1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (7)
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (7)

A+A-

Hoca aydını önemser, ciddiye alır ve yüksekte tutardı. Hep bu topraklardaki aydını aradı. Toprağın bereketli olduğuna inanıyordu. Bu nedenle kurutulmasına tahammül edemiyordu. Kadro'yu, Forum'u, Yön'ü hep bir aydın arayışı ve aydın hareketi olarak gördü. Aydın hareketi zirve noktasına 27 Mayıs ile gelmişti. 12 Mart bir yerde 27 Mayıs'ın alınan intikamıydı. 27 Mayıs'ın ardında burjuvazi içindeki sanayi sermayesi fraksiyonu ile birlikte kentli orta sınıf dinamikleri vardı. Aydınlar ise 27 Mayıs'ın ardındaki iktidar blokunun bir bileşeni gibiydi.

Sınırlı demokratik özgürlüklerin kapağını açan 27 Mayıs Türkiye'nin tüm ilerici birikimini serbest bırakmıştı. Aydınlar mevcudu daha ileri taşımak için söz ve eylem üretmeye başladı. Üniversite gençliği birer aydın adayı olma ile gelişen sanayinin ihtiyaçlarını karşılayan nitelikli eleman olma arasında bir sıkışma yaşıyordu. Ya ülkesinin kaderi üzerinde söz sahibi olacak bir aydın gibi davranacaktı ya da üniversiteyi bitirdikten sonra sanayinin ihtiyaç duyduğu insan sermayesinin arasına katılacaktı. Kendini aydın adayı gibi gören gençlik bununla da yetinmeyecek giderek devrimci bir kişiliğe bürünecek ve tüm yaşamını emekçi sınıfların kurtuluşuna adayacaktı.

Sınırlı demokratik hakların, tıpkı bir baraj kapağının önünde biriken su kütlesinin açılması sonrasında gürül gürül akmasında olduğu gibi, uygulanmasıyla birlikte Türkiye kırk yıllık ataletinden kurtulmaya başladı. 12 Mart'ın Natocu, Amerikancı Genelkurmay Başkanı Mehduh Tağmaç'ın veciz ifadesinde olduğu gibi 'sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aşacak'tı. Sınırlı demokratik alanın kapatılması ve aydın hareketinin kurutulması gerekiyordu. Balyoz harekatı ile aydın kırımı başlatıldı. Aydın gençliğin devrimci hareketinden uzaklaştırılmalıydı. İlk defa aydın bu ölçüde yoğun bir devlet şiddeti ile karşı karşıya geldi. Amaç yıldırmak ve yılgınlığı yaygınlaştırmaktı.

Hoca aydın ve entelektüellerin en uzak durduğu kavramlardan biri olan 'korkuyu' en fazla işlemiş, üzerinde en yoğun durmuş adamdı. Korku üzerinde sıklıkla durmuştur. Hem aydının yaşadığı korkuyu hem de itirafçının korkunun etkisiyle kişiliğinin parçalanması ve çözülüşüne eğilerek ihmal edilen bu kavramın hakkını vermiş ve aydının ancak korkuyu tanıması, kendi korkusuyla yüzleşmesi sayesinde aydın kalabileceğini söylemiştir. Hocanın Tekeliyet isimli çalışması günümüz kapitalizmini ve düzenini tekeliyet olarak adlandırır. Artık tekeller çağında yaşamaktayızdır ve bu düzen ortaçağdan farksızdır. Tıpkı ortaçağda olduğu gibi korku her yere sinmiş ve insanı adeta insan olmaktan uzaklaştırmıştır.

Hocanın aydın hareketini yeniden canlandırmak ve korkuyu yenmek için başvurduğu araç 'entellektüel şiddet'tir. Hoca bu kavrama devrimci bir mana, dönüştürücü bir içerik yüklemiştir. Tekeliyet yalnızca korkuyu hakim kılmakka yetinmez. Korkuyu hakim kılabilmesi için akla saldırması ve aklı iğdiş etmesi gerekir. Çünkü insan korkuyu, ancak aklı ile yenebilir. Bu nedenle Tekeliyet akla açılan savaşla da özdeştir. Yeni ortaçağda akla açılan savaşın gerisinde bu vardır. Korkuyu hakim kıabilmek için akla savaş açılmalı ve aklın kullanımı bertaraf edilmelidir. Hocanın buradan çıkardığı ilk görev çağın dinamiklerini kavramakla başlar. Hoca postmodern tartışmalara ilgi göstermez. Felsefeye ilgisi sınırlıdır. Ancak Hoca tam bir aydınlanmacıdır ve aklı üstün tutar.

Entelletüel şiddete geri dönelim. Hoca yaptığı çalışmaları bu sınıfa dahir eder, bu şekilde adlandırırdı. Yeni bir aydın hareketi için aydına ve aydın adaylarına entellektüel şiddet uygulamak gerekiyordu. Hoca demokrat olduğunu asla kabul etmez ve bunu hakaret sayardı. Hoca bir Jakoben olmaktan gurur duyardı. Liberalin veya bir demokratın pasifizmine veya söz ve müzakereye üstünlük tanıyan yaklaşımına prim vermezdi. Liberal veya demokrat birinin aydın olma ihtimalini kabul etmezdi. Hoca Jakoben ruhlu biriydi. Bu nedenle entellektüel ile şiddet gibi oksimoron sayılabilecek iki sözcükten bir kavram üretmişti. Çünkü Hoca fikirlerin bir silah gibi kullanılabileceğine inanırdı. Fikirler alanındaki sınıf mücadelesi kavramlarla yürütülürdü. Aynı şeyi Hocanın hiç ilgi göstermediği ve 70'lerin Birikimi önemsediği için asla prim vermeyeceği Fransız filozofu Althusser'de söyleyecekti: Felsefede sınıf mücadelesi kavramlar üzerinden yapılır diyecek ve idealizm ile materyalizm arasında sürgit devam eden bir sınıf mücadelesinden bahsedecekti.

Önceki ve Sonraki Yazılar