1. YAZARLAR

  2. İsmail Tekin

  3. EDEBİYAT İLE YAŞAMAK
İsmail Tekin

İsmail Tekin

Gazeteci Yazar

EDEBİYAT İLE YAŞAMAK

A+A-

ROMAN TARİHİNDE YASAK AŞKLAR  
AŞK – I MEMNU – BİHTER 

“ Bir kadın ki senden uzaklaşıyor, senden korkuyor demektir. Daha doğrusu sana karşı kendinden korkuyor demektir.”
Edebiyat eserini ( roman ) okurken ya da incelerken dönemin politik – sosyo ekonomik ve kültürel konumunu bilmekte yarar var. Birçok roman eserinin bu yaşanmışlıklar la ilintili olduğu bir gerçektir. 
Bu noktadan hareketle 1900 yılında yazılan Aşk-ı Memnu eserine bir göz atalım. Aşk-ı Memnu 1900 yılında yazılır 1925 tarihinde dili sadeleştirilir. 
Bilindiği gibi 1839 da ilan edilen Tanzimat Fermanı ciddi anlamda batıya kapı açmanın bir başlangıcıdır. Yenileşmenin de tarihidir. Batılılaşmanın bu önemli adımı edebiyat eserlerinde de kendini göstermiştir. Osmanlının “ Hasta Adam ” olarak adlandırıldığı bu dönem sonrası, 1853 – 1856 Osmanlı – Rus Kırım savaşı yenilgisi, 1878 yılı ( 93 Harbi ) Rusların İstanbul da Yeşilköy’e kadar gelmeleri, 1881 yılı Duyun-i Umumi ( genel borçlar yasası ) Osmanlı da çökmüş bir sistem ve felaket yıllarıdır. 
1876 yılında ilan edilen 1.Meşrutiyet kısa bir dönem devam eder. Yeni Osmanlılar ( Jön Türkler ) edebiyat eserlerinde 1870 yılı itibarıyla bir akım başlatırlar. II. Abdülhamit dönemi Otokratik - monarşik bir yönetime dönüşür. Hafiyecilik en yüksek düzeydedir. “ Kızıl Sultan ” olarak adlandırılan II. Abdülhamit Kadiri Tarikatına bağlıdır. Tarikatın tüm kurallarına uyar ve uygulatır. Güvenlik gerekçesi ile sarayını Dolmabahçe’den Yıldız sarayına taşır. 
Aşk-ı Memnu tam da bu çöküşten ve felaket yıllarından on iki yıl sonra yazılmıştır. Bütün bu gerçeklere rağmen romanın mekanı ve kişiler toplumdan soyutlanmış elit bir kesim ve onun çevresindekilerini konu edinir. 
Bugünkü Yeniköy sahilinde lüks bir yalı, yalıda yaşayan Adnan Bey, kızı Nihal, oğlu Bülent Yeğeni Behlül ve çalışanları bulunmaktadır. Roman da Adnan Beyin zenginliği ve lüks yaşamı nereden geldiği bildirilmiyor. Geliri hakkında bir bilgi yok. Yalıda hobi olarak oymacılık yapıyor. Ev hizmetini gören ona yakın kişi var. Yine yeğeni Behlül de işsiz güçsüzdür. Paraya ihtiyacı oldukça amcakızı Nihal den borç alır.( kadınlarla buluşmaya giderken )
Mekan olarak dar bir alan Adnan beyin yalısı, halanın oturduğu ada ( Adanın adı da belli değil ) birde piknik alanı olarak Göksu. ( İstanbul dediği Beyoğlu Tarlabaşı )
Roman Kalender de maun sandalla dolaşan,  Adnan bey ile başlıyor. Gelişme bölümü ailece gittikleri Göksu da devam ediyor. Behlül ve Bihter aşkı buradan alevlenir. Üç yüz altmış sekiz  sayfa olan ( Ema Yayıncılık ) romanda abartısız üç yüz sayfası Adnan Bey’in kızı Nihale ayrılmış. Okur karar vermekte zorlanıyor. Roman Bihter’imi yoksa Nihal’imi anlatıyor. 
