Süte Su Katan Adam ve Eşi

Vedat Kahyalar

İstanbul’un çevre köylerinden birinde sütçülük yapan çiftçinin yaşadıkları aslında çok şey anlatıyor.

Kulak verelim:
Üç ineğim vardı. Sabah erkenden kalkıp eşimle onları sağar, pazara götürüp satmaya çalışırdım. Ancak ne kadar çabalasam da sütümü, yoğurt ve peynirlerimi yeterince satamazdım.
Bu böyle giderse çok zor günler bizi bekliyor diye endişe içindeydik. Eşimin de ısrarıyla köyün camisinin hocasına muska yazdırıp işlerin bereketlenmesi için çare arayışına girdik.
Sabah namazı sonrası, hocayı bekledim caminin kapısında.
Derdimi anlatıp muska yazmasını istedim.
Hoca beklemediğim bir şekilde:
Siz süte su katmıyor musunuz? diye sordu.
Allak bullak olmuştum.
Haşa hocam, Allah korusun olur mu öyle şey dedim.
Hanımına söyle, sütü sağdıktan sonra kovayı suyla çalkalayıp, süte karıştırsın. Birde bunu deneyin, muskaya gerek yok dedi.

Kızgın ve şaşkın adımlarla evin yolunu tuttum.
Eşim sordu, muska nerede?
Hocanın söylediklerini anlattım kızgınca. Bize haram gerekmez diye ekledim.

Birkaç gün geçmişti. Sabah eşim inekleri sağmış, sütü, yoğurdu, peynirleri hazır etmişti. Pazara gittim, satışlar hiç te fena değildi.

Sevinçle eve gelmiştim. Bir gün sonra sabah, eşimin süt sağma seansından sonra dinlenirken tarlanın içinden gelen selam veren iki kişinin sesiyle irkildik. Yoldan geçen servis otobüsünün lâstiği patlamış, nasıl olsa tamiri yarım saat sürer, tarlada yayılan inekleri görünce merak edip gelmişler.

Sizin mi bu inekler? dediler.
Evet dedim. Sütünüz var mı? dediler. Var dedim. Fiyatını sordular, tadına baktılar, parasını peşin verelim hepsini bize sat, her gün gelip alalım dediler. Eşimle ben mutluluktan uçuyorduk. Şeytanin bacağını kırmıştık Sonunda. Dedikleri gibi her sabah gelip sütü alıyor ve ödemeyi de peşin yapıyorlardı.

Salep yapıp satıyorlarmış. Bir kaç gün sonra başka semtlerde salep yapan, süt tatlısı yapan arkadaşlarına bahsetmişler, onlar da geldi, inek sayısını arttırdık. Hatta bir de yardımcı aldık yanımıza. Çok mutluyduk. Bir ara aklıma takıldı, eşimi çağırdım ve sordum?
Bu is nasıl böyle açıldı? 
Yoksa sen süte su mu kattın?
Eşim kurnaz bir ifadeyle evet dedi.
Su kattıkça daha çok müşteri geldi. Onlar geldikçe suyu daha da arttırdım...
Sütçü şaşkındı, anlayamıyordu, bir türlü çıkamadı işin içinden ve camiye gitmeye karar verdi. Hocaya soracaktı bu işin hikmetini.

Namazdan sonra nihayet hocayla baş başa kalmıştı ve beklemeden hızla anlattı olanları. Bu iş nasıl oluyor da artıyor, sen bunu nereden biliyordun, dedim?
Helâli satamazken, haramı yetiştiremiyoruz.
Hoca cevap verdi tok sesiyle:

Senin malın helâlken ona layık alıcı ve para yoktu piyasada. 

Ne zaman ki süte hile bulaştırdın, o zaman onlara benzedin, karşılığı artık oluştu. Her toplum layığını arar, bulur.

Yemesi içmesi gibi, seçmesi, tercihi de böyledir. İnsanlar kendilerine benzeyenleri sever, başına taç eder.

Anladınız mı şimdi niye kızına, oğluna zengin, gösterişli eş arayan, hüsrana uğrayan babaların anaların yanılgısını.

Anladınız mı, kentin en iyileri değil de, niteliksiz, muhteris, başarısız kişilerin, partiler tarafından daha çok tercih ediliyor olmasını.

Şimdi seçim sürecindeyiz, adaylık başvuruları ve mülakatları var.
Yakında adaylar belirlenecek.
Sürpriz mi beliyorsunuz?
Su katılmışlarla, su katılmamışların mücadelesi insanlık tarihi boyunca hep var olagelmiştir.

Dileriz ki ülkenin, kentlerin en iyileri listelere girer.