1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Orman Kanunlarının Hakim Olduğu Bir Dünyaya Hoşgeldiniz!
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Orman Kanunlarının Hakim Olduğu Bir Dünyaya Hoşgeldiniz!

A+A-

Dünyanın savaş ve çatışmaları engellemek, barışı daimi kılmak için yarattığı tüm mekanizmalar yerle bir oluyor. Avrupa'nın yaşadığı mezhep ve egemenlik savaşları tarihe otuz ve yüzyıl savaşları olarak geçecek ve kıta ebedi barışa büyük bir özlem duyacaktı. Bu özlemin en derin felsefi ifadesi filozof Kant'ta karşılık bulacak, savaşlardan bıkmış usanmış kıta filozofun 'ebedi barış üzerine' risalesi ile özlemlerine bir yanıt bulacaktı. Filozof barışın temellerinin ulusal bencillikleri geride bırakan bir kozmopolitizmden geçtiğine inanıyordu. Her türlü tikellik düşmanlığı körüklüyordu. Barış için insanlığı birleştirecek evrensel bir ufka ihtiyaç vardı.

Westfalya barışı Kant'ın özlemini yerine getirmeye yeterli olmamıştı. Mezhep savaşlarının üzerine gelen bu barış ile ilk defa sınırlar dokunulmaz sayılıyor ve ülkelerin kendi toprakları üzerindeki egemenlik hakları garanti altına alınıyordu. Savaşlar devam etse de, sınırların dokunulmazlığı kaldırılsa da, ülkelerin kendi toprakları üzerindeki egemenliği sabit hale gelmişti. Westfelya barışında ülkelerin kendi teritoryaları üzerindeki hakları dokunulmaz, sorgulanmaz kabul edilmişti. Ülkeler bir başka ülkenin egemenlik haklarına yönelik müdahaleyi haklı savaş sebebi sayıyor ve diğer ülkelerde emsal teşkil etmemesi için saldırgan devlete karşı birleşiyordu.

Kant'ın özlemlerine en çok ikinci dünya savaşı sonrasında yaklaşılmıştı. Birleşmiş Milletler'in kuruluşu Kant'ın hayali olan kozmopolitizmi yakına getirmişti. İnsanlık ulus devletleri aşacak, yarattıkları bencilliği sınırlayacak bir ufka çok yaklaşmıştı. Faşizm belasının liberalizm ve komünizm gibi ufku kozmopolitizme rahat açılabilecek ideolojilerin etkisi altındaki devletler tarafından yenilgiye uğratılması hayali yakına getirmişti. Ancak ne zamanki savaşın galibi ülkeler güvenlik konseyinin veto hakkına sahip asli üyeleri sayıldılar işte o zaman kozmopolitizm hayali ufuktan kayboldu.

Kozmopolitizm ufuktan silinirken Westfalya barışının getirdiği ilkeler BM'nin kuruluş senedine işlendi. Bu defa evrensel insan hakları takviyesi yapılarak üstelik. Senedi imzalayan her ülke BM'nin şerefli bir üyesi kabul ediliyor, egemenlik hakları sıkı güvence altına alınıyor ve ülke egemenliklerine müdahale sert yaptırımlara bağlanıyordu. Ülkeler egemenlik haklarını kullanmakta bağımsızdılar. Her ülke bir diğerinin eşiti ve eşdeğeriydi. Küçük ile büyük, zengin ile yoksul arasında bir ayrıcalık farkı yoktu. BM şartı bir ülkenin başka bir ülkenin iç işlerine karışmasını ve müdahale hakkını yasaklıyordu. Bunu egemenliğin ihlali sayıyordu. Bu nedenle Saddam'ın Kuveyti işgali BM şartının ihlali sayılmış ve BM'nin öncülüğünde bir uluslarası güç Saddam'ı durdurmuştu. Bunun siyasi saiklerini tartışmanın yeri burası olmadığından kendimizi BM'nin işleyişi üzerinden sınırladığımızı belirtelim.

Evet böyle bir yasağa ihtiyaç vardı. Çünkü diğer türlüsü güçlülerin borusunun öttüğü, orman kanunlarının geçerli olduğu bir yer haline getirirdi dünyayı. Emperyalizm teorileri güçlülerin her şeye hakim olduğu bir zihniyetin egemenliğini yerleştirmeye başlamasıyla hayat bulmaya başlamıştı. Sosyal Darwinizm ırkçı önyargılarla buluşuyor ve beyaz ırkın dışındakiler aşağılanırken, beyaz ırkın içinde de sadece güçlü olanların ayakta kalmaya ve yaşamaya hakları olduğu yönündeki düşünceler taraftar buluyordu. Bu düşünceler hızla bir öjeni tartışması olmaktan çıkacak gündelik hayatın her yönünü etkileyecekti. Yaşanılan tam bir medeniyet kaybıydı. Freud'un da dediği gibi insanlık medeniyet sayesinde ilkel güdü ve dürtülerinden uzaklaşabilmiş ve bunları denetimi altına almayı başarmıştı. Halbuki güçlünün her şeyi yapmaya hakkı olduğunu ilan ettiği bir dünya, ancak edinilmesi yüzyılları alan medeniyet pratiklerinin tam boy imhası demekti.

2025 yılının son günlerinde yayınlanan Amerikan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi 'güç, en iyi caydırıcıdır' diyordu. Marx'ın dediği gibi pratik sözü aşar ve geride bırakır. Trump doktrini de denilen bu belgedeki söz de Venezüella devlet başkanı Maduro ve eşinin kaçırılması ile pratik tarafından aşıldı. Demek güç sadece en iyi caydırıcı değil ülkeleri, ulusları ve halkları dize getirmenin ve onların ulusal zenginliklerine de el koymanın en etkili yoluymuş. Bu yol birkez açıldığında artık dünya orman kanunlarının hakim olduğu ve gücü yetenin güce yettiğine çöktüğü ve boyun eğdirdiği bir yer haline gelecektir. Bu ise insanlığın önce Westfelya Barışı ile ve en sonunda BM senedi ile kurduğu karşılıklı egemenlik haklarına saygıya dayalı bir dünyanın sonu olacaktır. Yani medeniyetin ve modernitenin bize kazandırdıklarının topyekun imhası... Önümüzde direnmekten başka bir yol görünmüyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar