
Prof. Dr. Tuncay’dan Abbas Bilgili’nin kitabına tam not
Adanalı avukat ve yazar Abbas Bilgili’nin “Dreyfus Davası ve Yassıada Yargılamasıyla Benzerlikleri” adlı yeni kitabı, hukukçu ve akademisyen Prof. Dr. Aziz Can Tuncay tarafından değerlendirildi.
Adana Barosunun ve avukatlık camiasının bilinen isimlerinden Abbas Bilgili, hukuk tarihinin en dikkat çekici davalarından biri olan Dreyfus Davası’nı ele aldığı yeni kitabını okuyucuyla buluşturdu. Seçkin Yayınları tarafından yayımlanan “Dreyfus Davası ve Yassıada Yargılamasıyla Benzerlikleri” adlı eser üzerine Prof. Dr. Aziz Can Tuncay bir değerlendirme kaleme aldı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku dersleri veren, daha sonra Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinde aynı alanda görev yapan ve fakültenin dekanlığını üstlenen Prof. Dr. Aziz Can Tuncay, hukuk alanındaki akademik çalışmalarının yanı sıra çok sayıda kitabın da yazarı. Tuncay’ın eserleri arasında “İş Hukukunda Eşitlik İlkesi”, “Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri”, “Toplu İş Hukuku”, “Hukuksal Etik Dersleri” ve “Tarihte Ünlü Davalar” da bulunuyor.

Bilgili’nin eseri hazırlarken çok sayıda kaynak ve araştırmadan yararlandığını belirterek kitabı üslup, düzenleme ve verdiği mesajlar açısından başarılı bulduğunu belirten Tuncay, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:
"Meslektaşım ve yakın dostum Abbas Bilgili Adana Barosu’nun ve avukatlık camiasının bilinen isimlerindendir. Bilgili, sadece bir avukat değil, aynı zamanda şair, yazar ve bir araştırmacıdır. Onlarca araştırma yapmış, değerli eserler kaleme almıştır. Bu araştırmaların sonuncusunu geçenlerde imzalı olarak bana gönderdi ve bu çalışma hakkında düşüncelerimi öğrenmek istedi. Bilgili’nin tarafıma lütfedip gönderdiği kitap ünlü Dreyfus Davası ile ilgili idi. Kitabın özgün adı “Dreyfus Davası ve Yassıada Yargılamasıyla Benzerlikleri”dir. Seçkin Yayınları arasında yer alan bu kitabı bir çırpıda okudum. Esasen benim de bir kitabımda (A. Can Tuncay, Tarihte Ünlü Davalar, 3. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2023, s. 218 vd.) incelediğim çok ibretlik bir konudur bu. 1894 ile 1906 yılları arasında Fransa’yı 12 yıl ciddi şekilde meşgul eden ve Fransız halkını bölen bu dava hukuk tarihinin en dikkat çekici davaları arasındadır. Dava Fransız ordusunda görevli bir yüzbaşı olan Alfred Dreyfus’un skandal bir yargılama sonucu ön yargılı bir kararla vatana ihanet suçuyla mahkum edilip Fransız Guyanasında bir adaya sürgüne gönderilmesi ve ardından onun suçsuzluğunu ispat çabalarıyla geçen yıllara ait bir davadır. Dava, dünyada adaletsiz ve önyargılı davaların evrensel sembolü olmuştur. Bilgili’nin sözleriyle bu dava haklı ile haksızın, adalet ile adaletsizliğin, doğru ile eğrinin, iyi ile kötünün, yalan ile gerçeğin karşılaştığı bir süreçtir.
