
Çevre bakanlığı eski müsteşarı bilim insanı Öztürk’ten Adana için kritik uyarı; “Sulama kanallarındaki su kullanılamaz”
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Adana’daki sulama kanallarında ölçülen kirlilik değerlerine dikkat çekerek bu suların tarımsal sulamada kullanılmaması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Avrupa’dan Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarları ile geri dönüşüm tesislerinin çevresel etkilerine ilişkin verileri paylaşırken, Adana’daki sulama kanallarında tespit edilen kirlilik değerlerine de dikkat çekti.
Öztürk’ün aktardığı verilere göre, Avrupa ülkeleri 2025 yılında toplam 698 bin 915 ton plastik atığı Türkiye’ye gönderdi ve bunun karşılığında Türkiye’deki geri dönüşüm firmalarına 193,2 milyon dolar ödedi. Plastik atık tedarikinde 126 bin 552 tonla Almanya ilk sırada yer alırken, Birleşik Krallık 124 bin 915 ton, Belçika ise 85 bin 737 tonla öne çıktı.

2026 yılının nisan ayı itibarıyla da plastik atık girişinin yüksek seviyesini koruduğunu belirten Öztürk, verilerini açıklayan ülkelerden Türkiye’ye yaklaşık 14 milyon dolar değerinde 70 bin 260 ton plastik atık gönderildiğini kaydetti.
Geri dönüşüm tesislerinin atık sularına dikkat çekti
Prof. Dr. Öztürk, ileri kademe arıtma sistemine sahip olmayan geri dönüşüm tesislerinden kaynaklanan atık suların mikroplastik kirliliği açısından ciddi risk taşıyabileceğini belirtti. Paylaştığı değerlendirmede, her bir metreküp atık su içerisinde milyarlarca plastik parçacığın alıcı ortama ulaşabileceğine ilişkin bilimsel tahminlere dikkat çekti.
Filtreleme sistemlerinin mikroplastik salımını azaltabildiğini ancak tamamen ortadan kaldırmadığını belirten Öztürk, bölgede bulunan sulama kanallarının da bu kirlilikten etkilenebileceğini ifade etti.

Adana’daki ölçümlerde çarpıcı sonuçlar
Adana-1 olarak adlandırılan sulama kanalındaki analiz sonuçlarını değerlendiren Öztürk, birçok parametrenin kabul edilebilir değerlerin üzerinde olduğunu bildirdi.
Öztürk’ün paylaştığı ölçümlere göre, suda iletkenlik değerinin 1258 µS/cm seviyesinde olduğu, çözünmüş oksijen miktarının ise 0,32 mg/L olarak ölçüldüğü belirtildi. Bu değerin, referans alınan 6 mg/L seviyesinin oldukça altında olduğuna dikkat çekildi.
Öztürk, düşük çözünmüş oksijen seviyesinin sudaki yoğun organik kirliliğin ve oksijensiz koşulların göstergesi olduğunu ifade etti.
KOİ değeri 788 mg/L ölçüldü
Öztürk’ün üzerinde durduğu en önemli değerlerden biri de Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) oldu. Ölçümlerde KOİ seviyesinin 788 mg/L olarak belirlendiğini aktaran Öztürk, bu değerin temiz veya az kirlenmiş sularda görülmesi gereken seviyenin çok üzerinde bulunduğunu kaydetti.
Türkiye’de kullanılan su kalite sınıflandırmalarına göre yüksek KOİ değerlerinin ciddi kirliliğe işaret ettiğini belirten Öztürk, 788 mg/L seviyesindeki suyun atık su karakteri gösterdiğini savundu.
Ölçümlerde toplam fosforun 3,6 mg/L, toplam sülfürün ise 20 mg/L seviyesinde tespit edildiğini aktaran Öztürk, bu değerlerin de kabul edilebilir sınırların üzerinde bulunduğunu ifade etti.
“Tarım arazileri bu sularla sulanmamalı”
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sulama kanallarındaki yüksek organik yükün tarımsal üretim açısından da risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Yüksek kirlilik taşıyan suların toprak yapısını bozabileceğini, bitki köklerinde oksijensiz koşullar oluşturabileceğini ve uzun vadede verim kaybına yol açabileceğini belirtti.
Yüksek sülfür içeren suların bitki kökleri üzerinde toksik etki oluşturabileceğini, toprağın mikroorganizma dengesini bozabileceğini ve sulama sistemlerinde korozyon ile tıkanmaya neden olabileceğini kaydeden Öztürk, bu nedenle kirli suların doğrudan tarımsal üretimde kullanılmaması gerektiğini vurguladı.
Öztürk ayrıca, atık su karakterindeki sulama kanallarında hastalık yapıcı mikroorganizmaların bulunabileceğine dikkat çekerek, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bölgedeki çiftçileri uyarması gerektiğini ifade etti.
Akdeniz’e taşınan kirliliğe dikkat çekti
Bölgede yaklaşık 20 sulama kanalı bulunduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, bu kanallardaki kirleticilerin yalnızca tarım alanlarını değil, suyun ulaştığı Akdeniz ekosistemini de tehdit edebileceği görüşünü dile getirdi.
Öztürk, özellikle plastik atık geri dönüşüm tesislerinden kaynaklanabilecek mikroplastik ve kimyasal kirliliğin kontrol altına alınabilmesi için ileri arıtma sistemlerinin yaygınlaştırılması ve deşarjların sıkı biçimde denetlenmesi gerektiğini belirtti.



HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.