Turunç Kokulu Şehir

Yaşar Erkmen

“Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.”
Ahmet Arif’in bu güzel dizesi ne çok şey anlatır bize. İçindeki derin anlam kuyusunda ne çok duygu barındırır. İçerideki yaşamı, dışarıya olan özlemi, sevinci, sevinçle yaşamayı, sevgiyi, sevgiliyi, memleket özlemini ne de güzel anımsatır, duyumsatır insana, insani duygulara sahip olanlara.

Depremden kaçıp da sığındığımız uzaktaki dağlardan kürkçü dükkânına üç gün önce döndük. Bu kış kıyamette Torosların eteğindeki yayla evimizde tam bir ay, Halikarnas Balıkçısı gibi gönüllü sürgün hayatı geçirdik. Bu bir aylık süreç, tecrit edilmiş bir yaşam gibiydi. Çok seyrek de olsa çevrede, depremden tırsıp da kaçan bizim gibi yaylacı depremzedeler görebiliyorduk.

Gündüzleri havanın açık ve güneşli olması, baharın erken geleceğini müjdeliyordu. Her gün bahçeye indiğimde ilk işim erik, badem ve kayısı ağaçlarına yakından bakmak, onları incelemek oluyordu. Yazın her sabah, bahçesinde gördüğümde doktor komşumun söylediği sözler aklıma geliyordu.

“Vizite (hasta ziyareti, kontrolü) çıktım. Hasta mı sağlıklı mı diye ağaçları kontrol ediyorum.” dediği gibi ben de her gün sabah olmasa da her öğle saatinde vizite çıkıyordum. Benim derdim, ağaçların sağlığıyla ilgili değildi. Ben bir işaret, bir iz, bir belirti, bir alamet arıyor ve bekliyordum bu ağaçlardan. Son günlerde erik ağacının dallarında görülen sayısız tomurcukların patlamasını, tepeden tırnağa bir gelin gibi beyazlara bürünmesini görmek istiyordum. Badem ve kayısının da erikle gizli bir rekabet içinde olduklarını görebiliyordum. Adana’ya döneceğim Nevruz gününe kadar bahçemde umutla ve heyecanla beklediğim renk cümbüşünü, telli duvaklı gelin alayını bir türlü göremedim. Oysa Orhan Veli, bu duyguları yaşamış ve yaşadığı o duyguların etkisiyle yazdığı kısacık şiiriyle bize de yaşatmıştı.

“Deli eder insanı bu dünya;
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç.

O duyguları yaşatmak için rekabet içinde olduğunu sandığım ağaçlar hakkında ne yazık ki yanılmışım. Beklentime inat, çiçeklerinin açtığını bana göstermemek için eylem birliği içinde direniyorlardı sanki. Bu asi ve aksi ağaçların nazını, tuzunu çekmek yerine, onları şişkin egolarıyla baş başa bırakıp özlediğimiz kente, Adana’mıza döndük.
Adana, sokakları turuncu kokan bu kadim şehir, daha geldiğim ilk gün beni mis gibi turunç kokularıyla karşıladı. Biraz da kaşları çatıktı sanki. Şehrin, sokağın dururken yaban ellerde baharı arıyorsun. Al sana bahar, en alasından der gibiydi.

Gerçekten de Adana’ya bahar gelmişti. 6 Şubat’ta, hüzün gelip baş köşeye kurulmuşken, bugün yerini yavaş yavaş sevince bırakıyordu.

Şu, yukarıda gördüğünüz turunç ağacının marifetine bir bakın hele! Daha meyvelerini dökmeden çiçeğe durmuş bütün dalları. Adana mest olmuş, başı dönüyor çiçeklerin kokusundan.

Güzel şehir, kadim şehir!
Hiçbir şehrin güzelliği yaklaşamaz senin mart-nisan güzelliğine!..