1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (6)
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Kara Kalpaklı Kırmızı Atkılı Bir Dahinin Ardından (6)

A+A-

Hoca çok yazdı. Söylediklerinin daha iyi anlaşılması için yazdıklarını sıkça tekrarlardı. Bu özelliği belki hocalığından kaynaklıydı. Çünkü tekrar öğrenmenin en etkili yolu sayılır. Ama bu tekrarlar sıkıcı olmazdı. Hocanın romantik yer yer şairaneliğe meyleden bir üslubu vardı. Hoca anlattığı meseleye çok yönlü yaklaşır, adeta bir kuyumcu gibi işlerdi.

Alıntı yapma tekniği çok farklıydı. Hoca klasik bir akademisyen değildi. Akademik ölçülere, kalıplara uymak zorunda hissetmezdi kendini. Yabancı lisanlardan yaptığı alıntıları orjinal dilinde verirdi. Ve çevirisini kendisi yapardı. Hoca çok dil bilen biriydi. Memleketin aslında ilk Sovyetoloğu idi. Bu nedenle Rusça bilirdi. Hem kuruluşun hem de çözülüşün kitabını yazmıştı. Ayrıca İngilizce ve Fransızca bilirdi. Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasını bahane edip Fransa'ya gittiğinde dil öğrenme merakı depreşecek ve doğu dilleri okuluna kaydını yaptırarak Farsça öğrenmeye başlayacaktı. Kürtçenin diyalektlerine merak saracaktı. Marx'ın geç zamanlarında Rusça öğrenmesi gibi Hocada yakın şarkın dillerine tutulacaktı.

Hoca çok meraklı bir adamdı ve merakta üstüne yalnızca Balzac'ın çıkabileceğini söylerdi. Hoca maliye-iktisat mezunuydu. Meslekten bir plancıydı. Sonra Sovyetolog oldu. Önce Cumhuriyet tarihine ilgi duydu ve Türkiye Üzerine Tezleri yazmaya başladı. Aydın Üzerine Tezlerle birlikte 19.yüzyıla yoğunlaştı. Çünkü Selim ve Mahmut Hocaya göre aydın Padişahtılar. Osmanlının aydınlanmış despotlarıydılar. Prusya kralı 2. Fredrich, Rus Çarı Petro gibi yenilikçiydiler. Atıl toplumlarını harekete geçiren birer despottular.

Hoca Aydın Üzerine Tezler'i yani tuğla kalınlığındaki ciltleri yazarken 80'lerin ortasında klasik bir Osmanlı tarihçisi olarak ortaya çıktı. 21 Yaşında Bir Sultan Fatih'i yayınladı. Bu kitap kanaatimce Fatih ve Osmanlı üzerine yapılmış en iyi çalışmadır. Hoca Fatih'e de tıpkı Selim ve Mahmut'a yaklaştığı gibi sempati duyar. Başkalarının elinde sıkıcılaşan ve bu yüzden resmileşen tarihe Hoca bambaşka bir yerden bakar. Belge okuma tekniğini değiştirir. Hoca belgeye kurgusunu yani spekülasyonunu teyit için yaklaşır. Belgenin esiri olmaz. Hoca belgeyi konuşturur. Fatih kitabını sanki bir polisiyeyi okur gibi merakla okursunuz.

Enis Batur Yapı Kredi Yayınları'nın başında iken yayınevinin üç aylık düşünce dergisi Cogito için Hocayla Aydınlar üzerine bir söyleşi yapmıştı. Ve Hocanın en beğendiği kitabının Fatih olduğunu söylemişti. Hoca Fatih çalışmasını Osmanlının kuruluş sürecine kadar geriye götürecek ve kitap çalışması genişleyerek Atamanoğlu Fatih yeniden yazılacaktı. Hocanın merakı ve ilgi alanları dediği gibi sahidende sınırsızdı. Edebiyat, estetik, tarih, Sovyetoloji, iktisat, Marksizm, onamastik vs... Hoca bu alanların hepsinde kalem oynattı, kitaplar yazdı ve tezler üretti.

Hocanın alışılmamış bir yazım tarzı vardı. Çok kolay kitap üretirdi. Bir dönem yılda dört beş kitap çıkarttığı bile olurdu. Hoca sadık bir okuru olduğunu bildiğinden kitap üretmekten tedirginlik duymazdı. Kitapları alışılmış formatın dışına çıkardı. Kitaplarının içinde neredeyse bir kitap hacmine sığacak bağımsız bölümler olurdu. Bu bölümler kitapların hacmini yükseltirdi. Hoca adeta bir düşünce jenaratörü gibi çalışırdı.

Hoca yazdığı kitapları dönüp okumaz, geriye dönüp merak etmezdi. Kitap belli bir işlevi yerine getirmek için vardı. Kitap hoca için ya düşünceye ya da politikaya müdahale için yazılırdı. Düşüncelerini gerekçeleriyle ortaya koyduktan sonra tezlere dönüştürürdü. Tez hoca için düşüncenin adeta silaha dönüşmüş haliydi. Tezi yazıyorum der ve sıralardı. Beşer ciltlik Türkiye ve Aydın üzerine çalışmalarına tezler başlığını uygun görmüştü.

Bu kadar üretimin getirdiği bir dağınıklığın olması normaldi. Belli alanlardaki yetkinliğin her alanı kapsaması elbette beklenemezdi. Ama bu genişlik, ilgi alanının çeşitliliği ve sonucundaki dağınıklık belki de bir zorunluluğun sonucuydu. Boş ve bakir bulduğu yerlere girmek veya olanları Nazım'ın putları yıktım demesinde olduğu gibi yıkma iradesi bir mecburiyetti belki de. Onu bu nedenle hafifseyenlere kızıyorum. Türkiye'nin bu en üretken, en çalışkan ve en zeki adamına kızmadan önce anlamaya çalışmak gerekiyor. Hoca aydına sevgi ile yaklaşır ve yüksekte tutardı. Aynı şeyi neden ondan esirgeyelim ki?

Önceki ve Sonraki Yazılar