Kürtler Niye Bölücü Olsun
Türkiye'nin yönlendirdiği çeteler ile HTŞ'ye bağlı güçler Halep'in Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Eşrefiye ile Şeyh Maksut mahallelerine ağır silahlar eşliğinde saldırılar düzenliyor. Sivil halkın mahalleleri terk etmesi için insani koridorlar açılıyor. Yıkılan binalar, moloz yığını ile kaplanmış sokaklar ile ağır top atışlarının çıkardığı toz bulutlarını bütün dünya izliyor. Türkiye'nin Fırat'ın batısında işgal ettiği yerler nedeniyle ve daha güvenilir olduğu gerekçesiyle onbinlerce Kürt bidayetten bu yana Kürt yoğunluklu olan bu mahallelere göç etmişti. Suriye iç savaşı boyunca bu mahalleler sürekli saldırı altında kalmıştı. İç savaş devletin egemenlik hakkının artık çalışmadığı, silahlı şiddet tekelinin ortadan kaybolduğu ve toprakları üzerinde muhayyel bir sözleşme ile kendisine huzur ve refahı sağlamak kaydıyla terk edildiğine inanılan zor gücünün yok olması anlamına gelir.
Bu artık Hobbescu bir dünyada yaşamak demektir. Kendini savunmak, üzerine gelen saldırıları def etmek ve yaşamını idame ettirmek hem insan tekinin hem de her tür topluluğun en tabi hakkıdır. Yeniden devlet otoritesi sağlanıncaya, devlet muhayyel sözleşmenin gereğini yerine getirmeye başlayıncaya kadar böyledir. Bu nedenle öz savunma ve meşru müdafa uluslararası hukuk belgelerine işlenmiş ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmıştır. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi 2024 yılının Aralık ayında Suriye ülkesinde bir devrim değil iktidar gaspı yaşanmıştır. Şam'da iktidara getirilen geçici yönetim bir devrimin ürünü değildir. Devrimler iktidarı yeniden kurar ve inşa ederler. Devrimler meşruiyetini milyonların özleminden, katılımından alır. Devrimler önceki iktidarları yıkar ve yeni bir kurucu iktidar ortaya çıkarır.
Kurucu iktidar bir kurucu meclisin ürünüdür. Ekim devrimi yapıldığında Bolşevikler Sovyet dumasında çoğunluk değil azınlıktılar. Dumada köylü sosyalizmini temsil eden sosyalist devrimci SR'ler çoğunluktaydı. Bolşevikler dumayı burjuva devriminin bir ürünü kabul ettiklerinden onu işçi devriminin bir kurucu iktidar organı olarak görmediler. 1918 yılının başlarında yapılan Kurucu Meclis seçimlerinde Bolşevikler çoğunluğu sağlayarak devrimin doğrudan bir sonucu olan bu organda yönlendirici güç haline geldiler. Yıkılan her iktidar karşısında yeni iktidarın gücünü ve meşruiyetini nereden aldığı temel bir soru haline gelir.
Bir örnekle devam edelim. Chavez'in Bolivarcı sosyalizmide 1998 yılının sonunda başkanlık seçimlerini kazandığında aynı soru ile karşı karşıya kalmıştı. Devlet organları bir bütün olarak Bolivarcı sosyalizmin karşısındaydı. Anayasa mahkemesi, diğer yüksek yargı organları, sermaye ve onun kontrolündeki medya Chavez'in karşısına dikilmiş yolundan çevirmek için sürekli sabotaj ve provokasyonlara yöneliyordu. Bolivarcı sosyalizm sadece yoğun bir halk desteği ile ordu içindeki ilerici subayların örgütlenmesine dayanıyordu. Chavez bir kurucu meclis oluşturup bu meclis aracılığıyla anayasayı değiştirmek için referandum yetkisi istedi. Neticede halk bolivarcı sosyalizmin arkasında durarak bu yetkiyi verdi. Kurucu meclis yeni bir anayasa yaparak devlet aygıtını dönüştürmenin ve kamulaştırmaların önünü açtı.
Suriye ülkesinde bir devrim değil emperyalistlerin icazetinde bir gasp işlemi gerçekleştiğinden Şara'nın başında olduğu geçici yönetimin hiçbir meşruiyeti yoktur. Ortada halk yığınlarının eğilimlerini üstlenen ne bir kurucu meclis ne de bu meclisin yaptığı yeni bir anayasa vardır. İktidarı emperyalist güçlerin ve bir kısım bölge devletlerinin icazetiyle ele geçiren Şara ne kurucu meclis seçimleri yaptı ne de Suriye halklarının desteğini aldı. Kendisini önce Cumhurbaşkanı ilan etti ve seçimleri beş yıl ertelediğini söyledi. Üstelik iktidarın el değiştirdiği devlete Suriye Arap Cumhuriyeti adını verdi. Halbuki Suriye ülkesinde Arap çoğunluk dışında başta Kürtler olmak üzere başka halklarda yaşıyor. Şara ve etrafına topladığı güçler Suriye halklarının iradesini yansıtmıyor. İktidarın el değiştirdiği tarihten bu yana sahilde Arap Alevileri güneyde ise Dürziler kitle katliamından geçirildi. Öz savunmaya sahip Kürtler eğer bu imkana sahip olmasaydı onları bekleyen akıbet de aynı olacaktı.
Şara gücünü ülkesinin halklarından değil ülke dışı güçlerden alıyor ve bu sayede ayakta kalabiliyor. Demokrasiye ne zaman geçileceğinin öngörülmediği, adil ve dürüst seçimlerin ne zaman yapılacağının bilinmediği ve önceliğini ülkesinin halklarının rızasını almak yerine emperyalist güçlerden devşirmeye çalışan bir gücün tekçi, dayatmacı ve katliamcı çizgisine başta Kürtler olmak üzere halkların boyun eğmesini beklemek insafla bağdaşmayacaktır. Hele içeride bir süreç yürüttüğünü ilan eden bir iktidarın Suriye Kürtlerini çetelerle yola getirme girişimi sonuç vermeyecek ve büyük bir imkan heba edilecektir. Halbuki sürecin ilerlemesi ve barış ve toplumsal çözüme doğru evrilmesi Ortadoğu'da yaşanan kaos ve karmaşaya son verecek yegane alternatif olacaktı. Türkiye 100 küsür yıllık ezber ve alışkanlıklardan kurtulmalı bölgedeki hiçbir halka kazandırmayacak olan Anti Kürt politikalardan vazgeçmelidir.

