Yapılan Beyin Değil, Karakter Göçüdür!

Erol Aydın

Gelişmekte olan ülkelerin kadim sorunlarından birisi de beyin göçüdür. Yani yetişmiş, eğitimli, kalifiye insanların daha iyi şartlarda çalışmak/yaşamak amacıyla gelişmiş batı ülkelerini tercih etmeleri beyin göçü olarak ifade edilmektedir.

Bu kaçışın kök nedenlerine baktığımızda ise;

  • Mezun olduğu bölüm için iş ve istihdam alanlarının bulunmaması,
  • Branşla ilgili iş bulunsa bile ücretlerin düşük olması,
  • Sosyal, ideolojik ve siyasi sıkıntıların olması,
  • Fırsat çeşitliliği, kendini geliştirme imkânları olarak özetlenebilir.

Aslında daha iyi bir yaşam ve konfor uğruna ülkeler terkedilmektedir. Kendi ülkesinde kalarak bütün dezavantajlara rağmen mücadele etmek için karakter gerekmektedir. Kendisini o topluma ait hissetme, sadakatle gelecek adına elini taşın altına koyma nefislere zor geldiği için işin kolayına kaçılmaktadır. Burada gerçekleşen aslında beyin göçü değil, karakter göçüdür. Bilişim çağı ve global kültür üniter devlet yapılarını aşındırdığı için yeni nesiller bireysel olarak hareket etmekte bir mahsur görmüyorlar. Dünya vatandaşlığı gibi bir ucube düşünceyle sadece kendilerini düşünmenin bir neticesi tecelli etmektedir.

Beyin göçü konusunda bir husus bütün olumsuz algıları bir nebze haklı gösterebilir. O da yurtdışında kendisini geliştirip yeterli olgunluğa eriştiğinde ülkesine dönmek bu konuda savunulabilir bir tez olmaktadır. Bu durumda ise size yatırım yapan ülke, tersine göçe karşı çıkacaktır. Gidenlerin geri döndüğü görülmediği için bu sadece hoş bir hülya olarak bize teselli olarak kalacaktır.

Beyin göçü konunda şuna da razıyız fakat bazen onu bile elde etmek mümkün olmamaktadır. Giden eleman uluslararası bir başarı ile ve milliyetini öne çıkararak dışarda kültür elçiniz olabilir. Fakat karakter olmayınca, zayıflayan aidiyet duygusuyla kendi kültürüne yabancı hatta onu aşağılayan bir mahlûkatın ortaya çıkması da olasıdır. Kendi insanına yabancı, hatta düşman ve onun aleyhinde faaliyet gösteren örneklere de görülmüştür.

Bütün bu olumsuzluklara meydan vermemek adına neler yapılabilir konusuna eğilmek gerekmektedir. En başta üniversite ve sanayi ile işbirliği yapılarak ihtiyaçlar belirlenmelidir. İhtiyaç olmayan veya alanı olmayan bölümler açılmamalıdır. Üniversiteden mezun olan insanların % 70’i branşının dışında çalışıyorlarsa burada sıkıntı olduğu kesindir. Planlama, koordinasyon ve eşgüdümle eğitim konusu ele alınmalıdır. Başlangıç için bu yeterli olmakla birlikte bu meseleyi halletmeden diğer hususlara geçilmemelidir.

Sonuç olarak; rekabetin en önemli aktörü olan kalifiye insanların beyin göçüyle heba edilmemesi esastır. Bunun karakter göçüne dönüşmemesi adına da özümüze dönmek, hasletlerimizi güçlendirmek ve de değerlerimize sahip çıkmak gerekmektedir. Böylece ülkelerin kıt olan kaynakları da verimli bir şekilde değerlendirilmiş olunacaktır, bu da az şey değildir.

Esenlik dileklerimle,

Erol Aydın