1. YAZARLAR

  2. Vedat Kahyalar

  3. Kötü sınav veriyoruz
Vedat Kahyalar

Vedat Kahyalar

Kötü sınav veriyoruz

A+A-

Göebbels'e sormuşlar:
“İktidar nedir?”
“Düşman yaratmaktır!” demiş.

II. Ramses'e gitmişler:
“En büyük piramit hangisi?” demişler.
“Kibrimizdir!” demiş.

Bilge Platon'a sormuşlar:
“Devlet nasıl yönetilir?” diye…
“Ya ilimle ya zulümle” demiş…

Orhan Gazi'ye sormuşlar;
- "En büyük zulüm nedir?"
- "Geciken adalettir.." demiş.

Kârun'un yanına varıp;
- "Zenginliğin sırrı nedir?" demişler.
- "Başkasına avuç açmamaktır," demiş..

Gorbaçov'a:
"En büyük hatan neydi?" diye sormuşlar.
- "Hatayı hep karşımızda aradık" diye cevap vermiş.

Çiçero'ya sormuşlar;
- “Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?”
- “İşi ehline vermedik." diye yanıt vermiş.

Bu veciz ifadeler, kafamda deli sorulara, derin yaşanmışlıklara, boşa giden deneyimlere yol açtı. 

EMANETİ EHLİNE VERMEDİK! 

Mekke fethedildikten sonra, Peygamberimiz Kâbe’nin anahtarlarını Hz. Ali’den gidip almasını ve kendisine getirmesini istemiştir. Kâbe’nin anahtarları o an için Müslüman olmamış ve hala müşrik olan Osman B. Talha’dadır. Hz. Ali, Peygamberimizin isteği üzerine Osman B. Talha’yı bulur ve Kâbe’nin anahtarlarını geri vermesini ister. Kâbe’nin anahtarlarının yıllarca kendi soylarında olduğunu ve Kâbe’nin korumalığının kendi sülalesi tarafından yürütüldüğünü, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna da inanmadığını açıkça söyleyerek Kâbe’nin anahtarlarını vermeyi reddeder. Hz. Ali ısrarlı davranır ve bu isteğin Peygamberimizin emri olduğunu Osman B. Talha’ya hatırlatarak, bu anahtarı her ne şartlarda olursa olsun alacağını söyler. Böylece, Osman B. Talha’nın bileğini bükerek anahtarı elinden alır. Canı yanan Talha anahtarı vermek mecburiyetinde kalır. Anahtarı Osman B. Talha’nın elinde zorla da olsa alan Hz. Ali, hızlıca Efendimizin yanına gelir ve anahtarı verir. Peygamber Efendimiz anahtarı Hz. Ali’den teslim alır. Anahtarı tekrar geriye Hz. Ali’ye uzatarak, bunları gerisin geriye tekrar teslim etmesini ister. Hz. Ali şaşkınlık içerisinde kalır ve Peygamberimize sorar: “Ey Allah’ın Resulü, biraz önce emrinizle gidip anahtarları alıp getirdim ve size teslim ettim. Şimdi de emrinizle yine aynı şahsa anahtarları götürüp teslim etmemi emrediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?”, “Ya Ali! Sen anahtarları yolda bana getirirken Cebrail (a.s.) bana vahiy getirdi. ‘Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.‘(Nisa: 58)”

Bunun üzerine Hz. Ali, Osman B. Talha’yı bulur, önce helallik ister ve sonra da anahtarları ona teslim eder. 

Liyakatin önemsenmesi devletler ve işletmeler için en stratejik önceliktir. Zira yukarıda belirtildiği gibi  Allah'ın emridir.

Liyakate uymayan atamalar, sınav-mülakat uygulamaları can yakmaya devam ediyor. Liyakatin önemsenmesi devletler ve işletmeler için en stratejik öncelikti oysa.
Burada da çok kaybettik.

Türkiye'miz hakkında uzun yıllardır; okuyor, araştırıyor, izliyor, dinliyor, yazıyor ve konuşuyorum.

Hiç bir dönemde bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Kısa bir gezinti yapalım mı?

Tarihin en büyük orman yangınları çıktı, yangın söndürme uçağımız yoktu, hazırlıksızdık, ülkemizin önemli boyutta ormanlarını yitirdik. Bu arada milyarlarca börtü böcek, hayvan, evlerimizi, köylerimizi kaybettik...
Oysa 125 bin tane makam aracı, neredeyse 27 zengin AB ülkesinin toplamında bile yoktu.

Kastamonu, Bartın, Sinop'ta yaşanan sel felaketi ve bu süreçte çöken binalarda, köprülerde 77 vatandaşımızı kaybettik. Yine nehir yatağında binalar vardı. İhmaller yine kaybettirdi.

Tarihin en büyük pandemisine de hazırlıksız yakalandık. Esnaf, emekli, memur, sanayici...Yeterli destek yerine krediye yönlendirildi.
Hastalarda kullanılan ilacın iki yıl sonra etkisiz olduğu hatta çok, ölüme yol açan yan tesirleri olduğu ortaya çıktı.
Yine kaybettik.

Tarihin en büyük ekonomik krizini yaşıyoruz, paramız eriyor, pahalılık, yokluk büyüyor. Çalışanların yarısı asgari ücretle geçinmek zorunda. Asgari ücret dünyanın en düşük asgari ücreti durumuna geriledi. Asgari ücret Arnavutluk'un bile gerisine 209 dolara düştü. Ama "Biz işçimizi, memurumuzu, emeklimizi enflasyona ezdirmedik" konuşmalarını hiç eksiltmedi siyasilerimiz.
Yine kaybettik.

Dar gelirlinin en önemli besin kaynağı ekmeği bile kaybediyoruz. Bir çuval un, neredeyse 3 misline ulaştı. Gübre, tohum, mazot astronomik seviyeleri görürken, çiftçinin birçok ürünü  para etmedi.

Dinimizin adı İslam olmasaydı Adalet olurdu. Yönetimde Müslüman yönetici ve hukukçu ağırlığı hiç de az değil ama adalete güven hiçbir dönemde olmadığı kadar yerlerde.

Etkin eğitim sistemi;  bir toplumu, devletleri, kuruluşları, nesilleri geliştiren, yücelten en önemli uygulamadır. Hâl böyle iken; kararsız ve sürekli değişen uygulamalar, ezbercilik, gereksiz detaylara boğulma, öğretmenlerin mutsuzluğu nesillerin yeterince iyi yetişmelerinin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.
Kaybetmeye devam ediyoruz.

Nesilleri kaybediyoruz..
Genç işsizliği, üniversite mezunu işsizliği, geleceği yurt dışında arama eğilimi, yetişmiş insanımızın beyin göçü...

Bunlarla yüzleşmeden Ak Parti bir daha bu topraklarda seçim kazanamaz. En yakın izleyicileri bile artık hamasi söylemlerden, Osmanlı, Selçuklu dizilerinden etkilenmiyor. Çünkü yaşananlar artık bizzat herkesi tedirgin ediyor.

Hani problemler istişare ile çözülürdü?
Hani bir bilene danışacaktık?
Ortak akıl nerede kullanılacaktı?
Hani emaneti ehline verecektik? 
Hani halka hizmet hakka hizmetti?

Kötü sınavlar verildi vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar