1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Kara Kalpaklı Kırmızı Kaşkollu Bir Dahinin Ardından
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Kara Kalpaklı Kırmızı Kaşkollu Bir Dahinin Ardından

A+A-

Yalçın Hoca ile ilgili yazılarımdaki ısrarım Hoca ile ilgili kendi eleştirilerilerime fırsat vermeden eleştiriler almaya başladı. Bir dostum Hoca için kullandığım 'dahi' nitelemesine takmış ve abartttığımı söylemiş. Bir başka arkadaşım ise Hocanın milliyetçi olduğunu ileri sürerek işe yaramaz olduğunu ve bu kadar ilgiyi hak etmediğini söylemeye getiriyor.

Hocanın yazdıklarının neredeyse tamamını okumuş birisi olarak kendisini önemsiyor ve değer veriyorum. Söylediğim gibi kendi eleştirilerime başlamadan önce bunları söylemem gerekiyordu. Hocayı abarttığım iddiasına katılmıyorum. Hoca bu toprakların yetiştirdiği çok orjinal biriydi. Olağanüstü zeki, çalışkan ve üretken biri olduğuna inanıyorum. En küçük bir üretimleri olmayan, orjinal hiçbir şey söylememiş olanların Hoca ile ilgili söylediklerini dikkate almıyorum. Bu olağanüstü zeki adamın zekasını öncelikle hiçbir art niyet taşımadan ve herhangi bir komplo teorisine başvurmaksızın taktir ediyorum. Ancak bunu yapmayı becerebilenlerin Hocayı gerçekçi bir yerden eleştirip aşabileceklerine inanıyorum.

Mesele Hocaya burun kıvırmak veya küçümsemek değil. Önce Türkiye'nin bu en üretken aydınına hak ettiği değeri vereceğiz. Savrukluğuna, dağınıklığına ve egosantrizmine sevgi ve hoşgörü ile yaklaşacağız. Elbette eleştireceğiz, ancak eleştiriyi kavrayıp aşmak için yapacağız. Yani yapmamız gereken iş Hocayı özümseyerek aşmak olmalı. Bu bahsettiğim aslında Marx'ın yöntemidir. Marx kendi düşünsel formasyonunu etkilemiş öncelleri ile ilişkisini bu şekilde kurmuştur. Alacağını almış ve fazlalıkları geride bırakmıştır. Almanlar buna 'Aufhebung' diyorlardı. Birşeyi inkar etmeden, yok saymadan içererek aşmak. Aslında diyalektik süreçte böyle işler. Çelişkiler çözülmez, bir başka uğrakta devam eder, fakat mahiyet, nitelik değiştirir.

Marx'ın Hegel ile ilişkisi bu yöndeydi. Marx Hegel'in dünya görüşüne, siyasal tercihlerine değil izlediği yönteme hayranlık duyuyordu. Bu yöntem diyalektikti çünkü. Hegel bu yönteme sadık kaldığı için Hegel olabilmişti. Hegel diyalektik sayesinde etrafında çelişkilerle yüklü bir dünya görüyordu. Gördüğü çelişkileri durağan kabul etmiyordu. Başkalarından farklı olarak çelişkileri tarihin içinden okuyordu. Hegel'in sınırlılığı içinde yaşadığı çağın dayatmasıydı. O tüm çelişkileri burjuva monarşik bir düzende sükunete kavuşturuyordu. Marx bu sınırları görmüş, fakat yöntemi daha da devrimcileştirmişti.

Hoca tekrar olacak ama, bu toprakların yetiştirdiği en üretken adamdı. Siyasal tercihlerine, dağınıklığına ve kendine duyduğu aşırı hayranlığa sempati duymadan da ürettikleri ile ilişki kurabiliriz. Onun zekası, çalışkanlığı ve sınırsız merakı altında niye ezilelim. Bilakis bu topraklar böyle bir adam çıkardığı için gurur duymalıyız. Aynı şey Doktor Hikmet Kıvılcımlı içinde geçerli. Hoca Doktora sempati duymazdı. Aydın Üzerine Tezler'de eleştirirdi. Ama bu toprakları ve aydın geleneğimizi düşündüğümüzde her ikiside yok sayılmayı değil aşılmayı bekliyor. Ancak doktor ve hoca gibi üretken isimlerle hesaplaşabildiğimizde, söylediklerini özümsediğimizde aşmaya hakkımız olabilir. Öbür türlüsü inkarcılık ve yok saymadır.

Bu topraklarda düşünmüş, üretmiş ve eyleme geçmiş insanın yazgısına anlayışla yaklaşmamız gerekiyor. Çünkü bu topraklar aydının sadece düşünmesine izin vermemiş, aynı zamanda düşündüklerini sınamasını da zorunlu kılmıştır. Her düşünce kendini sınamaya zorlandığında bütünlüğünden uzaklaşır, çarpıklığa uğrar ve kılık değiştirmek zorunda kalır. Örneğin birbirinden farklı Doktorcu okul ve siyasetlerin olmasının nedeni budur. Çünkü Doktor da bir düşünür kalmakla yetinmemiş, sınama işlemine giriştiğinde yani pratiğe müdahale zorunlu hale geldiğinde tutarsızlık eleştirisi ile karşılaşmak zorunda kalmıştır. Ama tüm bu tutarsızlık gibi görünen şeylerin ötesinde kalıcı olan şeyler vardır Doktor da. Bunlar yerelleşme zorunluluğu, bu toprakların maddesini anlama yönündeki gayreti ve bunun için esirgemediği sınırsız merakı.

Hoca gibi kabına sığmayan, kendine aşırı güvenen ve hep iktidarı arayan ve bu nedenle de bir geleneksel aydın refleksi ile iktidarlara yakın olmaya çalışan birini bu haliyle sınırladığımızda kendimizden uzaklaştıracak, almamız gerekeni alamayacak ve onu belki de kendi ellerimizle başkalarının topraklarına yollayacağız. Buna hakkımız var mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar