Süleymani cinayeti neden işlendi?

Vedat Kahyalar

Günümüzde ekonominin en önemli girdilerinden biri, petrol ve doğalgazdan sağlanan enerjidir. Bu bakımdan İslam ülkelerinin enerji potansiyelleri, kendi iktisadi gelişimlerinin temel kaynağı olduğu kadar küresel ekonominin de can damarlarından biridir.

Dünya petrol üretiminin yaklaşık %45 ini İslam ülkeleri üretiyor.
Doğalgaz rezervleri ve doğalgaz üretiminde de oranlar petrol rakamlarına çok yakın. Dünya doğalgaz üretiminin %43 ünü İslam ülkeleri gerçekleştiriyor.

Bu üretimlerin neredeyse hepsi Ortadoğu denilen bölge ülkelerinde yapılıyor. Bundan dolayı gelişmiş batı ülkeleri ve onlara hâkim kapitalist güçler bu bölgeleri oldukça fazla önemsiyor ve kontrolleri altında tutmak istiyorlar.
Kendi istek ve kararlarıyla, "Aslında İslam ümmetinin ortak malı olan" petrol ve doğalgazı emperyalistlerle paylaşan ülkeler görünüşte huzurlu gibi. Bir avuç kral ve yakınlarının sömürdüğü halkın sesi çıkmıyor. Zaten nüfusları da az olan bu ülkelerde uzak Asya'dan gelenler inşaat, alt-yapı, temizlik güvenlik, hizmet sektörlerinde çalışmaktadırlar. Sömürge valisi benzeri sistemle dış güvenlik, silah ve strateji  gibi kurumlar yabancıların kontrolüne bırakılmıştır.

Orta doğu diye adlandırılan, çoğu İslam ülkelerinden, bu sömürüye rıza göstermeyenler, alternatif güçlerle işbirliği yapanlar cezalandırılıyor.

Olaya bu gözle bakınca; Libya, Mısır, Yemen, Lübnan, Suriye, de  "aslında" neler olduğu çok açık bir biçimde görünüyor. Bu ülkelerdeki yönetimler de, otoriter, gasıp, zalim krallıklar gibi, teslim olup emperyalist güçlere, gelirlerinin ve stratejik kurumlarını  %75 ini bıraksaydılar bugün bu hallerde olmazlardı.

ABD'nin başlattığı, birçok batı ülkesi ve İsrail'in desteklediği  ve toplamda 22 ülkenin sınırlarının ve yönetimlerinin değişimini hedefleyen "Büyük Ortadoğu" projesinin amacı da paylarını alamadıkları ülkelerin dize getirilmesi amaçlıdır.
Cezalandırma ve hizaya getirme sırası Suriye'ye gelince; Hem Rusya hem de İran, sıranın kendilerine de geleceğini anlayarak bu duruma müdahil oldular.

Bu arada ABD ve İsrail algı savaşlarıyla bu kirli savaşa çok önceden hazırlık yapmışlar ve Suriye'de savaşacak sözde  İslamcı örgütler kurmuşlar ve eğitmişlerdi. El kaide, DAEŞ bunların en önde gelen acımasız terör örgütleriydi. Suriye’de acımasız savaş başlamış, şehirler yıkılmaya, insanlar öldürülmeye, milyonlar göçe başlamıştı.
Suriye ordusu dağılmış, paramparça olmuştu. ABD, ordudan ayrılanları organize edip maaşlarını Suud, Bae, Katar'dan alıp, geleceklerini  garanti edip kolaylıkla bu kitleyi yanına çekebilmişti. Yeni garnizonlar kuruluyor, buralara alternatif ordu mensupları ve çoğu yabancı ülkelerden  sivil savaşçılar yerleştiriliyordu.
Suriye Hükümeti açıkça yenilip yok oluyordu. Suriye resmi hükûmeti bu aşamada Rusya, Çin ve İran’dan yardım istedi.

İşte bu aşamada, Kasım Süleymani devredeydi. Lübnan Hizbullah'ının Suriye'ye gelmesi, Irak Şiilerinin; Hadi Şabi ve Irak Hizbullah’ını kurması, Suriye’de rejime destek olacak halkı örgütlemek ve eğitmek onun baş göreviydi.
Libya’da, Mısır’da bütün mazlum Müslüman coğrafyada kolaylıkla sürdürülen savaş;  Suriye’de, Yemen'de büyük bir karşı duruşla bitirilememişti.
Bunun ardındaki en büyük sebeplerden biri ve belki en önemlisi Hacı Kasım Süleymani idi.  
Bölgeden Washington 'a giden tüm başarısızlık savunmalarında bu isim öne çıkıyordu.
Zaten iç politikada köşeye sıkışan, başkanlığı pamuk ipliğine bağlı  olan TRUMP için bu cinayet emrini vermek zor olmamıştı.
Sonuç itibariyle bu cinayet; kapitalizm ve siyaset kökenli bir cinayettir.
Ne İslam dini ne Şia mezhebi...
Aslında kapitalizmin temsilcilerinin  dünya umurlarında değil. Varsa yoksa güçleri ve kazançları önemli.
Iran ve bölgedeki Anti-Amerikancı örgütler intikam alabilir mi? 
Bunu zaman gösterecek.
Müslümanların gösterecekleri vahdet, mezhep tahriklerine gelmeme aslında ABD ve İsrail'den alınacak en büyük intikam olacaktır.