1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (5)
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (5)

A+A-

60'lı yıllarda dünyada ve Türkiye'de sol rüzgarlar esti. Sol hiçbir yerde devrim yapamadı, ama kültürel hayatı baştan sona değiştirdi. Solcu olmamak yadırganacak, ayıplanacak bir durumdu. Öyle ki Fransızlar 'Sartre ile yanılmayı Aron'la haklı çıkmaya tercih edeceklerini' söyleyecek, De Gaulle Sartre'ı linç etmeye yönelik saldırıların karşısına dikilerek 'Sartre demek Fransa demektir' zorunda kalacaktı.

Bu durum aydınların gücünü ve etkisini gösteriyordu. Aydınlar hem ulusun vicdanını temsil ediyorlar hem de gurur kaynağı oluyorlardı. 68 radikalizmi bir devrime dönüşemeden geriye çekilmeye başladığında özellikle Fransa'da angaje aydınında sonuna gelinmişti. Devrim siyasal yapıyı değiştirememişti. Ama günlük hayatı ve davranış kalıplarını değiştirdi. Refah kapitalizminin muhafazakar ahlakında gedikler açmayı başardı. 60'larda bir devrim için siyasal sahneye çıkan orta sınıf aydın adayları devrimin başarısızlığı ile yeni toplumsal hareketlerin birer parçası haline geldiler. Artık toplumun geneli adına söz alan, konuşan ve eylem yapan aydının yerini tikel taleplerin sözcüsü entellektüeller sahneye çıkacaktı. Toplumun bütünsel değişimi yerini yeni toplumsal hareketlerin tikelliklerine bırakacaktı.

Ulusun vicdanı olduğu için bir tür dokunulmazlık edinmiş olan Sartre yerini Foucault'lara bırakmaya başlayacaktı. 68'in yenilgisi sadece angaje aydının sonunu getirmeyecek 60'lı yılların radikalizminin içinde en uç pozisyonu almış olanlar statüko ile barışacak ve düzenin yeni sözcüleri olacaklardı. En hızlılar en sağcılar haline geliyordu. Fransız Sosyalist Partisi'nin iktidar yılları bu geçişi hızlandıracak fokoculuğun, silahlı mücadelenin kuramcısı Regis Debray Miterand'ın danışmanı olacak, eskinin radikalleri ya bürokrata ya da danışmana dönüşecekti. Geç kapitalizm çağında Jameson'ın dediği gibi postmodernlik onun kültürel mantığı haline gelecekti. Artık aydınlanma hedef tahtasına yerleştirildiğinden bu misyonun yani aklın ve vicdanın sözcülüğüne soyunan aydının sonuna gelinmişlik olacaktı.

Bunlar batıda aydın kategorisinin başına gelenlerdi. Artık aydın temsiliyetinin sonuna gelindiğini ve yerini tikel sorunların sözcüsü entellektüelin aldığını söyleyen Foucault'nun öldüğü 1984 yılında Aziz Nesin ile Yalçın Küçük öncülüğündeki aydınlar cuntaya karşı aydınlar dilekçesini duyuracaklar, imzaya açacaklardı. Batıda sonunun geldiği söylenen angaje aydına karşılık bu bildirge ile bu toprağon aydınları cunta karşısında sinmiş halkın vicdanını temsile soyunuyordu. Aydın yalnız değildi, bir izlerçevresi, söylediklerine kulak veren bir muhit vardı. Ortam birazcık yumuşayınca aydınlar söz almaya başlayacak, ne söyledikleri merak edilecekti.

Hoca bu dönemde aydın hareketinin yıldızı, sözcüsü olacaktı. Siyasal hareketlerin kadrolarının çoğunun ya cezaevinde ya sürgünde olduğu bu dönemde ilk seslerini çıkartanlar aydınlar olacak, önceki on yıl içinde yanyana gelmesi imkansız isimler panel ve toplantılarda birarada olacaktı. Aydının bir alıcı, takipçi kitlesi vardı. Ne söylediği ne tavır aldığı merak edilirdi. Yani aydın bir boşlukta yüzmezdi. Yalnız değildi. Toplumun aydına duyduğu merak öldürülememiş, henüz tüketilememişti. Okuyanlar aydın olmaya özenir, kendini aydın namzeti olarak görürdü. Ama bu damarda kuruyacak ve sönecekti. Artık aydın bir takipçi kitlesinden yoksun kalacaktı. Gerçek aydının yerini gazeteci, sanatçı tayfası alacaktı. Aydın derinliği yerini gazeteci güncelliği ve yüzeyselliğine bırakacaktı. Hocanın 80'li yıllardaki çabası bugünden bakıldığında bir kuğu çığlığıymış meğer.

Önceki ve Sonraki Yazılar