ANNEME (2)
Derdim köklerimi kazımak ve kendime hayali bir geçmiş yaratmak değil. Annemin karakter çizgilerinin nasıl oluştuğunu anlamlandırmaya çalışıyorum. Otuz beş yıl munis bir kayınpeder ile ceberrut bir kayınvalidenin idaresinde yaşanılan bir konak hayatına annem nasıl tahammül edebilmiş... Sabırlı olmayı ve babam gibi çalıştığı zaman öfkesi eksik olmayan birini idare etmeyi nasıl başarmış... Orta mektepten dayısının zorlamasıyla alınmasına nasıl katlanmış... Gar müdürünün bir cumhuriyet bürokratı olarak özendiği batılı yaşam tarzından gerisin geri köy hayatına dönmek onda nasıl travmalar yaratmış...
Annem bahsettiğim süreçlerin bir bileşimiydi. Dedem edindiği görgü ile onu zarif birisi olarak yetiştirmişti. Gar müdürünün telkini ile o dönemin kız çocukları için ideal sayılabilecek bir okula gönderilmişti: İsmet İnönü Kız Enstitüsü. Bu okullar cumhuriyet misyonuna uygun kız çocukları yetiştirmek için açılmıştı. Kız çocukları hem ev işlerinde uzmanlaşacak hem de eğitimli eşler olarak daha bilinçli çocuklar yetiştireceklerdi. Belki içlerinden liseye devam edenler çıkacak ve onlarda öğretmenlik kursundan geçirilerek muallim olacaklardı. Annemin yanlarında kalmak kaydıyla okumasını dedemden isteyen gar müdürüydü. Annem evde piyano olduğunu, hizmetli ve aşçılar olduğunu söylerdi. Aldığı Fransızca dersleri hala unutmamış ve bildiği Fransızca sözcükleri tekrarlamayı severdi.
Ancak, annemin en büyük dayısının kız çocuğu okur mu karşı koyuşuna dayanamayan dedem, ikinci sınıfın sonlarına doğru annemi okuldan alacaktı. Annem okuldan alınmanın travmasını bir türlü atlatamadı. Tekrar köye dönmüştü. Yaşadığı taşra sıkıntısının kabuğunu kırmasına izin verilmemişti. Bundan olacak annem eline ne geçerse okurdu. Benim evde biriktirdiğim gazete ve dergilerin dikkatli bir takipçisiydi. Günü geçmiş gazeteleri bile okurdu. Yeter ki okunacak birşeyler bulsun. Saatli maarif takviminin sayfalarını tek tek koparmayı çok severdi. İstisnasız bunu hergün yapardı. Mahallenin kadınları akşam üzeri gelecek hayvan sürüsünü beklemek için sokağa çıktıklarında annem çoğunluk bunu yalnız yapardı. Dedikodu yapmayı, birilerini çekiştirmeyi sevmezdi.
Annem dedemin konağının küçük geliniydi. Bundan dolayı mahalledeki kadınlar ona gelin Selvi derlerdi. Konağa küçük gelin olarak gelmiş ve ceberrut bir kayınvalidenin tezgahından geçmişti. Baba tarafımın kadınları ayrı bir mevzuu. Ama annem onlardan huy ve mizaç olarak çok farklıydı. Daha sabırlı, daha sessiz ve daha içine kapalıydı. Baba tarafım tarla takım işleriyle uğraştığından ve dedemin bir hayli arazisi olduğundan annem küçük gelin olarak otuz beş yıl kaldığı Hacı Bekir sülalesi içinde zannedersem çeşitli horlanma deneyimleri de yaşamıştı.
Kapalı bir köy hayatı hakimdi herşeye. Dedem ve ebem yazları yaylaya çıkardı. Amcam da ortaokul terk biriydi. Ve adeta inci gibi bir el yazısı vardı. Hanımı Döndü Anama, ki hepimizin göbeğini onun kestiği söylenirdi, aşık olduğu için amcam okulu terk etmişti. Amcam kaba işlerle uğraşmaz onları babama bırakırdı. Babam ona abi demez agga derdi yani Ağa. Amcam huy olarak dedeme babam ise ebeme benzerdi.
Annem neticede bir işçi kızıydı. Ramazan dedemin tarla takımı yoktu. Dedem Döndü ebeme kalanlara karışmazdı. Kız çocuklarının miras hakkı tartışılmaz, ancak erkek kardeşler bir yolunu bulur o mirası kendilerinden yana tırtıklardı. Ramazan dedemin öğündüğü şey çocuklarını okutmaktı. Köyde yalnızca ağa çocukları okuyabilirken, annemi okuldan geri alan dedem, diğer tüm çocuklarını okutacaktı. Babamın bizleri okutmaya olan düşkünlüğü esas olarak dayılarımdan geliyordu. Neyse..
Annem çok fazla bir çeyizle ve tarla takımla dedemin konağına gelmediği için ağalık kültürünün hakim olduğu konakta küçük gelin olmanın da getirdiği eksra yüklerle çok ezilmiş, çok zorlanmış. Ama otuz beş yıl dayanmayı da başarmış. Sabrı, sessizliği ve etrafını dikkatli gözlemlemesi hep bundandı.
Babam anneme aşık olmuş. Hatta annemi dedem Aptioğlu'nda zengin bir aileye vermiş. Dedem bu ailenin beyini cezaevinde sık sık ziyeret ettiğinden aralarında söz kesmişler. Belki dedemin hemşerisiydiler. Ancak anneme göz koyan babam atı ile Aptioğlu'ndan gelen bu damat adayını yıldırmış ve vazgeçirmiş. Cennet ebemde sülalenin malı mülkü dışarı dağılmasın diye babamı dedemin bacısının kızı ile nişanlamış, ancak anneme aşık olan babam nişanı bozmuş. Cennet ebem için anneme duyulacak eksra bir hırs daha. Babam annemi nişandan caydırıyor bir de annesinin yaptığı nişanı bozuyor ve fatura Selvi geline çıkıyor. Babam eğlenmeyi seven, ama hovarda olmayan biriydi. Babamın tüm arkadaşları hovardaydı. Birgün sordum sen de alemlerin içindeydin annemi hiç aldattın mı diye verdiği cevap hayırdı.

