1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Arınç’ın Sinsi Teklifi
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Arınç’ın Sinsi Teklifi

A+A-

Erdoğan’ın Arınç’tan neden vazgeçemediği ve onun hangi günlerde işe yarayacağını iyi hesapladığı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Bir zamanlar Baykal yapardı bunu. ‘Yüksek siyaset’ aşkıyla kritik momentlerde Erdoğan’a panzehir olurdu. Sanki karşısındaki bunu haketmiş ve aynı şekilde mukabele etmiş gibi. Yakınlarda kaybettiğimiz için ardından daha fazla konuşmayalım. Özgül ağırlığından yanına yaklaşılmayan Arınç şimdi durumdan vazife çıkarmış görünüyor. Depremin altında kalmış Erdoğan’a tutunabilmesi için bir İngiliz sicimi atıyor. 

Devlet çökmüş, organize olamamış, enkaz altında kalanlara çok geç ulaşmış gibi söylemler salt ‘aşırıların’, ‘marjinallerin’ değil deprem bölgesinde yaşayan her hangi bir insanın da söylemi. Devletin olması gereken zamanda ve yerde olmadığı daha düne kadar iktidarın ideolojisinin içinden konuşan insanların dillendirdiği bir gerçek. Bu söylemi dillendirdiği için suçladığınız, hakaret ettiğiniz, parmak salladığınız insanlar düne kadar size oy veriyordu. İktidara en muhalif olanlar bile bu kadar acze düşülebileceğini  öngörmemişti. İktidarın kadiri mutlaklığına inanmaya devam edenlere bir sözümüz yok. Kendi hayal dünyalarında, kafalarındaki komplolarla yaşamaya devam edebilirler. 

Arınç kurnaz ve deneyimli bir siyasetçi olarak ortaya çıkmanın tam sırası diye düşünmüştür. Erdoğan sessizliğe çekilmişken, depremin büyüklüğü ve ortaya çıkan felaketin korkunçluğu karşısında sinmişken ‘özgül ağırlığımı konuşturmanın’ vakti geldi demiştir. Erdoğan’ı da böyle bir ruh hali iktidara getirmişti. Ne 28 Şubat’ın yol açtığı mağduriyetler ne de şiir okuduğu için almış olduğu ceza Erdoğan’ın önündeki engelleri kaldırmıştı. Marmara depremi siyasal sistemin iflasını tek başına tescillemişti. Ülkenin en gelişmiş bölgesini etkisi altına alan deprem vatandaşı siyasal partiler sisteminden soğutmuş ve yeni bir arayışa sürüklemişti. Arkasından gelen kriz ise tuzu biberi olmuştu. Şimdi de benzer bir konjonktürün içinden geçildiğini kim inkar edebilir? Derin bir ekonomik kriz ve üstüne gelen büyük bir felaket. 

AKP liderliğinin böyle bir dönemde aklına gelecek ilk şey yaklaşan seçimlerden nasıl kurtulacağını hesaplamak olmuştur. Hazinenin vaktinde yapılacak bir seçimi kaldıramayacağını tarafsız olanlar bile söylüyordu. Şimdi ise deprem felaketinin yol açtığı yeni durum bu şartlarda girilecek bir seçimin hezimetten farksız olacağını AKP liderliğine dank ettirmiş olmalı. Bunun için depremin acılarını unutturmaya, gözlerden saklamaya ihtiyaçları var. 2015 Haziran seçimleri ertesinde de böyle hazırlıksızdılar. İmdatlarına Baykal, Bahçeli ve istikşafı görüşmeleri lüzumsuzca uzatan CHP liderliği yetişmişti. 

