1. YAZARLAR

  2. Yaşar Erkmen

  3. Yaylada Kahvaltı Keyfi
Yaşar Erkmen

Yaşar Erkmen

Yaylada Kahvaltı Keyfi

A+A-

Herkes gibi biz de yaz başında Adana’nın sıcağından kurtulmak için yaylaya çıkarız. Ekimde terk ettiğimiz yaylaya kış mevsimine girdiğimiz aralık ayının başında yeniden geldik. Bu soğukta ne işiniz var, diyeceksiniz şimdi. Bana sorarsanız, keyfimden değil de mecburiyetten geldim, derim. Eylül-ekim gibi yayla dönemini kapatırken yapılması gereken işleri bugüne ertelediğimiz için yaylaya gelmiş olduk. Hava durumuna baktığımızda yağış da yoktu. Daha fazla gecikmeden pazar günü çıktık yola.

Yayla evini kapatırken en önemli işlerin başında depodaki suyun boşaltılması, vanaların kapatılması ve su sayacının sökülmesi gelir. Bu işleri aksatan kişi, ertesi yıl su baskınına uğramış bir evle karşılaşır. Kışın keskin soğuğu, depodaki ve borulardaki suyu dondurur, boruları çatlatır. Yayladaki ilk yılımızda böyle bir olay yaşamış, perişan olmuştuk. Eylülde suları boşaltmadan, ana vanayı kapatıp Adana’ya dönmüştük. Ertesi yaz gelip vanayı açtığımda ikinci katın merdivenleri şelaleye dönmüştü.

ff96c1cd-bdcf-443b-9ff0-e18f5347302f.jpg

Aynı durumla bir daha karşılaşmamak için bize pahalıya mal olan olaydan ders alarak bu konuya dikkat ediyorum artık. Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var” şiirinde dediği gibi, insanoğlu yaşadığı süre boyunca yeni şeyler öğreniyor ya da hayat ona bir şeyleri öğretiyor. Bazen sevabına bazen bedeller ödeterek… Maddi bedeller neyse de manevi bedellerin telafisi olmuyor.

Yaylanın havası bugünlerde Adana’dan farklı değil, mis gibi, günlük güneşlik. Etrafta in-cin top oynuyor. Akşam, mahpushanelere olduğu gibi dağların arasındaki Fındıklı yaylasına da erken iniyor. Güneş, yeterince ısıtamamanın verdiği üzüntüden midir nedir, erkenden kayboluyor yeşil tepelerin ardında. Güler yüzlü yaşam kaynağımız ortadan kaybolunca meydan sevimsiz ve suratsız kuru ayaza kalıyor. Biz de onunla baş edebilmek için veryansın ediyoruz sobayı.

Eşim, yaylanın yazına da kışına da bayılıyor. Geleceğimiz akşam heyecandan uyuyamamış. Gece başlayan soğuk ve yol yorgunluğu nedeniyle erkenden yattık.

Sabahleyin aşağıya indiğimde bir sürprizle karşılaştım. Eşim, mutfakta ıspanaklı börek yapmak için hamur açıyordu. Yörük değil, göçmendir ama pasta, börek, yemek işlerinde oldukça hünerlidir ve onlardan aşağı kalmaz. Evde en sevdiği yer mutfaktır, oradan da pek çıkmaz dersem başka söze gerek kalmaz sanırım.

“Hava güzel. Kahvaltıyı balkonda yapalım mı?” dedi.

“Olur, ben bahçeye bir göz atayım. Sen işlerini bitiresiye gelirim”

ffee7dd0-5626-45c8-b7bd-9ace8bd38750.jpg

Kahvaltı hazırlanana kadar bahçede dolandım. Ağaçların yaz güzelliği kalmamıştı. Yazın yapraktan görünmeyen dallar, şimdi kara kuru bir biçimde meydana çıkmıştı. O güzelim yeşil elbiselerinden soyunmuş, meyvelerini yitirmiş, çirkin, yaşlı bir cadıya dönmüşlerdi. Aynı ağaçlar çok değil, üç ay sonra yeniden gençleşip güzelleşecek, çiçekler açıp meyveye duracaklardı. Doğanın bu döngüsüne, bu mucizesine şaşmamak ve hayran olmamak mümkün mü?

Cevizlerin altı, dökülen sararmış ölü yapraklarla kaplıydı. Yaprakların arasından bana çekinerek bakan cevizleri görünce sevindim. Yaz sonu ulaşamadığım dallarda kalan ve bana direnen cevizler, suçlarını bağışlatmak için kendiliğinden dökülmüştü. Topladığım sağlam cevizleri bir kenara bırakıp içeri girdim.

Balkonda hazırlanmış, sıcacık böreklerin yer aldığı kahvaltı sofrasına oturdum. İçimizi ısıtan, yüzümüzü okşayan yayla güneşinin eşliğinde kahvaltımıza başladık. Demirkazık’ın doruklarındaki erkenci kar, güneşle samimiyetimizi kıskanmış olacak ki kışın gelmekte olduğunu hatırlatmak için çok uzaklardan bize kendini göstermeye çalışıyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.