Çapa Zamanı
(Alın teriyle yazılmış bir hayatın romanı)
Toprak, insanı sabırla terbiye eder.
Çapa vurdukça yumuşar toprak;
çabaladıkça olgunlaşır insan…
Adana’nın güneşini alnında taşıyan bir adam düşünün.
Ellerinde nasır, gözlerinde umut, yüreğinde sevda.
Adı: Süleyman Onatça.
Bir kitap yazdı…
Adı “ÇAPA ZAMANI.”
Ama o kitap aslında mürekkep ile değil,
alın teri ile yazıldı.
O gün, Adana Şair Yazarlar Platformu üyeleri, 98 kalbin ortak kararıyla bir ismi “Yılın Yazarı” ilan etti.
Bir iş insanını…
Ama aslında bir hayat ustasını.
Mekân, TOYATA Tesisleri Sevim Onatça Toplantı Salonu.
Salonda kelimeler ağırdı, duygular derin.
Plaket uzatılırken sadece bir ödül verilmedi;
bir ömre şahitlik edildi.
Platform Başkanı Mahmut Reyhanioğlu, konuşurken sesi sadece bir yöneticinin sesi değildi;
bir vefanın, bir takdirin, bir kadirşinaslığın sesiydi.
“Bu kitap lise öğrencilerine ders kitabı olmalı” dedi.
Çünkü bu eser; hayali olan gençlere cesaret,
yol arayanlara pusula,
çabalamayı unutanlara hatırlatmaydı.
Süleyman Onatça kürsüye çıktığında,
bir yazar edası yoktu üzerinde.
Bir çiftçi tevazusu vardı.
“Yazar değilim…” diye başladı söze.
“Yazarım demek haddime değil…”
Ama aslında her cümlesi,
yazının en saf halini taşıyordu.
“Keşke dedem, babam yazsaydı…” dedi.
İşte o cümle, kitabın asıl doğum sancısıydı.
Bir neslin sessizliğine,
bir torunun kalem tutmasıydı bu.
Çapa…
Pamuk tarlasındaki demirden alet değil sadece.
Çaba demekti.
Emek demekti.
Toprağa eğilmek,
ama kaderine dik durmak demekti.
“Yazmanın bir şifası olduğunu gördük,” dedi.
Belki de bu yüzden gözleri doldu.
Çünkü insan, en çok kendi hikâyesini yazarken iyileşir.
Ve bir sevda…
Sevim Hanım…
“Süleyman Bey benim kazancımdır,” diyen bir eş.
Onatça ise “Onsuz hayat zor,” diyen bir adam.
Aşkı anlatırken sesi titredi.
“Onu düşünmekle başladı her şey…”
Bir genç adam düşünün;
asker olabilmek için yaşını büyüten,
sevdiğine kavuşmak için gurbet yollarına düşen.
Bir genç kadın düşünün;
dört çocuğuyla tüplü televizyonunu satıp,
tek başına pasaport çıkarıp
Almanya yollarına düşen.
İşte o an salonda gözler nemlendi.
Çünkü herkes anladı ki;
imparatorluklar betonla değil,
sevda ile kurulur.
Bugün Adana’da yükselen her başarı,
o cesur kadının attığı adımda,
o inançlı adamın sabrında saklıydı.
Hürriyet Gazetesi Bölge Temsilcisi Erdal Fernergiz,
“Bu memleket için çivi çakana üç adım atarız,” dedi.
Ve haklıydı.
Çünkü bazı insanlar iş yapmaz sadece;
şehre karakter kazandırır.
Süleyman Onatça artık sadece bir iş insanı değil;
eseriyle anılan bir isim.
Yaşadıklarını saklamayan,
geleceğe emanet eden bir hafıza.
Törenin sonunda plaket verildi,
onur belgesi takdim edildi,
hatıra fotoğrafları çekildi.
21 yazar, imzalı kitaplarını alırken
aslında bir ömürlük nasihati cebine koydu.
Ve Mahmut Reyhanioğlu’nun
“Her çalışma masasına bir Atatürk biblosu” hediyesi,
bu toprakların hafızasına bir selam gibiydi.
Çapa zamanı…
Toprağın kabuğunu kırma vakti.
İnsanın içindeki korkuyu söküp atma vakti.
Yazmaktan çekinenlerin kaleme sarılma vakti.
Belki de bu yüzden
bu kitap Z kuşağı için bir ders,
orta yaş için bir muhasebe,
yaş almışlar için bir hatıra oldu.
Süleyman Onatça “Ben yazar değilim” diyor.
Ama bazı insanlar kalem tutmasa da yazardır.
Çünkü hayatı doğru yaşamış olmak
en büyük edebiyattır.
Ve bazı kitaplar okunmaz sadece…
yaşanır.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.