Batı Neden Hep İlerledi, İslam Dünyası Neden Geri Kaldı?
Batı medeniyetinin yükselişini anlamak için yalnızca fabrikalarına, üniversitelerine veya teknolojisine bakmak yetmez.
O yükselişin arkasında çok daha karmaşık ve çoğu zaman karanlık bir tarih vardır:
Sömürgecilik, kölelik, ucuz emek, doğal kaynakların transferi ve dünya ticaretinin kontrolü...
Afrika'dan Asya'ya, Amerika'dan Uzak Doğu'ya kadar geniş coğrafyalardan hammaddeler Batı'ya taşındı. Milyonlarca insan köleleştirildi, ağır şartlarda çalıştırıldı. Böylece üretim maliyetleri aşağı çekildi, sermaye birikimi hızlandı ve Batı'nın sanayileşmesi için önemli bir ekonomik zemin oluştu.
Bunları görmezden gelmek tarih bilincinden yoksunluk olur.
Fakat burada çok önemli bir soru var:
BATI SADECE SÖMÜREREK Mİ YÜKSELDİ?
Hayır.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta tam da burasıdır.
Batı, elde ettiği ekonomik gücü zaman içerisinde -üretime, eğitime, bilime, teknolojiye ve kurumsal yapılara dönüştürmeyi başardı.-
Sömürünün sağladığı sermaye birikimi; fabrikalara, üniversitelere, laboratuvarlara, demiryollarına, limanlara ve araştırma merkezlerine aktarıldı.
Kendi gençlerini eğitti.
Mühendisler, doktorlar, bilim insanları, sanatçılar, hukukçular ve yöneticiler yetiştirdi.
Üretimi yalnızca kas gücüne bırakmadı; bilgiyle, bilimle ve teknolojiyle destekledi. Kurumsallaşmayı keşfetti.
Ve zamanla çok önemli bir gerçeği fark etti:
İnsan özgür değilse düşünemez.
Düşünemezse sorgulayamaz.
Sorgulayamazsa keşfedemez.
Keşfedemezse üretemez.
Bu nedenle hukuk, eğitim, özgürlükler, bilimsel araştırma ve kurumsal yapılarını sürekli geliştirdiler.
Elbette Batı'nın özgürlük, hukuk ve insan hakları konusunda bugün geldiği noktaya kolay ve doğrusal bir yoldan ulaştığını söylemek mümkün değildir. Kölelik, ırkçılık, sömürgecilik ve savaşlar Batı tarihinin ağır gerçekleridir.
Ama bir başka gerçek daha var:
Batı kendi içindeki yanlışları zamanla sorgulama ve düzeltme mekanizmaları geliştirdi.
İşte medeniyet üretme kapasitesini artıran esas unsurlardan biri buydu.
Peki biz ne yaptık?
Asıl zor soru buradan sonra başlıyor.
İslam dünyası neden aynı ölçüde üretim, bilim, teknoloji ve kurumsallaşma kapasitesi oluşturamadı?
Oysa tarih bize İslam medeniyetinin dönem dönem dünyaya öncülük ettiğini gösteriyor.
Bağdat'ta Beytülhikme'den Kurtuba'ya, Semerkant'tan Kahire'ye, İstanbul'a kadar bilim, matematik, tıp, astronomi, felsefe ve mimaride büyük eserler ortaya konuldu.
Bir medeniyetin yükselişini sağlayan ruh neden zamanla zayıfladı?
Bence temel sorun yalnızca cehalet değildir.
Daha derinde bir problem vardır:
Bildiklerimizi hayata geçirememek.
Çok konuştuk. Çok yazdık. Çok anlattık. Çok slogan attık.
Fakat bilgi ile hayat arasındaki mesafeyi yeterince kapatamadık.
İbadet ettik ama adaleti kurumsallaştıramadık.
Çalışkanlığı övdük ama üretim kültürünü yeterince geliştiremedik.
Bilgiyi yücelttik ama bilimsel araştırmayı yeterince desteklemedik.
İlimden söz ettik ama üniversiteleri özgür düşüncenin merkezleri hâline getiremedik.
Adaletten söz ettik ama güçlü ile haklı arasındaki farkı her zaman gözetemedik.
---Sorunumuz İslam değil, İslam'ı yaşama biçimimiz olabilir.
Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.
İslam'ın, geri kalmışlığın sebebi olması söz konusu değildir.
Çünkü; İslam bir medeniyetin geri kalmasına değil, insanın aklını kullanmasına, adaleti tesis etmesine, çalışmasına, üretmesine ve yeryüzünü imar etmesine çağrı yapar.
Sorun, İslam'ın kendisinde değil;
İslam toplumlarının İslam'ın temel ilkelerini kurumlara, üretime, eğitime, adalete ve günlük hayata ne ölçüde dönüştürebildiğindedir.
Kur'an'ın ilk emrinin "Oku" olması son derece anlamlıdır.
Fakat yalnızca "oku" demek yetmez.
Oku, düşün, araştır, sorgula, keşfet, üret ve faydaya dönüştür.
Medeniyet tam da burada başlar.
Batı'nın en büyük sırrı sömürge değil, dönüşüm kapasitesiydi
Batı'nın sömürgeciliğini eleştirmek kolaydır ve haklı gerekçeleri vardır.