Hemen belirtmeliyim ki; romanın Televizyonda gösterilen dizi ile çok fazla benzerliği ve yakınlığı yoktur. 
BİHTER
“ Maun sandalla çarpışmayı andıran bu rastlantılara o kadar alışmışlardı ki, bugün Kalender’den ( Yeniköy ile Tarabya arasındaki bir sayfiye ) dönerken yine onun adeta çarparcasına yakından geçişini fark etmemiş göründüler.”
Firdevs Hanım, kızları Peyker ve Bihter ile Adnan Bey ve çocukları hakkında konuşmaya başlarlar. Adnan Bey’in kime baktığı konuşulur. Adnan Bey elli yaşındadır. Kırk beş yaşına yaklaşan Firdevs Hanım kendisine baktığını ima eder. Büyük kız Peker ( 25 ) 
-    Anne, Bihter’e baktı, der.
Firdevs Hanım Melih Bey takımına ait bir kadındır. 
Melih Bey Takımı! Bu takımın İstanbul yaşamında ki durumu sağlam bir kurala dayanamaz. Geçmişe dayalı bir soyluluk yok, varlığı kuşkuludur. Tanına bir aile değildir. Yaşam tarihi bu aileye adını veren Melih Bey ile başlar. “Melih Bey takımı” ünvanı ailenin bütün ruhsal tarihini kapsar. 
İstanbul’un Anadolu sahilinde bir yalıda otururlar. “Melih bey takımı” ünvanı ile tanınırlar. Kadınların üstünlüğü ile ünlü bir takımdır. Boğaziçi’nin özel yaşamını simgeleyen Melih Bey’in yalısını hemen hemen herkes bilir. Şenlikleri, eğlenceleri, neşeli serüvenini yaşayan herkes Melih Bey yalısını parmakla gösterip “ Melih Beyin yalısı” derler. 
Firdevs Hanım; Melih Bey takımının en seçkin kadınıdır. Kırk beş yaşında özel ününde en çok payı olan bir yüzdür. Otuz yıldan beri on beş yaşından kırk beş yaşına dek bütün gezinti yerlerini en bilinen örneklerinden biridir. Gençlik kuruntusunun peşindedir. Firdevs Hanım, Melih Bey ile on sekiz yaşında evlenir. O günden itibaren Firdevs Hanım’ın beyi olarak isimlendirilir. Firdevs Hanım kocasız kalmamak için acele etmişti. Hoppa, güzel giyinen, eğlenmeyi seven koca bulmayı sadece harcamalarını karşılayacak cüzdan gibi gören bir kişiliğe sahipti. Ama Firdevs Hanım aldanmıştı, evlilikteki beklentilerinin hiçbiri karşılanmadı. Hayallerine kavuşamayınca Melih Bey’e düşman oldu. Acı bir pişmanlık duydu.
Kendi kendine;
-    O halde madem böyle olacaktı, niçin? der.
Artık evlilikte kocalık sıfatını Firdevs Hanım almış gibidir. Bir gün Melih Bey’in gözleri önünde Göksu da Firdevs Hanım’ın sandalına pembe bir zarfla birlikte bir demet çiçek atılır, kocası ilk kez kıskançlık kavgasına girişir, mektubu, çiçek demetini sorar. Firdevs Hanım kavgaya hazır.
-    Evet, dedi. Bir demet içinde bir mektup istersen okuya bilirsin. Daha yırtmadım. Fakat sonra? Ne olacak sanki? Halkı çiçek atmaktan, mektup yazmaktan alıkoyacak ben değilim. 

Sonra kocasına eğilir, parmağını sallayarak
-    Hem baksana sana salık veririm. Bana kıskançlık sorunları icat etme. Belki beni yanıt yazmak zorunda bırakırsın. 