Yukarıda bir çırpıda okuduğumu belirttiğim kitap ya da incelemeyi çok başarılı buldum. Abbas Bilgili bu konuda yüzlerce inceleme ve araştırma okumuş ve olayı en ince detayına kadar incelemiştir. Üstelik, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası düşürülen iktidar mensuplarının Yassıada’da kurulan olağanüstü mahkemede yargılandıkları skandal davalarla benzerliklerine de değinmiştir. Kitabı gerek üslup gerek düzenleme gerek verdiği önemli mesajlar açısından çok başarılı bulduğumu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Tarihte Ünlü Davalar isimli kitabımda incelediğim bu davaya Hukuksal Etik isimli (A. Can Tuncay, Hukuksal Etik, Beta Yayınevi, 7. Baskı, İstanbul 2024, 331, 332’deki 669 nolu dipnot) kitabımda da değindim ve özetledim. 1894 yılında Alman Askeri Ataşesi’nin çöp kutusunda bulunan bir not nedeniyle Fransız ordusundaki Dreyfus, Almanlar lehine casusluk yapmakla suçlanır. Sahte belgeler, taraflı bilirkişiler, ayarlanmış tanıklarla Dreyfus’un casusluk yaptığı kararı verilerek vatana ihanet nedeniyle Fransız Guyanası’daki Şeytan Adası’na sürgüne gönderilir. Kalabalık ve askeri birlik önünde rütbeleri sökülüp, kılıcı kırılır. Sürgündeyken kardeşi onun suçsuzluğunu ispat için gayret sarf eder. Ünlü romancı Emile Zola da Dreyfus’un suçsuzluğuna inananlardandır ve Cumhurbaşkanına yazdığı “Suçluyorum” başlıklı açık mektupla kamuoyunu etkiler ve dosyanın yeniden açılması sağlanır. Zola da bu cesur mektubu nedeniyle yargılanır ve mahkum edildiği için İngiltere’ye gitmek zorunda kalır. Dreyfus’un aklanması ve rütbesinin iade edilmesi uzun sürer ve 12 yıl sonra 1906 yılında aklanır.
Bu kitabı yazarken diğer yazılanlar bir yana, esas itibariyle Av. Abbas Bilgili’nin ünlü yazar Emile Zola’nın Dreyfus’un suçsuzluğunu ispatla ilgili çabalarına değinirken sarf ettiği şu cümle çok hoşuma gitti: “Konuşmak insanlara özgüdür, ama zor zamanda konuşmak cesur yürekli insanlara özgüdür.” Kitabı her Türk hukukçusu ve siyasetçisi kadar hukuk öğrencilerinin de okumasını öğütlerim.
Her ne kadar kitap büyük bir emek ve mesai harcanarak ortaya çıkmış değerli bir eser ise de bazı ufak tefek eleştiri ve düşüncelerimi de eklemek istiyorum. Şöyle ki, sayfa 26 ve 36’da, Dreyfus’u mahkum ettirme çabasında olan kişilerden binbaşı de Clam’ın yırtılmış belgenin fotokopisini alıp bunu kendisine gösterdiği yazılı ise de, o tarihte fotokopi henüz icat edilmiş olmadığından bu sözü fotoğrafının çekilmiş olması şeklinde anlamalıyız. Dreyfus davasından esinlenerek yazılan romanlar arasında bence Franz Kafka’nın “Dava” adlı romanı da yer almalıydı. Çünkü 1914-1915 arasında yazılan bu romanda Joseph K.nın durup dururken tutuklanarak ne ile suçlandığını bilmeden yıllarca yargılanması konu edilmektedir. Dreyfus olayının Yassıada yargılamasıyla benzerlikleri anlatılırken Yassıada’daki duruşmaların ne kadar düzmece, şova dönük ve önyargılı yapıldığı, saçma sapan konuların gündeme getirildiği ayrıntıları ile anlatılmaktadır. Bu bakımdan hafızalarımız tazelenmiş ise de bence o davalar askeri bir cunta tarafından düşürülen bir iktidar mensuplarının yani bir grubun yargılanmasına dairdir. Dreyfus davasında ise bir kişi yargılanmıştır. Ben arada pek de benzerlik olmadığını düşünüyorum. Yassıada yerine Ergenekon, Balyoz, Oda Tv vs davalarının karşılaştırılması daha iyi olurdu düşüncesindeyim.
Her şeye rağmen Sn. Abbas Bilgili’nin bu incelemesi dört dörtlük bir incelemedir. Herkesçe okuması gerekir. Kendisini gönülden kutlarım."



HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.