Fakat sadece bunu söyleyerek Batı'nın neden bugün bilimde, teknolojide, sanayide ve kurumsal yapılarda güçlü olduğunu açıklayamayız.
Çünkü aynı sömürgecilik tarihini yaşamış veya kaynakları sömürülmüş toplumların hepsi aynı sonucu üretmedi.
Batı'nın farkı, "elde ettiği kaynakları bilgiye ve üretim kapasitesine dönüştürmesinde" ortaya çıktı.
Bir ülkenin yeraltı zenginliği olabilir. Ama üniversitesi yoksa,
bilim insanı yetiştiremiyorsa,
hukuk sistemi güven vermiyorsa,
mülkiyet hakkı korunmuyorsa,
özgür düşünce yoksa, girişimci risk alamıyorsa, liyakat yerine sadakat ödüllendiriliyorsa,
o zenginlik uzun vadede medeniyet üretmeye yetmez.
Petrol satabilirsiniz.
Doğalgaz satabilirsiniz.
Altın satabilirsiniz.
Ama bilgi satın alarak medeniyet sahibi olamazsınız.
Bilgiyi üretmek zorundasınız.
Bugün asıl savaş: Bilgi ile cehalet arasındadır.
21. yüzyılın dünyasında ülkelerin gücünü artık yalnızca toprakları, orduları veya doğal kaynakları belirlemiyor.
Asıl güç; insan kalitesinde, eğitimde, bilimde, teknolojide, hukukta, üretimde ve kurumsal kapasitede.
Bir ülkenin en büyük petrolü artık petrol olmayabilir.
Ülkelerin en büyük petrolü insanıdır.
İyi yetişmiş bir mühendis, bir bilim insanı, bir öğretmen, bir girişimci, bir hâkim, bir teknisyen ve ahlaklı bir yönetici...
Bunların her biri bir ülkenin gerçek sermayesidir.
Bu nedenle İslam dünyasının önündeki en büyük mesele sadece ekonomik kalkınma değildir.
"insan yetiştirebilme yeteneğidir."
Batı'yı taklit etmek değil, doğruyu almak gerekirdi.
Buradan "Batılılaşalım" sonucu çıkarmak da büyük bir yanılgıdır.
Mesele Batı'nın bütün değerlerini kopyalamak değildir.
Batı'dan alınması gereken; bilimdir, disiplinli çalışma kültürüdür, araştırma yöntemidir, hukukun üstünlüğüdür, liyakattir, kurumsallaşmadır, üretim teknolojisidir ve özgür düşünce ortamıdır.
Kendi ahlaki ve kültürel değerlerimizi ise özgün biçimde korumalıydık.
Çünkü medeniyet, başka bir medeniyetin kopyası olmak değildir. Kendi köklerin üzerinde çağın bilgisini üretmektir.
İslam dünyasının geçmişi buna zaten şahittir. Bir zamanlar Avrupa, İslam dünyasının bilimsel birikiminden tercümeler yaparak yararlandı.
Bugün ise bizim yeniden başkalarının ürettiği bilgiyi tüketmek yerine "bilgi üreten toplumlar hâline gelmemiz gerekiyor."
Artık mazeret değil, üretim zamanı...
Sömürgeciliği konuşalım.
Emperyalizmi konuşalım.
Batı'nın tarih boyunca yaptığı adaletsizlikleri de konuşalım.
Ama bütün bunları konuşurken kendimize şu soruyu da soralım:
●Peki biz ne ürettik?
●Kaç bilim insanı yetiştirdik?
●Kaç patent aldık?
●Kaç teknoloji geliştirdik?
●Kaç dünya markası oluşturduk?
●Üniversitelerimiz ne kadar özgür?
●Hukuk sistemimize ne kadar güveniyoruz?
●Liyakat ne kadar hâkim?
●Gençlerimiz ne kadar sorgulayabiliyor?
●Çocuklarımıza ezberlemeyi mi, düşünmeyi mi öğretiyoruz?
İşte asıl yüzleşmemiz gereken sorular bunlardır.
Çünkü medeniyetler sadece dış güçler tarafından yıkılmaz.
İçeride düşünme, üretme, sorgulama ve yenilenme kabiliyeti kaybolduğunda da medeniyetler geriler.
Artık sürekli başkasını suçlamak yerine kendimize dönüp bakmalıyız.
Batı'nın sömürgecilik tarihinden ders çıkaralım.
Ama Batı'nın; bilim üretme, eğitim kurumu oluşturma, hukuku geliştirme, araştırmayı teşvik etme ve bilgiyi teknolojiye dönüştürme kabiliyetinden de ders çıkaralım.
Çünkü mesele Batı'ya hayran olmak değildir.
Mesele Batı'ya düşman olmak da değildir.
MESELE HAKİKATE SADIK OLMAKTIR.
Ve belki de bugün İslam dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu şey şudur:
●Daha az hamaset, daha çok bilgi.
●Daha az slogan, daha çok üretim.
●Daha az konuşma, daha çok eylem.
●Daha az mazeret, daha çok sorumluluk.
Çünkü medeniyet, yalnızca neye inandığınızla değil; inandığınız şeyi hayata ne kadar geçirdiğinizle kurulur.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.