Evliliğin ikinci yılında Peyker, üç yıl sonrasında da Bihter doğar. Bu iki doğumda Firdevs Hanım’a kötülük darbeleri olur. 

Bir gün Firdevs Hanım İstanbul’dan evlerine dönerken çekmecelerinin kırılarak açıldığını görür. Dağılmış haldeki eşyaların arasında buruşturulmuş kağıt parçaları vardır. Ve ne olduğunu anlar. Öfke ile odasına çıkar sekiz yaşındaki büyük kızı Peyker önüne çıkar.
-    Anne beybabam bayıldı, hasta yatıyor der. 
Odaya çıkınca sedire yığılmış halde kocasını görür. Melih Bey, aşağılanan yaşamının sitemi ile dolu bir bakışla Firdevs Hanım’a bakar. Kocasının gözlerinde iki suskun yaşın yuvarlandığını görür, bir hafta sonra da dul kalır. 
Kocasının ölümünden bir ay sonra Firdevs Hanım “bir kese ( para cüzdanı )” bulmak için, öyle bir kese ki avuç avuç, saymaksızın harcama yapabilsin diye, piyasaya bön erkek aramaya çıktı. 
Firdevs Hanım ve kızları Peyker ( 25 ) ile Bihter ( 20 ) giyinmek, eğlenmek, İstanbul’un bütün zarafetini kendilerinde toplayan Melih Bey takımının kadınları idiler. Yarım yüzyıldır bütün gezintilerin ve Beyoğlu’nun zarafet ruhuydular. Beyoğlu mağazalarında ki alışverişe çıkan kadınlara Beyoğlu esnafı Melih Bey Takımı bu kumaştan aldı demek yeterliydi, satış rekorları kırardı. 
BİHTER - ADNAN EVLİLİĞİ
Yine bir İstanbul, Beyoğlu alışverişinden sonra Firdevs Hanım’ın büyük kızı Peyker’in kocası Nihat Bey;
-    Bihter gelin oluyor, der!
Bihter inanmaz bir şaşkınlıkla, 
-    Alay ediyorsunuz.
Firdevs ve Peyker birlikte sorarlar.
-    Kim?
-    Adnan Bey! 
Firdevs; 
-    Utanmıyor mu ellisini geçmiş herif! Henüz bir çocukla evlenmek istesin! Hiç olmazsa yaşlarda bir ölçü olması gerekmez mi?


Peyker;

-    Bihter bu yaşta üvey analık mı edecek?
Nihat, iki çocuğu olduğunu on iki yaşında olan Nihal’in yakında evleneceğini, oğlunu da yatılı okula göndereceğini anlattıktan sonra, ekler:

-    O halde o koca görkemli yalı yalnız Bihter’e kalacak, der. 
Bihter kendi kendine;
-    Adnan, Adnan Bey diye tekrarlar. O büyük yalının tek egemeni olmak! Kulaklarına inanamıyordu. Bu ad gözlerinin önünde şık, zarif, en seçkin bir dünyadan geleceği parlak, her zaman güzel giyinen kibar, güzel yaşayan, altın telli gözlüğü ile her defasında bir ricayla bakan hünerle saklanan elli yaşına karşın, hala güzel bir koca oluyordu. 
Bu evlilikte Bihter’i ne çocuklar, nede Adnan Bey’in elli yılı korkutuyordu. O herkese benzeyen biri değildi. Adnan Bey ile evlilik demek Boğaziçi’nin en büyük yalılarından birine sahip olmak demekti. Bihter’in gözünde o çılgıncasına sevdiği, alamadığı, özlemini çektiği şeylere sahip olmak demekti. Ayrıca annesi Firdevs Hanım’ın yaşam tarzı ailenin olumsuz ünü, geleceğini engelleyen bir set gibiydi. Bihter kendi kendine söz verdi. “ Ne annesi, ne kardeşi dünya da hiç kimse hayallerinin gerçek olmasına engel olamaz.”
Artık Bihter hayallerine çağrı da bulunuyordu.
-    Evet, diyordu; Buraya gelin, görkemli yalılar, beyaz kürkler, maun sandallar, arabalar, kumaşlar, mücevherler, bütün o güzel şeyler, bütün o yaldızlanmış beklentiler…..Siz…, hepiniz buraya gelin. 

