Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Diyarbakır Gezisi

A+A-

Türkiye'de iktidar olmayı ciddi olarak isteyen her parti bunun yolunun Diyarbakır'dan geçtiğini bilir. Diyarbakır'ın nabzını tutmadan, onayını almadan, ikna etmeden iktidar olabilmek mümkün değildir. Bir siyasal partinin ve liderinin iktidar olmak noktasındaki samimiyetinin turnusol kağıdı gibidir Diyarbakır. Bunun iki nedeni vardır: ilki örgütlü bir halk olarak Kürtlerin sayısal ağırlıkları. İster parlamenter isterse şimdiki sistemde Kürtler arasında kısmi de olsa bir siyasal ağırlık oluşturamamış bir siyasal hareketin iktidar olabilme şansı matematiksel olarak yoktur. İkincisi ise Kürt meselesi yalnız siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemli bir meseledir devlet açısından. Devlet Kürtler nezdinde karşılık üretememiş bir siyaseti ciddiye almaz. Kürtlerin siyaset dolayımıyla sisteme içerilmesi ve bunun da devletin kabul edebileceği ölçüler çerçevesine sığdırılması kritik önem taşır. Türkiye'yi yönetmeye talip olan siyasetçiler bu işin farkındadır. Mesut Yılmaz devri iktidarında ' AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer ' demek suretiyle veciz bir biçimde bunu ifade etmişti. Kılıçdaroğlu'da Diyarbakır gezisi öncesi ' demokrasinin yolu Diyarbakır'dan geçer ' diyerek meseleyi özümsediğini bildirmiş oldu. 

Kılıçdaroğlu'nun gezisi eleştiri tonu yüksek yazılarda dahi bir memnuniyet yarattı. İstisnalar dışında devletin çizgisine sadık bir yerden Kürt meselesine yaklaşan CHP açısından Diyarbakır çıkartmasının kendisi bile başlı başına önemli. Kılıçdaroğlu'nun daha önce ertelenmiş olan gezi programının içeriği bu geziye verdiği önemi yansıtıyordu. Demirtaş'ın babasının,  eşinin ziyaretleri, devletin gözünün önünde katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir elçi'nin eşine yapılan ziyaretler sembolik ağırlıkları olan ziyaretlerdi. Kılıçdaroğlu bu ziyaretlerle Kürt siyaseti ile partisi arasında oluşan güvensizlikleri törpülemeye çalışıyor. Sivil toplum kuruluşları ile yapılan toplantılarda kendisine sorulan soruların içeriği Kürt meselesine basit yaklaşılamayacağı uyarısını taşıyordu. Bu sorulara verdiği cevaplar sorunun üzerine eğilinildiğinin, meseleye basit yaklaşılmadığının ipuçlarını yansıtıyor. 

CHP açısından bu gezi bazı mesajları ihtiva ediyor. Altı parti ile kurduğu masanın tüm sınırlılığına karşılık Kılıçdaroğlu Kürtlerle kurduğu ilişkiyi biraz daha derinleştiriyor. Kürtler nazarında partisine karşı oluşmuş yargıları değiştirmeye çalışıyor. Örgütlerinin üzerine uzun süredir serpilmiş ölü toprağını da silkeleyerek partisini Kürtler nazarında bir siyasi temsile kavuşturmak istiyor. Atılan bu adımlar en çok Erdoğan'ı huzursuz ediyor. Çünkü CHP'nin Kürtlerle kurduğu ilişkinin gelişmesi, karşılıklı bir güven zemininin kurulmasının iktidarının sonunu getireceğini en iyi kendisi biliyor. Bu nedenlerle kendisi Kürt meselesinde sembolik bir adım atmaktan dahi kaçınsa da bölgedeki AKP'li siyasetçileri konuşturarak muhafazakar Kürtleri etrafında tutmaya çalışıyor. Ancak bu adımların yetersiz olduğu o kadar açık ki. Erdoğan anlaşılan o ki bu konuda şapkasındaki tavşanları seçim kampanyası sırasında çıkartacak. 

Kürt meselesi geldiği aşamada artık sembolik adımlarla geçiştirilemeyecek sınırların ötesine geçmiştir. Mesele sadece Kuzeyde yani Türkiye'de yaşayan Kürtlerle sınırlı olmaktan çoktan çıkmıştır. İktidara talip olan bir partinin ve siyasetçinin Kürt meselesinin bu çok yönlü dinamiklerini kuşatması şarttır. Kılıçdaroğlu şimdilik güçlü taahhütlerde, bağlayıcı ifadelerde bulunmadan sorunun varlığını kabul ettiğini, yok saymadığını, kayyumluk düzenine kesin olarak son vereceklerini ve siyasi nedenlerle tutuklanmış herkesin adil bir yargılama sonucunda tahliye olabileceklerini ve hasta tutuklu ve hükümlülere yapılan zulme son vereceklerini söylüyor. Her türlü çözümün merkezinin parlamento olacağını ve tüm adımların şeffaflık içerisinde atılacağını vaat ediyor. 

Kürtlerin devletle yürüttükleri müzakerelerin düzeyi düşünüldüğünde bu adımlar şimdi yaşadıkları ağır baskıyı üzerlerinden atma fırsatını yaratsa dahi yeterli değildir. Kürtler bunun gerisindeki bir taahhüde şüpheyle yaklaşacaklardır. Kürt meselesi her şeyden önce bir kolektif haklar sorunudur. Yerel iktidarın paylaşımı meselesidir. Kürtçenin önündeki tüm yasakların kaldırılması ve devletin anadilde eğitim konusunda sorumluluk üstlenmeye hazır olmasıyla ilgilidir. Uluslararası ve bölgesel bağlamı düşünüldüğünde Suriye'deki yeni statünün tanınıp tanınmayacağı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile kurulacak ilişkinin nasıl yürütüleceğiyle ilgilidir ve tüm bu bölgesel meselelerde de dünyanın büyük güçleri devrededir. Bu nedenlerle sembolik yaklaşımların ötesinde meselenin derinliğine kavranılmaya ihtiyacı vardır. 

Kılıçdaroğlu uzun yıllara yayılan tecrübesi ile bahsettiğimiz dinamiklerin farkında olduğu izlenimini veriyor. Ama kendi adaylığında ve seçildiği taktirde yeni bir sayfa açıp açamayacağı konusunda Kürt çevrelerinde derin tereddütlerin var olduğunu okuyor, duyuyoruz. Bu tereddüt kendisinden daha ziyade eski derin devlet kodları ile siyaset yapan ortağı İYİ partiden kaynaklanmaktadır. Bu partinin yetkilileri, sözcüleri atılan sembolik adımlara dahi tahammül göstermemektedir. İktidar olunması halinde de atılacak her demokratik adıma engel olacaklarının işaretini yoğun biçimde vermektedirler. Parti içinde bu meselede maraz çıkartanları önemli ölçüde tasfiye eden Kılıçdaroğlu'na asıl engeli dostlarımız demekten keyif aldıkları çıkartacak gözüküyor. 

Şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar