1. YAZARLAR

  2. Remzi Yıldırım

  3. Sıcakta Yoğrulan Şehir
Remzi Yıldırım

Remzi Yıldırım

Gazeteci

Sıcakta Yoğrulan Şehir

A+A-

[11:05, 09.01.2026] Remzi Yıldırım Gazeteci: Güneş, Çukurova’da doğmaz;
sanki bir yerlerden kopar, yere düşer.
Adana sabahları bu yüzden ağırdır.
İnsan uyanınca önce gölgesini yoklar, sonra kalbini.

Bu şehirde kalp solda atmaz;
göğüs kafesinin ortasında,
sıcağın tam merkezinde atar.
Taşköprü’nün üstünde durup Seyhan’a bakarsan, suyun akmadığını fark edersin önce. Çünkü Adana’da su bile acele etmez. Burada her şey sıcağın ritmine göre yaşar. 

İnsan da, anı da, kader de... 

Bir şalvarlı amca, köprüden karşıya geçerken küfürle dua arasına sıkışmış bir cümle fısıldar. Aynı kaldırımda, kulağında küpe, saçları omzuna dökülen bir delikanlı yürür. Birbirlerini tanımazlar ama aynı sıcağı taşırlar. Aynı nemle terlerler. Aynı şehrin yükünü omuzlarında taşırlar.
Adana’da yabancılık yoktur;
sadece tanışmamışlık vardır.

Burada çocukluk, okul bahçelerinde değil;
sulama kanallarında başlar.
Analar bağırır, babalar kızar ama çocuklar yine girer o suya. Çünkü Çukurova’da hayat bedavadır; risk pahasına yaşanır. Yüzme bilmeyen çocuk bile suya atlar; çünkü Adana’da düşmek ayıp değildir, boğulmak bile kaderle açıklanır.
Ramazanoğlu Camii’nin gölgesinde yoksulluk serinler. Fukara burada fukara olduğunu unutmaz ama utanmaz da. Çünkü bu şehirde yoksulluk, eksiklik değil; kimliktir. Zenginle fakirin ortak cümlesi vardır:

“Allahına kadar Adanalıyık.”


Akşamüstü Büyük Saat’in çevresinde zaman durur. Saat çalışır ama şehir bekler. Kebap dumanı gökyüzüne değil, doğrudan insanın içine çöker. Şalgam boğazdan geçerken, insan kendiyle barışır. Bici bici yenirken çocukluk geri gelir. Adana, insanı kendine döndürür; bazen sertçe, bazen küfürle, çoğu zaman kahkahayla.


Bu şehir arabeski ağlatmaz;
arabeski doğurur.
Yılmaz Güney’in sert bakışı, Ferdi Tayfur’un kırık sesi, Haluk Levent’in haykırışı bu sokaklarda pişmiştir. Adana, duyguyu rafine etmez; olduğu gibi sunar. Acıyı süslemez. Sevgiyi saklamaz.


Bir zamanlar pamuk ağalarının Chevrolet’leri vardı bu sokaklarda. Parayı savururlardı, rüzgâr gibi. Şimdi o rüzgâr Yaşar Kemal’in cümlelerinde eser. Orhan Kemal’in yoksul kahramanları hâlâ yaşıyor burada; belki isimleri değişti ama alın teri aynı.
Adana, doğu ile batının tokalaştığı değil;
birbirini tarttığı yerdir.


Modern binaların gölgesinde hâlâ eski bir türkü söylenir. Betonun arasından bir ağıt yükselir. Çünkü bu şehir geçmişini yutmaz; onu sindirerek yaşar.
Geceleri nem ağırlaşır. İnsan uykusunda bile terler. Ama kimse şikâyet etmez. Çünkü Adana’yı sevmek, onu olduğu gibi kabul etmektir. Fazlasıyla sıcak, fazlasıyla gerçek, fazlasıyla insan…


Bu şehir, urgan satılan çarşıların hatırasını unutmamıştır. Kandil geceleri buhur kokmaz belki ama yoksulun duası yükselir göğe. Yağmurdan sonra sokaklar kalkmaz yerinden ama insanlar biraz daha birbirine yaklaşır.


Çukurova bir coğrafya değildir;
bir haldir.
Bir duruştur.
Bir yazgıdır.


Ve Adana…
İnsanı yoran ama terk edemediğin,
kızdığın ama savunduğun,
kaçtığın ama döndüğün yerdir.


Çünkü insanın yüreği neredeyse,
şehir de oradadır. 

Kalbi Çukurova atanlara Selam olsun.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.