Yiyin Efendiler Yiyin!

Yaşar Erkmen

            Kimi insanlar vardır ki kolay sahip olduklarının etkisiyle kendini kaybedip bambaşka bir insan oluverirler. O tür insanlara çevresindekiler boşuna, “Kendine gel! Aklını başını topla!” demezler.

Okuyan insan, aklını işlevsel kullanır. Daha mantıklı, daha duyarlı, daha vicdanlı olur. Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan ise daha kurnaz, daha vurdumduymaz ve daha çıkarcı olur. Bu yüzden okuyanlar, düşünce üretenler yanlışın, haksızlığın karşısında durdukları için doğal olarak muhalif olurlar. İktidardan faydalanmak yerine, onu, adaletin ve demokrasinin alanına çekmek isterler. Bunun için bedel ödeseler de her zaman başları dik ve alınları paktır.

Bizde siyasetle uğraşanların çoğunluğu kurnazlar sınıfına girer. Yasa yapıcılar da kendileri olduğu için “Rabbena hep bana!” derler. Seçilmek için can atarlar, dökülürler, saçılırlar; seçildikten sonra da toplamaya çalışırlar. Yatı, katı, malı mülkü olmayan, çulsuz kaç vekil tanıyorsunuz? Dolgun maaşları yetmezmiş gibi birçok ayrıcalıklar ve bir kez seçilince de emeklilik vs. Bu konuda toplumsal çürüme mi yoksa halkın feraseti mi dersiniz, şöyle bir atasözü de dilimize yerleşmiştir: Devletin malı deniz, yemeyen domuz!

Yazıya başka amaçla başlamıştım ama yan odadaki televizyonda başlayan haberler dikkatimi dağıttı ve yazının konusu gündeme evrildi. Haberlerin ana konusu fon vurgunuydu. Düşüncelerim bu girdabın içinde kayboldu. Konu kendiliğinden fonzilere (fon vurguncuları) ve fonzedelere (fon mağdurları) dümen kırdı.

Okumayan kurnaz insanlar, görgüsüzlükleri ve kırdıkları potlarla kolay fark edilir. Okuyan ama vicdanlı, erdemli olmayan kurnaz insanlar ise en tehlikeli olanlardır. İktidarlar bunlar için uygun alanlardır. Yandaş olup büyük vurgunları bunlar yaparlar. Siyasi tarihimizde böyle açgözlü kan emiciler çoktur. Fon skandalının içindeki kişiler de bu tür kurnaz kişilerdir. Gerçek niyetlerini gizleyip vurgun peşinde koşan sülüklerdir. Şu söz, sanki bunlar için söylenmiştir: Ele verir talkını kendi yutar salkımı.

Osmanlı’nın son dönemlerinde, İttihat ve Terakki yönetimindeki yolsuzlukları anlatan ve ülkeyi soyup soğana çevirenlere yönelik Han-ı Yağma şiiri, 1912’de Hürriyet Şairi Tevfik Fikret tarafından yazılmıştır. Üzerinden 114 yıl geçmiş ama ne yazık ki batı cephesinde yeni bir şey yok! Aynı tas aynı hamam! Milletin vekil olarak seçtiği bazı kişiler huylarından vazgeçmemiş. Şiir, günümüzün fonzilerine yazılmış gibi güncelliğini koruyor.  Bu da yolsuzluğun, hırsızlığın daniskasının yapıldığı adresin değişmediğini gösteriyor. Geçen yüzyılda yazılmış bir şiirin günümüzü anlatıyor olması bunu gösteriyor.

Bakalım iktidar ve yargı, muhalefete yaptığı gibi aynı kararlılık ve sertlikle olayın üstüne gidecek, adaleti sağlayacak, vicdanları rahatlatacak mı? Senin adamın, benim adamım demeden kanserli organı kesip atabilecek mi? Yoksa olayı örtbas etme yolunu mu seçecek?

İkinci yol seçilirse halkın adalete olan inancı ve güveni aşınmaya devam eder.

Bu durumda fonzedeler, “Han-ı Yağma”  şiirinin en çarpıcı dizelerini beddua niyetine dillerinden düşürmezler artık:

“Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”