Adnan Bey, otuz yaşına kadar masum bir yaşam sürmüştü. Evliliği en büyük aşk olayı idi. On altı yıllık evlilik dönemi eşinin hastalığıyla uğraşmak ile geçmişti. On iki yaşında Nihal ve ……yaşında Bülend isimli iki çocuğa sahip idi. Başlıca merakı tahta üzerine oymacılıktı. 
Sonunda bir gün yalının içinde büyük bir telaş oldu. Rıhtıma bir mavna yanaştı. Mavna dan bir şeyler çıkıyordu. Bir yatak odası takımı taşınıyordu. Adnan Bey ve Bihter Firdevs Hanım’ın karşı çıkmalarına rağmen evlendiler. 
Adnan Bey ve ailesi, Behlül, Firdevs Hanım, kızı Peyker ve kocası Nihat ile Göksu’ya pikniğe giderler. Piknikte Behlül, Peyker’e kur yapar. Peyker, Behlül’e sizin kullandığınız bu dil; 
-    Facia aşlarına özgü bir dildir. Siz kötü terbiye almış, bir çocuktan başka bir şey değilsiniz. Ben kocama ihanet etmek için evlenmedim der. 
Buna rağmen Behlül eğilerek ensesinden öpmeye çalışır. Bunu Bihter görür. Bihter ile Behlül ancak bir saniye süren bir bakışla göz göze gelirler. Bihter gözlerini çevirir. 
     Piknik dönüşü evde Bihter yalnızlık duygusuna kapılır. Odasına geçer ayna da kendisine bakar, ne kadar yalnızım, ne kadar yalnızım diye kendisine sorar. 
-    Evet ne oluyorum? Hasta mıyım? 
Oda da pencere açık aynanın karşınızda çıplak bir şekilde durur. Adnan Bey ansızın içeri girer.
-    Fakat bu çılgınlık! Çırılçıplak pencere karşı duruyorsun der.
Bihter ;
-    Rica ederim beni yalnız bırak. Bu gece öyle yorgun, öyle hastayım ki 
Bu gece bu karanlıkta beklemeden odasına gelen, kocasından korktu. O şimdi bir yabancı, hiç görülmemiş bir adam, gece karanlıklardan yararlanarak avını parçalayan öldüren canavarlardan biri gibiydi. 
Bihter; sitem dolu bir sesle 
-    Beni kırdın! Bilsen ne kadar yorgun, ne kadar dinlenmeye muhtacım. 
Adnan Bey yine yaklaştı, karısının ellerini okşayarak sordu. 
-    Beni bağışladın değil mi? Bilsen seni ne çok seviyorum! Sende beni seviyor olsan bundan emin olmak olanaklı olsa.

Bihter Adnan Bey’i dışarı çıkardı.

-    Bu gece kapı kapanıyor dedi.

Bihter ruhunun asıl aşkını bulamamıştı. Artık itiraf etmeliydi bir yıldır bu gerçeği görmemek için kendisi ile yeterince savaşmış daha çok yorulmuş, daha çok kendini ezmişti.
Şimdi bu evliliğin bütün kötü yönlerini birleştirerek kendisini kaderi kötü bir kadın olduğuna karar veriyor. Bunun gibi birçok neden arıyordu.
Bu ev, bu yalı onundu ama evin ruhu ondan kaçıyor gibiydi. Ev halkını düşünmeye başladı. Nihal, Bülend ve Behlül . Bülend’in arkasında onun kahkahalı şen yüzünün üztünde başka bir hayal göründü.
 BEHLÜL ! 
Düşünmedi düşünmek istemedi. Zihninde başka bir anı uyandı. Onu Göksu’da Peyker’in arkasında dudakları ateşli bir öpücükle hemen eğiliyor, yakıcı bir öpücükle ensesinden orada can veriyor gibiydi.
-    Çapkın dedi. 
Birden Peyker’in bir sözünü anımsadı.
-    Kocama ihanet etmek amacıyla evlenmemişti.
Firdevs Hanım’a benzemeyecekti. Bu anne yaşamın yüz karasıydı. Çocukluklarından beri Peyker babasına, Bihter annesine çektiğini söylerlerdi. 
Bihter sevmek, sevmek istiyordu. Yaşamında yalnız bu eksikti. Sevmek, evet bütün mutluluk bununla elde edilebilirdi. 

