SONBAHARI ZEMHERİ, SELAYI EZAN, GÜLEN YÜZLERİ İNSAN MI SANDINIZ?

Remzi Yıldırım

Sonbaharı zemheri ayı mı sandınız..?

Perşembe selasını ezan mı sanıyorsunuz..?

Yüzünüze gülen herkesi insan mı sanıyorsunuz..?

Hayat, insana bazen üç beş soru sorar; cevabını da yıllar içinde, acısıyla tatlısıyla yaşadıklarımız verir. Mevsimleri birbirine karıştıranlar olduğu gibi, hayatın sesini duymayanlar, insanın yüzündeki maskeyi göremeyenler de vardır.

Sonbahar, doğanın vedasıdır belki ama zemheri değildir. Sararan yaprakların her biri bir ayrılığı anlatırken dallar, yeniden baharın geleceğine inanır. Oysa bazı insanlar, daha yapraklar dökülmeden hayatınızın kışını başlatır. Umudunuzu soldurur, güveninizi kırar, sizi kendi yalnızlığınızla baş başa bırakır.

Her soğuk hava zemheri değildir; bazen insanın içini üşüten, karşısındakinin vicdansızlığıdır.

Perşembe günü duyulan sela, insana faniliğini hatırlatır. Ezan ise hayata, inanca ve kulluğa çağrıdır. İkisini birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü hayatın içinde de sesler birbirine karışır. Kimi doğruyu söyler, kimi gerçeği örter. Kimi iyilik için el uzatır, kimi elini uzatırken cebinizdekini hesaplar.

Peki, biz ne zaman sesin sahibine değil de çıkardığı sese inanmaya başladık.?

Ne zaman güzel sözleri samimiyetin, tebessümü dostluğun, makamı liyakatin ölçüsü saydık..?

Bir de yüzümüze gülenler var...

Dost görünürler, ama zor gününüzde ortadan kaybolurlar. Sofranıza otururlar, fakat ekmeğiniz azaldığında sandalyelerini geriye çekerler. Başarınızı alkışlarlar, ama bir adım öne geçtiğinizde sessizce önünüze taş koyarlar.

Oysa insan dediğin, yalnızca yüzüyle değil, yüreğiyle insan olmalıdır. Bir yetimin gözyaşını görmeyen, yoksulun derdini duymayan, emekçinin alın terine saygı göstermeyen bir toplumda güzel sözlerin ne hükmü kalır..?

İnsanlık, herkesin sizi gördüğü yerde değil, kimsenin görmediği yerde yaptıklarınızla belli olur.

Bugün toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizin yüzüne gülmekten önce birbirimizin derdine ortak olmaktır. Çünkü hayat pahalı, geçim zor, gönüller yorgun... İnsanlar bir lokma ekmeğin hesabını yaparken birilerinin sahte dostluklarla güven tüketmesi, toplumsal yaralarımızı daha da derinleştiriyor.

Unutmayalım; güven bir kez kırıldığında tamiri zordur. Bir insanın umudunu söndürmek kolay, yeniden yeşertmek ise emek ister. Kırılan kalbin sesi duyulmaz ama acısı uzun sürer.

Ben derim ki dostlar; sonbaharı zemheri sanmayalım, selayı ezanla karıştırmayalım, yüzümüze gülen herkesi de gönlümüze dost bellemeden önce tanıyalım.

Ama kimseye karşı da peşin hükümle yaklaşmayalım. Her suskunluk kötülük, her tebessüm sahtekârlık değildir. İnsanları sözleriyle değil, zaman içindeki davranışlarıyla değerlendirelim.

Çünkü hayatın terazisi şaşmaz; belki geç tartar ama insanın gerçek yüzünü günün birinde mutlaka ortaya çıkarır.

Nihayetinde sözüm:

Mevsimler değişir, yapraklar dökülür, sesler susar, yüzler yaşlanır... Geriye insanın geride bıraktığı iyilikler, kırdığı kalpler ve dokunduğu hayatlar kalır.

Öyleyse birbirimizi aldatmak yerine anlayalım. Birbirimizi tüketmek yerine yaşatalım. Maskelerle değil, vicdanımızla yürüyelim.

Çünkü bu dünyada en büyük yoksulluk cebin boşluğu değil, insanın içindeki merhametin tükenmesidir.

Remzi Yıldırım der ki: İnsan görünmek kolaydır; mesele, insan kalabilmektir.