Que Vadimus (2)
8-CHP böyle bir yol ayrımına tarihi boyunca ilk defa gelmiyor. CHP'nin sorunsalı isminde geçtiği gibi gerçek bir halk partisi olmak ile devlet kurucu parti olmak arasında yaşanıldı. CHP'nin altı okunun arasına halkçılık okunu eklediği sırada halkçılık narodnikyen bir içeriğe değil korporatist bir anlama sahipti. Korporatist dünya görüşü sınıfları reddediyor ve mesleki temsil esas alıyordu. Oldukça devlet merkezli bir dünya görüşüydü korporatizm. Sınıfların varlığını kabul etmiyor mesleki temsil üzerinden tüm çelişen çıkarları devlette çözüme kavuşturuyordu. Taha Parla hoca sağ kemalizm olarakda nitelendireceğimiz bu dünya görüşünü doktora tezinde korporatizm olarak kavramlaştırmış ve tek parti döneminin politikalarını bu şekilde izah etmişti.
9-CHP'deki bu kanat varlığını baskın biçimde sürdürmeye devam etti ve partinin asıl ayırdedici vasfını devlet kuruculuk olarak gördü. CHP kendini kurduğu devletin bekçisi olarak görüyordu. Hükümetler değişebilir, ancak CHP'nin kurduğu devletin ana nitelikleri değişemezdi. Ama çok partili hayat ile birlikte seçimli demokrasi gelmişti ve siyaset, ancak halk yığınlarının desteği sayesinde yapılabilirdi. Parti yıllarca bürokrasi üzerinden halk kitleleri ile bağ kurmuş ve halk devlet sınıfları karşısında ilk bağımsızlaşabilme imkanı bulduğu momentte gerekli dersi vermişti. Yeter söz milletin sloganı herşeyi açıklıyordu. Çünkü artık siyasi meşruiyetin kaynağında halk desteği vardı.
10-60'lı yıllarda burjuva fraksiyonları içinde sanayi sermayesi bir adım öne çıkmıştı. 61 anayasası 27 Mayıs'ı yapan koalisyonunun bir tercümesiydi. Ülke kentlileşiyor, göçler hız kazanıyor ve yeni toplumsal dinamikler ortaya çıkıyordu. Sol heryerde yükseliş halindeydi ve CHP tarihi bir yol ayrımına gelmişti. Ya bürokrasinin partisi olarak yoluna devam edecekti ya da gerçek bir halkçılaşma pratiğinin içine girecekti. Bürokrasinin partisi olmak devletin partisi olmak demekti. Halkın belleğinde ise devlet jandarma baskısı ve tahsildar zulmü ile yerleşmişti. CHP kadroları ya devlet bürokrasisinden ya da kentli seçkinlerden geliyordu. Partinin tarihi bir dönüşüme ihtiyacı vardı.
11-Bu tarihi dönüşüm İsmet Paşa'nın tercihi, ama asıl olarak Ecevit sayesinde gerçekleşti. İsmet Paşa sayesinde gerçekleşmesi imkansızdı, çünkü paşanın kendisi devlet demekti. Ecevit hem ideolojik hem stratejik hem de pratik olarak bu dönüşümü gerçekleştirerek tarihe geçti. Ecevit partinin devlet kuruculuğu vasfını gerçek bir halkçılık ile bütünleştirdi. Ecevit'in halkçılığı popülizmin sol versiyonuydu. Halkı yeniden tanımladı, tarif etti. Halk emeğiyle geçinen ve hakkını alamayan sınıflardı. Kimden halklarını alamadığı sorusuna Ecevit ideolojik olarak net cevaplar verdi. Halka hakkını vermeyenler vurguncu, talancı kesimlerdi. Bu yüzden ne müeesses nizam ne de sermaye çevreleri Ecevit'i sevmedi, ancak halk çok sevdi.
12-Ecevit karşısına hem müesses nizamı hem de sermaye çevrelerini almıştı. Ecevit'in ilk karşısına dikilenler müesses nizamın CHP içindeki bölükleri oldu. Çünkü onlar için partinin en önemli vasfı devlet kuruculuğuydu ve devlete helal getirmemesiydi. Ecevit tarihi gerçeği görmüş ve çubuğu halktan yana bükmüş ve devletin parti içindeki müesses nizam yanlısı bölüklerini karşısına almıştı. CHP tarihinde ilk defa gerçek bir halkçılaşma pratiği yaşıyor ve kendisini müesses nizam karşısında halk sınıflarının savunucusu olarak konumlandırıyordu. CHP tarihindeki en yüksek halk desteğine bu sayede ulaştı.