Küçük, sefil çıplak bir oda, demir bir yatak, beyaz perdeler, iki hasır iskemle işte yalnız bu kadar ve yoksul bir sevişme hücresi.
Bihter, karanlık bir düşten renkli bir düşe çıkmış gibiydi. O aynadaki Bihter’ini gördü. Büsbütün çıplak kalarak, kendine baktı. 
Evet bu bedeni seviyordu. Şimdi kalbinde bu beden için bir sevgi, bir aşk vardı. Bu beden kendisinindi, bir erkeğin sahip olma arzusuyla bakıyordu. Öyle bir sarılma düşlüyordu ki onu kimliğinin derinliklerine kadar titretsin, hırpalasın ezsin. Öyle bir aşk istiyordu ki ruhunu mest etsin. Evlilik bu ruhu öldürmüştü. 
Aralık ayı. Kar lapa lapa yağar, Bihter Behlül’ün kapısı açarak 
-    Behlül Bey! Benim şekerlerimi yine unuttunuız mu der.
Şeker kutusunu birlikte ararlar. Ortalığa bir sürü kadın resimleri dökülür. Bihter koltuğa otıurur, resimlere bakar, o kadar yakındırlar ki Bihter’in kolu Behlül’ün yanağına sürtünür. Behlül’ün eli sanki rastlantıyla Bihte’in dizine düşer. Birden ikisi de titrer. İkisi de öyle bir şey hissederler ki tehlike dolu bir düş incidedirler. 
Artık bu birkaç dakika aralarında bir suç ortaklığı yaratmıştır. Bir saniye içine,
Behlül ;
-    İşte bir kadın ki beni seviyor, evet bu kadın ki kesin kes beni yada bir başkasını sevecek….. şu halde beni sevmeyip de başka birini sevmesine izin vermeli miyim?
Bihter de o günden beri Göksu alemin den beri bu adamdan kaçmak gerektiğini karar vermişken; şimdi ne oluyordu?
Bihter, Behlül’e dönerek 
-    Bırakın beni, dedi.
Fakat Behlül onu omuzlarından tutmuş dudaklarının çılgın öpücükleriyle, yüzünü, boynunu, dudaklarını, saçlarını öpüyordu. 
Bir düş gibi olmuştu. Bu kadın Bihter’di öyle mi?
Hiç beklenmeyen bir gerekçe ile umutsuzluktan umut gerçekleşmişti.  Behlül şimdi aşk yaşamının bir kusursuz eserini yazacaktı. Artık bu eserinden sonra sevda yaşamını kapatabilir di. O Bihter’i almamış, Bihter gelip kendisini bulmuştu. 
Behlül, Adnan Bey’i düşündükçe, evliliklerini ahmakça buluyordu. Bu evlilik dünyanın en saçma olayı idi. Elbette böyle bir kadın, böyle bir kocaya bağlı kalamazdı o halde suç onda değil, suç evliliğin kendisindeydi. Bu olay olmamış hükmündedir diye karar verdi. 
Bihter için de artık bu ilişki bir aşkla temizlenebilirdi. Evlilik onun genç kızlık isteklerini karşılamış, fakat kadınlığını aç bırakmıştı. Sevmek daha çok sevmek gerekirdi. 
Behlül – Nihal Nişanlanma  Gelişmesi

