Tarihin, hakkın, hakikatin,  tarafında kalabilmek

Vedat Kahyalar

Zaman değişir, güç el değiştirir; fakat insanın gerçek değeri, tarihin ve hakikatin doğru tarafında durup duramadığıyla ölçülür.

“Tarihin ve hakikatin doğru tarafında kalmak, insan olmanın, iman etmenin en ağır ama en yüce sorumluluğudur.” 

Çünkü tarih, yalnızca kazananların yazdığı bir kronoloji değil; aynı zamanda insanlığın vicdan terazisidir. Güçlü olanın değil, haklı olanın kim olduğuna dair nihai hüküm çoğu zaman zamanın süzgecinden geçerek verilir.

Tarih boyunca niceleri güçlerinin sarhoşluğuyla kendilerini mutlak ve dokunulmaz sandılar.

Firavunlar, Nemrutlar, Sezarlar, şahlar, krallar mutlak güç vehmiyle hareket ettiler. Dönemlerinde korku saldılar, itaat topladılar, hatta alkışlandılar. Fakat zaman ilerledikçe onların isimleri zulümle anılırken; karşılarında duranların isimleri onurla, direnişle ve hakikatle birlikte zikredildi. 

Hz. Musa’nın karşısındaki Firavun bugün bir ibret sembolüyken, Musa bir özgürlük ve adalet çağrısının temsilcisidir. Güç ile hakikat arasındaki bu gerilim, insanlık tarihinin değişmeyen sahnesidir.

Hz Muhammed AS, Mekke oligarşisine karşı durup, hakim köle düzenine, zulüm düzenine LÂ dediğinde yanında olanlardan olurmuydun? 
Şehrini, mallarını, sevdiklerini bırakıp onunla hicret eder miydin ?

Ya peygamberin Gadir Hum'da onbinlerce sahabeyi toplayıp, kendi mevlalığının* yanına layık gördüğü Ali'yi yalnız bırakırmıydın ?

Hz Ali'nin ugradığı haksızlıklar, yaşadığı ihanetler onu asla hakikatin yanında durmaktan alıkoyamadı.
Hz.Ali; "Boğazımda kemik, gözümde diken vardı; sabrettim.” diyordu. Nehcü’l-Belâğa’da. (Şıkşıkıyye Hutbesi).

Ya Hz. Hasan'ın olgunluğu ve vakarı?  

Hz Hüseyin de, tüm sevdiklerini bir bir kaybetmişti kerbela'da. Hepsi hakkın/hakikatin tarafında kalmak uğrunaydı. Islam toplumu nüfus olarak milyona yaklaşmışken 73 kişiyle vuruşmuştu hakikat düşmanlarıyla. 

Hz Zeynep'i de unutma ?Peygamber kızları ve çocuklarıyla sehir şehir rezilce dolaştırılıp tarihin alçak figuranları tarafından zafer göstergesi olarak sergilenirlerken asla teslim olmamışlar, hakkı haykırmışlardı.
Peygamber evlatları, dostları ve has bağlıları hep tarihin dosdoğru ve hakikat tarafında yer aldılar.

Modern çağda da manzara farklı değildir. 20. yüzyılda totaliter rejimlerin arkasında milyonlar yürüdü; fakat bugün insanlık, zulmün değil direnenlerin tarafında yer almayı bir erdem sayıyor.

 Güney Afrika’da apartheid rejimi yıllarca hukuki meşruiyet iddiasıyla ayakta kaldı; fakat hakikat Nelson Mandela’nın hücresindeydi. 

Berlin Duvarı yıkıldığında yalnızca bir beton blok değil, hakikate sırt çeviren bir zihniyet de çöktü.

Bugün Gazze'de, Filistin'in tamamında, Lübnan'da, Çin Türkistan'ında, Sudan'da, Myanmar'da, Bosna'da,Çeçenistan'da yaşanan soykırımlar, cinayetler, işgaller, sivillere karşı işlenen suçlar tüm dünyanın gözleri önünde, adeta naklen izlenirken tarafsız kalmak , sessiz kalmak, cılız kınamalarla günü geçiştirmek tarihin en kötü ve yanlış tarafında olmaktı.

Hakikatin tarafında kalmak çoğu zaman bedel gerektirir. 

Çoğunluğa karşı azınlıkta kalmayı, konforu terk edebilmeyi, hatta yalnızlaşmayı göze alabilmek kimlere nasib olur? 

Uhud’da ganimet uğruna yerini terk edenlerin kısa vadeli kazancı, uzun vadeli bir ibret sahnesine dönüşmüştü. Bu örnek, dünyevî çıkar ile ilkesel duruş arasındaki tercihin her çağda yeniden yaşandığını gösterir.

Bugün de soru aynıdır: Gücün, çıkarın ve popüler rüzgârların mı yanında duracağız?

Yoksa zamanın; hlak, adalet, merhamet, liyakat, ekonomi testinde negatif tarafında mı yer alacağız?

Tarih, geçici galibiyetleri değil; kalıcı doğruları kayda geçirir. İnsan için asıl mesele, alkışın tarafında değil, hakikatin safında kalabilmektir.

Çünkü nihayetinde zaman değişir, dengeler değişir, iktidarlar değişir. Değişmeyen tek ölçü, insanın hangi tarafta durduğudur.

*Mevlâ” sözlükte; dost, yardımcı, koruyucu, sahip, efendi, yetkili, lider, yönetici, siyasal ve dinî otorite sahibi” demektir.