Şimdi böyle bir konjonktürde değiliz. Erdoğan belki de tarihinin en zor dönemini yaşıyor. Bütün devlet aparatı elinin altında olduğu halde Erdoğan bu aygıtı çalıştıramıyor. İcrayı hızlandıracağı, yürütmeyi etkin kılacağına inanılan tek adam rejimi sistemi daha büyük bir krize sürükledi. Çünkü bir eyyamcılar kastına dönüşmüş bürokratik cihazın kendisi olağanüstü şartlara rağmen harekete geçmek için en yukarıdan talimat bekliyor. Kendi başına harekete geçme, inisiyatif alma ve sorun çözme melekelerini yitirmiş. Bahçeli bile Erdoğan’a ip atmamak için bilinçli bir suskunluğa giriyor. Erdoğan’ın deprem bölgesindeki ziyaretlerine eşlik etmemesi manidardır. Sinan Ateş cinayetinin failinin yakalanmış olması, verdiği bilgiler ve Erdoğan’ın bunları MHP liderliğine karşı el altında tutma isteği tarafları temkinli bir pozisyona itiyor olmalı. Bunlardan bağımsız biçimde özveriyle yardım konvoyları oluşturan, dayanışma ağları kuran insanlara parmak sallamaktan başka birşey yapmayan Bahçeli’nin bu aşamada Erdoğan için yapabileceği pek birşey de yok. Çünkü deprem yerlilik ve millilik altında yurttaşa sürekli sopa gösterenleri de enkazının altına aldı. Hepsini birer zombiye dönüştürdü. Zombi siyaseti yaptıklarının farkında bile değiller. 

Kılıçdaroğlu daha ikinci gün Yenikapı’da düştüğü yanılgıya düşmeyeceğini ilan etti. Tarafsızlık pozu altında milli birlik vaazları verenlerle arasına net bir çizgi çekti. Erdoğan’la aynı yerde hizalanmayacağını, meseleyi siyaset üstü kabul etmediğini ilan etti. Kılıçdaroğlu umarız bu çizgisini sürdürür ve etrafından gelen aynı boyda hizalanma telkinlerine kulak vermez. Depremin altında kalan iktidar bu gelişmeler karşısında yalnızlaşmış ve muhalefettende alıştığı desteği alamamış gözüküyor. Bir felaket anında mağdurların konuşmaya başlaması, yılların alışkanlıklarından bir anda kurtulmuş olmaları ve toplumun dayanışma ağlarının herkesten önce yanlarına gelmesi bir bilinç sıçramasına neden oluyor. Tıpkı Gezi’de olduğu gibi toplum iktidarın dilinden uzaklaşıyor.  Gezi halkını birleştiren ortaklık gelişmiş bir yurttaşlık kültürü ile sekülerlikti. Depremin vurduğu bölge halkı iktidara çok yakın bir tavır ve dile sahipti. İktidar açısından en sıkıntılı şeyde doğal tabanının kendinden uzaklaşması. 

Arınç tipik bir yerli-milli söylemle siyaseti paydos edelim ve tatile gönderelim diyor. Aristoteles insan zoonpolitikon’dur demişti yani siyasal insan. Siyasetsizlik hep siyaset yapan muktedirlerin işine gelmiştir. Defter tutarak, parmak sallayarak siyasetin dik alasını yapanlar toplumun siyaset yapmasından korkuyor. Haklılar çünkü buna alışmamışlar. Sadık bende olarak gördükleri insanların kendilerini yuhalamasını kabullenemiyorlar. Muhalefet büyük bir sınavla karşı karşıya. Seçimlerin zamanında yapılmaması demek iktidarın değişebileceği umudunu toprağa gömmektir. Birkez bu yol açıldığında iktidar bunu ‘su yolu’ haline getirecektir. Canının  istediği zaman seçime gitme hakkını iktidara tanımak Türkiye’deki rejimi başka bir faza sıçratacaktır. Bu konuda atılacak en küçük bir geri adam telafisi zor sonuçlar doğuracaktır. Abdülhamit’in kapattığı parlamentoyu açmak ve Anayasayı yürürlüğe koymak için otuz üç yıl beklenmişti. Arınç’ın ‘anayasalar kutsal metinler değildir’ söylemini ciddiye almak cehenneme glden yolu kendi ellerimizle döşememiz demektir. Bu sayede ülke de jure yaşadığı olağanüstü hali anayasal bir norma dönüştürmüş olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar