Son yıllarda Türkiye'de ve İslam dünyasının çeşitli coğrafyalarında dikkat çekici bir olgu yaşanıyor. Kendilerini "İslam adına" iktidara taşıyan bazı siyasal hareketlerin uygulamaları, geniş kitlelerde dine karşı ciddi bir sorgulama süreci başlattı. Özellikle gençler arasında deizm, ateizm ve agnostisizm tartışmalarının yaygınlaşması birçok insanı endişelendirdi.
Ancak burada önemli bir yanılgı var:
İnsanların bir kısmı, siyasal İslam'ın ortaya koyduğu pratiği doğrudan İslam'ın kendisi zannetti.
Taha Akyol yazısında önemli bir gerçeğe dikkat çekmiş:
" İslam dünyasının haline ve Türkiye'de muhafazakar iktidarın yarattığı otokratik ortama bakarak karar verenler, dip dalgası halinde gelişen yenilikçi düşünceleri fark etmeyebilirler. "
Oysa İslam ile Müslümanların uygulamaları aynı şey değildir. Hele ki İslam ile siyasi iktidarların davranışlarını özdeşleştirmek, tarihi ve dini gerçekliği görmezden gelmektir.
Bu durum bizde olduğu gibi, halki Müslüman bir çok ülkede de aynı hassasiyetleri tartışılıyor. Suudi Arabistan, Mısır, Cezayir ...
Müslümanlarının hepsi iktidardakiler gibi mi düşünüyor veya yaşıyor?
Tarih boyunca din adına iktidar kuranlar oldu. Emeviler döneminde saltanat adına Kerbela yaşandı. Abbasiler döneminde iktidar mücadeleleri uğruna büyük zulümler işlendi. Osmanlı'da kardeş katli fetvaları verildi. Avrupa'da Kilise adına engizisyon mahkemeleri kuruldu. Yahudilerin tarih içinde insanlığa karşı işledikleri suçlar, soykırımlar...
Fakat bütün bunlar ne Hz. Muhammed'in AS, ne İsa AS ne de Musa AS'ın tebliğini ne de ilahi hakikati temsil ediyordu.
Bugün de benzer bir durum yaşanıyor.
Yolsuzluk, hukuksuzluk, israf, liyakatsizlik, adam kayırmacılık, kutuplaştırıcı dil ve güç tutkusu; birçok insanın gözünde din ile özdeşleşti. Özellikle genç nesiller şu soruyu sormaya başladı:
"Eğer din buysa ben bu dinden uzak durayım."
Aslında reddettikleri şey çoğu zaman Allah'ın dini değil; din adına üretilmiş siyasal söylemlerdi.
Fakat madalyonun görünmeyen bir yüzü daha var.
Sessiz sedasız büyüyen bir dip dalga oluşuyor.
Bu dip dalga, dini siyasi sloganlardan değil Kur'an'dan, peygamberin uygulamalarından, emaneti olan Ehli Beyt imamlarından, güvenilir alimlerden öğrenmek isteyenlerin dalgasıdır.
Bu dip dalga, mezhep fanatizmini değil hikmeti arayanların dalgasıdır.
Bu dip dalga, iktidarın yanında değil hakikatin yanında durmaya çalışanların dalgasıdır.
Bugün dünyanın birçok yerinde gençler doğrudan Kur'an okumaya, Hz. Muhammed'in AS hayatını önyargısız incelemeye ve İslam'ın özündeki adalet, merhamet, özgürlük ve insan onuru anlayışını keşfetmeye çalışıyor.
Onları İslâm'a götüren şey siyaset değil; anlam arayışıdır.
Onları dine yaklaştıran şey propaganda değil; hakikat susuzluğudur.
Tıpkı Kerbela'da olduğu gibi...
Kerbela'da sayı çokluğu hakikati temsil etmiyordu. Güç ve iktidar Yezid'in elindeydi; hikmet ve hakikat ise Hüseyin'in safındaydı.
Bugün de hakikati temsil edenler her zaman ekranlarda görünenler olmayabilir. Bazen en güçlü sesler değil, en samimi vicdanlar geleceği inşa eder.
Bu nedenle bazı çevrelerin iddia ettiği gibi İslam bitmiyor.
Belki belirli siyasal yorumlar, belirli iktidar anlayışları ve belirli din söylemleri itibar kaybediyor.
İran İslam devrimi, 1.nci sorgulama ve uyanış devrimini başlattı gibi, Gazze ve Iran savaşları da ikinci uyanış, direniş ve sorgulama sürecini tetikledi.
Gazze'nin şanlı direnişi, İran'ın siyonizmi ve emperyalizmi paçavraya çevirmesi dünyada büyük yankı uyandırdı. Özellikle batıdaki üniversitelerden başlayan, sanatçılar, aydınlar, siyasetçiler ve niteligi yüksek halkların tepkileriyle yükselen, insan hakları ve özgürlükler temalı destek çığ gibi büyüyor. Dünya tarihinde oluşan en büyük siyonizm, israil ve Amerika düşmanlığı yaşanıyor.
Bütün bu tepkilerin sahipleri, bu şanlı direnişin kodlarını merak ediyor. İnsanlığın en vicdanlı, en kaliteli kesimi ayakta.
En büyük merak bu saldırılar neden yapılıyor?
Ekonomik ve sosyal şartları çok parlak olmamasına rağmen bu halklar nasıl/niye direnebiliyor?
Birbirinden binlerce kilometre ötedeki bu farklı coğrafya ve mezhepteki halkların, ölümüne mücadeleleri ve dayanışmalarının ardındaki sır merak uyandırıyor?
Nebevî İslam bu sefer, dünyada ve doğduğu topraklarda yeniden keşfediliyor.
Çünkü insanlar din tüccarlarından, kapitalizmden yoruldukça hakikat'e yöneliyor.
Sloganlardan yoruldukça Kur'an'ı merak ediyor.
İktidar kavgalarından sıkıldıkça adalet arıyor.
İnanlık artık, neo liberal ekonomik düzenlerin aileyi nasıl mahvettiğini görüyor. bireyin yalnızlaşması, lbgt, uyuşturucu, epstein sapkınlıklarını görüp gına getiriyor.
İşte bu yüzden görünürde yaşanan dinden uzaklaşmaya bakıp hüküm vermek yanıltıcı olabilir.
Din Allah'ındır. Sahibi de koruyucusu da Allah'tır.
Yüzeyde bir çözülme yaşanırken, derinlerde yeni bir arayış filizleniyor.
Ve o arayışın adı ne siyasal İslam, ne halkını sömüren, kasıtlı yoksul ve cahil bıraktıran diktatoryal islam rejimleri değil, Nebevî İslam'dır.