Ünsüz Ünlülerden Biri: Adanalı… Eli Sopalı Meryem Teyze; Bir Vefa Borcu

Muzaffer Özen

Yaşarken hiç önemsenmeyen insanlar öldükten sonra kıymete binerler nedense.Kelse sırma saçlı, körse kömür gözlü olarak anılırlar akla geldiğinde..

Sanatçı, müzisyen,film,dizi,moda yıldızları,sosyete tipleri,siyasetçi,yazar-çizer takımının eşitlendiği ölümde  bile anımsanması farklı oluyor nedense.

Ünlü olanlar anılırlar..kutsanırlar ölüm yıldönümlerinde..

Magazine malzeme olmayan sıradan ama renkli tipler vardır çevrelerinde.Akla gelmezler hiç öldükten sonra..

Çünkü onların çorap değiştirir gibi sansasyonel aşkları yoktur argo dalaşlı  televizyon ekranlarında da görünmez onlar .

İşte bunlardan birini anımsayacağız bir vefa borcunun karşılığı olarak bugünkü yazımızda; ünsüz ünlü Meryem Teyze...

Ben gibi Barajyolu sakinlerinden olan Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mustafa Günay hocam,çaylı bir söyleşide ,önmüzden gelip geçen  Meryem Teyzenin öyküsünü yazıp yazmayacağımı sormuştu bana..söz vermiştim ben de yazacağıma dair..işte o sözü yerine getiriyor ve öyküye başlıyorum.

 

KARINCA ORDUSUNUN BİR NEFERİ

Behçet Aysan bir şiirinde şöyle der:

"İner şafağın alacasında/karıncalar ordusu/şehre/kenar mahallelerden/yürüyerek ve trenle..."

Temizlikçi, çamaşırcı, çocuk bakıcısı kadınlar; merdiven altı ucuz emekçi genç kızlar düşerlerdi  ellerinde azık torbalarıyla  ezan vakti köpeklerin sahiplik yaptığı yollara...Hele o çocuklar!.. simitçi, tartıcı, gazeteci, mendilci çocuklar...ellerindeki  iki zeytinli  bayat ekmeği dişleyerek uykulu gözlerle düşerlerdi ekmek parası peşine...

 ELİ SOPALI MERYEM TEYZE

Bu karınca ordusunun 1960'lı yıllarda  garip bir   bir savaşçısı vardı... Meryem Teyze.. Çınarlı mahallesi sakiniyken Dörtyol, Küçüksaat kaldırımlarında tanımıştım onu...on yaşındaydım o sıralar.. omuzuna astığı gazetelerle mekan tutardı Adana kaldırımlarını...piyango bileti de satardı umut peşinde koşanlara...yıllar sonra Yenibaraj mahallesinde,aynı sokakta komşu olacağım hiç aklıma gelmemişti doğrusu  ..her gün birkaç kez karşılaşırdık  onunla...başında külahı, omuzunda bezden çantası, elinde sopası ve iki dudağın arasında tüten sigarasıyla ilginç bir komşumuzdu Meryem Teyze.

Ağzındaki külü uzamış sigarayı gören bazı haytalar "sümüğün akmış Meryem Teyze" diye onu kızdırır, karşılığında okkalı sözler duyarlardı gülmek için...onun sopasını yemek hoşumuza giderdi..karşılaştığımızda "bir lira  ya da bir sigara ver" der,vermeden geçerseniz sopasını hissederdiniz kolunuzda.. insaflıydı ama kuvvetli vurmaz, yumuşakça  dokunurdu vücuda..

Elindeki sopayı sallayarak kaldırımlarda yürürken tanımayan kişiler,özellikle kadınlar ve çocuklar kenara çekilirdi sopasından korktukları için..

Lokantalarda bedavadan karın doyurur , kafelerde ikram edilen sigarayla çayını yudumlardı anlaşılmaz seslerle mırıldanarak...o, Barajyolu'nun imtiyazlısıydı çünkü belleklere kazınan..

Saf acıyı tatmış biriydi o...bir yıl içinde eşini ve üç evladını kaybetmenin hüznü derin çizgiler oluşturmuştu yüzünde...dermansız bir çırpınışla  atardı yılların acısıyla harmanlanmış yüreği...zaman durmuştu onun için..anlamı yoktu doğan güneşin,güle aşkını anlatan bülbülün.

SOPA ÖZLEMİ ÇEKENLER

Elindeki sopayla ünlenen Meryem Teyzenin sopasını sırtında hissedenler  üye sayısı on bini aşan Facebook sayfası açtılar...Gazeteler Meryem Teyzeden bahseder oldu..AVRUPA, YAKASI,RECEP İVEDİK filmleriyle REKLAM kliplerinde  oynaması için sosyal medyada kampanyalar bile düzenlendi..yurt dışından çoğu kişi Meryem Teyzenin sopasını özlediğini paylaştı sosyal medyada..birisi, "Yurda geldiğimde "ilk işim onun sopasını yemek olacak "dedi iletisinde ..

Bütün bunlardan habersizdi kuşkusuz Meryem Teyze  kuşkusuz...acılar yumağı yüreği  ve akıtamadığı gözyaşlarıyla taşıdığı emanet canın yükümlülüğüyle ağır ağır yürürdü kara taşlar üzerinde.

 

DELİ Mİ VELİ Mi?

Bir gün eşimin rahatsızlığının verdiği sıkıntıyla dalgın dalgın yürürken sokakta karşılaştık kendisiyle.. Beni durdurarak bir lira istedi..ceplerimi yokladım.. Bozuk para yoktu.. Beş lira uzattım almadı.. "bir sigara ver" dedi. "sigara içmiyorum" dedim.. Sopasıyla omuzuma dokundu.. "O iyileşecek" dedi.. Anlamamıştım.. Kim için söylemişti bu sözü... Geçen zaman içinde eşimin iyileşip, Sağlığına kavuşması beni Meryem Teyzenin  sözlerine aldı götürdü .

Meryem Teyze zaman ötesinden konuşan bilge biri gibi büyüdü gözlerimde.. Herkesin deli diye takıldığı Meryem Teyze "veli olabilir miydi?" diye düşünmeye başladım o sıralar...

 

SON PERDE

Adına Covid -19 denilen salgınla gelen yasaklar ve kapanmalarla Meryem Teyze görünmez oldu bir daha Yenibaraj mahallesinin  kaldırımlarında..

İnce,çarpık bacakların üstündeki zayıf vücudunda taşıdığı emaneti asıl sahibine teslim ettiğini duyduk bir süre sonra..

Bir kadın ölmüştü yüreği yaralı...bülbül de umursamadı ölümünü gül de dökülürken hazan yaprakları yere..

"Orada duruyorsun/fırtınalar tanığımdır/terkedilmiş/beyaz ve nazlı/yorgun bir hallacın/attığı/yünler gibi dokunaklı.." diyor ya şair...aynen öyle..esmer ve yoksuldu...yalnızdı..kavrulmuş  otların külü gibiydi yanık yüreği..

Merhametsizliğin örümcek ağı gibi sardığı göçebe dünyaya veda etmişti...

Gülümsüyordu mekan tuttuğu buluttan evlerden yeryüzüne..

Sopasını sallayan bir öğretmen edasıyla  ders verir gibiydi fani dünyanın akıllı geçinen delilerine.

Rahmeti daim,mekanı cennet olsun..

Not: Fotoğraflar Adana’nın Eski Fotoğrafları Grubu’nun sayfasından alınmıştır.