Firdevs Hanım, Adnan Ney’in yalısına taşınır. Bihter ile Behlül’ün ilişkisini anlar. Behlül ile Nihal’ı evlendirme düşüncesine kapılır. Nihal on dört yaşına gelmiştir. Firdevs Hanım düşüncesini Behlül’e açar, Behlül bunu şaka gibi görür. Behlül Nihal ile sürekli kavga ve tartışma halindedir. İhtiyacı oldukça kendisinden borç para alır. Zamanla Nihal’e de bu oluşum söylenir. O da şaka olarak iyi bir eğlence konusu yapar. Ancak zaman geçtikçe Behlül Nihal’e yakınlaşır. Bu evlilik konusu evin içinde de tuhaf bir şaka olarak bir süre çalkalanır. Adnan Bey’de açıkça şaka yapar. Behlül ve Nihal ne zaman bişr araya gelse;
-    Nişanlılar der.
Behlül bu şakaya kayıtsız kalmıyordu. 
-    Kim bilir? Belki aranıp bulunmayan şiir ve sevda bundadır diye düşündü. 
Behlül Nihal’ i evlenmeye ikna eder. Amcasından istemeye karar verir. Nihal ada da halasının yanındadır. Behlül’de adaya gider. Bihter annesine Behlül’ü adaya sen gönderdin der. Ancak her şeyi itiraf edeceğini de söyler Bihter. Firdevs Hanım, Behlül’e pusula gönderir. “ Hepsini itiraf etti. Artık o düşünce olanaksız( evlilik ) bu akşam her durumda burada olun.” yazılıdır. 
Behlül pusulayı düşürür Nihal alır ve okur. Behlül yalıya dönmüştür. Bihter’i Nihal ile evlenmesi gerektiğine ikna etmeye çalışır. Pusulayı okuduktan sonra Nihal de yalıya döner. Bihter Behlül’e Nihal ile evlenemeyeceğini söyler. 
Behlül;
-    Yanlış düşünüyorsun. Nihal’i seviyorum, der.
Bihter;
-    Bu evlilik olmayacak, Adnan Bey’e diyeceğim ki: sen kızını Behlül’e veriyorsun, güzel ama o, neredeyse bir yıldır karının aşığıdır. Karının Firdevs Hanımın kızı olduğunu biliyordun. Ne acı ki, onun yanında bir de Behlül gibi biri bulundu.
Behlül, Bihter’i aşk odasına ikna için çağırır. 
-    Bu gece geleceksin, der.
Nihal bu konuşmaları duyar ve bayılır. Adnan Bey gelir, Nihal’i kaldırır, odasına götürür ve kendine itiraf eder. 
-    Bu evlilik bir hata, korkunç bir hataydı. 
Kapıya döner, Beşir kapının dışında; Adnan Bey’i bekler. Bihter ile Behlül’ün bütün ilişkilerini anlatır. Adnan Bey Nihal’in yatağının kıyısına çöker ve iki eliyle yüzünü kapayarak hüngür hüngür ağlamaya başlar. 
Behlül, olayın duyulması, Nihal’in bayılmasının ardından yalıyı terk eder. 
Bihter, artık ne için yaşayacaktı? 
Ölümü düşündü. Ölecekti kocasının odasındaki tabancayı anımsadı kalbinin sızlayan noktasına koysa, bir dokunsa her şey bitecekti. O zaman yaşayan sefil bir yaratık için çok görülen merhamet, bir ölü için esirgenmeyecekti. 
Artık ikiyüzlülük bitmeliydi, bu görevi de kendisi yapmalıydı. Odasına girerek kaç kez kocasının hukukuna karşı kapanan bu kapı sonunda onun öç alma hakkına karşıda kapanacaktı. Gittikçe kilitlenen parmaklarının arasında sedef kabzayı daha çok sıktı, sonunda o üzgün aşk yarasıyla sızlanan o noktayı buldu.

ÜÇ KADIN- ÜÇ AŞK - ÜÇ İNTİHAR KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ YAZACAĞIM.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum