yana eğer,
sanki bir şey hatırlar gibi.
İşte o an,
bil ki bu sadece bir kuş değildir.
Bu, bir destanın hatırasıdır.
Çünkü bazı insanlar
gider…
ama hikâyeleri kalır.
Ve Serçe Memet’in hikâyesi,
küçük bir yüreğin
koca bir dağa nasıl hükmettiğinin
en güzel destanıdır…