Seçim mi Dediniz?
Amerikan emperyalizminin seçim diye bir derdi yoktur. O işbaşındaki iktidarların nasıl geldiğinden ziyade kendisine ne kadar yakın ne kadar itaatkar olduğuna bakar. Eğer bir rejim veya iktidar Amerikan emperyalizminin çıkarlarına hizmet etmiyorsa isterse adil, dürüst ve güvenilir seçimlerle işbaşına gelsin her türlü yol ve yöntem ile o iktidarı indirmek veya rejimleri değiştirmek meşrudur. Buradaki kıstas seçimlerin düzgün ve adil yapılmış olması değil Amerikan emperyalizminin çıkarlarıdır. Şili'nin demokratik seçimlerle iktidara gelmiş sosyalist devlet başkanı ne zamanki ülkesinde halk yararına kamulaştırmalar yapmaya başladı, ülkesinin başta bakır olmak üzere değerli madenlerini devletleştirmeye karar verdi işte o vakit Amerikan emperyalizmi hakim sınıflar içindeki piyonlarını harekete geçirerek önce lokavtlarla sonrasında ise kamyoncularla iktisadi yaşamı felce uğrattı.
70'lerin sonundaki Ecevit hükümetleri anti tekel uygulamalara gitmediği halde sırf arkasındaki halk sınıflarının desteği nedeniyle karaborsacılık, istifcilik yaygınlaştırılarak temel tüketim maddelerinin yokluğu ve teminindeki güçlükler nedeniyle Ecevit hükümeti ile halk sınıfları karşı karşıya getirilmiş ve tekelci sermayenin sözcüsü sayılması gerekli olan Tüsiad gazetelerde bildirilerek yayınlayarak Ecevit iktidarını gözden düşürmeye, meşruiyetini zedelemeye girişmişti. Bir yanda tırmandırılan iç savaş ve kitle katliamlarının yaygınlaşması ve diğer taraftan halkın gündelik ihtiyaçlarının dahi karşılanamaması Ecevit iktidarını köşeye sıkıştırmış ve asker ile faşist hareketin sıkıyönetim dayatmalarına karşı koyamayan hükümet devrimci güçler ile halk sınıflarından kopmuş ve senato ara seçimlerinde aldığı yenilgi ile iktidarı bırakmak zorunda kalmıştı.
Allande yasal ve parlamenter yollarla iktidara gelmişti. İktidarı sandıktan çıkmış ve demokratik meşruiyete sahipti. Sovyetlerin peyki veya uydusu olmak gibi bir niyeti de yoktu. Şili sosyalizmi yasalcı, parlamentarist ve meşruiyetçiydi. Ancak halkın oyuyla dahi gelmeniz bir sosyalizm programı uygulamanız için yeterli değildi. Sosyalizme giden ikna yolları kapatılmıştı. Ancak kitlelerin örgütlü gücü ve bu gücün sarmaladığı silahlı olarak teşkilatlanmış bir milis ordusu iktidarı güvenceye alabilirdi. Sınıflı topluma göre yapılanmış devlet kurumlarının gölgesi altında bu kurumlar halkın örgütlü gücü ile dönüştürülmeksizin sosyalizme geçiş mümkün değildi.
Düzen içi veya dönek solun burjuva ilişkilere göre yapılandırılmış bir devlet cihazını zaten dönüştürmek gibi bir niyeti yoktur. Onların asıl görevi bağımlı sınıfların hakim sınıflara bağlılığını devam ettirmektir. Yapabildikleri en fazla hakim sınıfların çıkarlarına helal getirmeksizin bağımlı sınıfları kırıntılarla idare etmektir. Ya toplumsal dönüşümün imkansız olduğu umutsuzluğunu yayarak bunu yaparlar ya da kuvvet dengelerinin teslimiyetçi bir okumasını yaparak bu bilinci bağımlı sınıflara kabul ettirirler. Yapabilecekleri en fazla hakim sınıf çıkarları ile bağımlı sınıfların çıkarlarını uzlaştırmaktır. Ama bu uzlaşmada kayırılan, gözetilen ve öncelik verilen daima hakim sınıflar olacaktır. Seçimle gelip gitmeyi kabullendiklerinden halkı örgütlemeyi, toplumsal mobilizasyonu yükseltmeyi düşünmezler. Halk onların gözünde çıkarları sömürücü sınıflarla antagonist düzeyde çelişkili bir topluluk olmayıp her seçim döneminde gidip oy vermekle yükümlü bir yığındır.
Toplumsal yaşamı radikal bir biçimde dönüştürmeyi önlerine koyanlar seçimlerin iktidarın gerçek güvencesi olmayacağını bilirler. Toplumsal yaşamı dönüştürmek hakim sınıflarla gerilimli bir birlikteliği beraberinde getirir. Hem toplumsal ilişkiler ve hem de bu ilişkilerden yalıtık olmayan devlet örgütlenmesi hakim sınıfın etkisi altındadır. Her çağın egemen fikirleri egemen sınıfın fikirleridir. Ancak örgütlü bir halkın gücü ile onun gündelik mobilizasyonları hakim sınıfları yıldırır ve devlet örgütlenmesi içinde halk sınıflarının etkisini arttırır.
Burjuva milliyetçi sol düzen solundan veya dönek soldan farklı bir kategoridir. Ancak son tahlilde burjuva ilişkiler tarafından belirlenmiştir.Düzen solu kapitalist çizgilerin dışına çıkmaya niyetlenmediği gibi uluslararası ilişkilerde de anti emperyalist bir çizgi çekmez. Dönek sol ise liberalleştiğinden üzerinde durmaya bile değmez. Ancak burjuva milliyetçi sol içeride yer yer devletçiliğe doğru meylederken dışarıda farklı ittifaklar peşinde koşar. Ama burjuva ilişkiler tarafından belirlendiğinden burjuvaziye has bütün virüsleri bünyeye alır: rüşvet, kayırmacılık, yolsuzluk ve imtiyazlar.
Bu ilişkiler bünyeyi istila ettikçe milliyetçilik birleştirici değil bölücü, sahici değil bir retoriğe dönüşür. Milliyetçilik halk sınıflarını birleştirmez ayrıştırır, sömürücü sınıfları gözettiğinden halkı mobilize edemez. Halkını mobilize edemeyen burjuva milliyetçi bir sol emperyalizmin saldırılarına açık hale gelir. Kitle hareketliliği zayıflar, yığınlar politikanın öznesi olmaktan uzaklaşır ve halk sınıfları politikanın birer seyircisi haline dönüşür. Venezüella'nın geldiği yer Chavez'in Bolivarcı sosyalizminden burjuva milliyetçiliğine bir gerileyiş olmuştur. Devrim giderek asabiyesini kaybetmiş, kendi mülk sahibi sınıflarını oluşturmuş ve onlarda artık kaybedecekleri mal ve mülkleri olduğundan kollarını kıpırdatmamıştır.

