Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Küreselleşme (3)

A+A-

Küreselleşmenin diğer adı globalizasyondu. Sermayenin dünyanın her noktasını buyruğu altına alması demekti. Marx öncelikle manifestoda sermayenin bu eğilimini saptamıştı. Sermayenin yayılma dinamikleri karşısında Çin setlerinin dahi ayakta duramayacağını söylemişti. Sermaye feodal tüm bağları yerle bir eder, namus ve şeref gibi değerleri çözer ve paranın çıplak egemenliğinden başka bir şey tanımaz demişti. Marx sermayenin eğilimlerini doğru okumakla birlikte yaşadığı dönemde sermaye daha henüz yer küreyi tam anlamıyla boyunduruğu altına alabilmiş değildi. Kentler dünya yüzeyinde küçük noktalar gibi duruyordu. Kırlar dünya nüfusunun büyük bölümünün yaşadığı yerlerdi. Sermaye çevrimine dahil edilmemiş, meta ilişkileri ağına çekilmemiş devasa büyüklükte yerler vardı. Ama kapitalizmin tarihsel eğilimi tüm bu alanları da içine almak yönündeydi. 

16.yüzyılda sömürgecilik faaliyetlerinin damga vurduğu kapitalizm daha ticari evresindeydi. Marx’ın ilk birikim dediği evrenin yaşanması için daha yüzyıllar vardı. İlk birikim 18.yüzyılın sonları ile 19.yüzyılın başlarında ilk önce İngiltere’de başlamıştı. 19.yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde kapitalizm Lenin’in dediği gibi emperyalizm aşamasına ulaşmıştı. Emperyalizm aşaması aynı zamanda sermayenin küresel ölçekte atağa kalktığı bir dönemdi. Tarihi krizlerinden birini yaşayan kapitalizm açısından tüm yerküreyi sermayenin ihtiyaçlarına göre düzenlemek yegane gayeydi. Bu amaca sert paylaşım kavgalara eşlik etti. Ve bu süreç büyük bir savaşla sonuçlandı. 

Rosa Lüksemburg emperyalizmin bu evresini ‘ sermaye birikimi ‘ kitabında inceledi ve ilginç sonuçlara ulaştı. Rosa’ya göre kapitalizm yeni sömürü alanları bulabildiği müddetçe krizini aşabilecek imkanlara sahipti. Kapitalizm tarihsel ve mantiksal sınırlarına tüm yerküreyi sömürü alanı haline getirdiği zaman ulaşmış olacaktı. Dünyanın her noktası sömürünün nesnesi kılındığında kapitalizm dışında hiçbir yaşam alanı da kalmamış olacaktı. Rosa’nın çözümlemeleri Marx’ın kriz teorileriyle çok da çakışmıyordu. Döneminde hem Lenin hem de Buharin bu görüşleri sıkı bir eleştiriden geçirdi. 

Sovyet düzenin dağılması, Doğu Avrupa’daki rejimlerin çökmesi, devasa büyüklükteki Çin’in Deng ile birlikte kapitalist restorasyon yönünde kararlı adımlar atması, kara Afrika’da ulusal kalkınmacı rejimlerin iflası çok geniş bir coğrafyayı sermaye çevrimlerinin içine çekti. Sosyalizmin tarihsel yenilgisi sermaye için aynı zamanda yeni değerlenme alanları demekti. Kapitalist restorasyona hızlı biçimde giren bu ülkeler ellerindeki kamu mülkiyetini uluslararası sermayeyle değişik ortaklıklar kurmak marifetiyle hızla özelleştirdiler. Bir gece de milyarlarca dolarlık servetler edinildi. Bundan en büyük payı eski bürokratlar ile çeşitli ortaklıklar kuran çok uluslu şirketler aldı. 90’lı yıllar sermayenin tarihindeki ilk birikim evresine benzetilebilir. 

Küreselleşme on yıla yayılan yağma ve talanı aklayan bir söylemdi. Sermaye yeni üretim teknikleri geliştirmek, sanayileşmeyi yaygınlaştırmak yerine devletin iktisadi olarak terk ettiği alanlara gözünü dikmişti. Kamusal varlıkların talanından büyük servetler edindiler. Temel ihtiyaçlar metalaştırıldı. Geçmişte devletin üstlendiği ve sübvanse ederek yurttaşları gözettiği tüm alanlar sermayeye terk edildi. Su hizmetleri özelleştirilerek çok uluslu sermayelere açıldı. Elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı özelleştirildi. Posta hizmetleri içine çeşitli kalemleride almak süratliyle yine sermayeye peşkeş çekildi. Küreselleşmeye kamu mülkiyetine saldırı ve her şeyin özelleştirilmesi gerektiği yaklaşımı eşlik ediyordu. Devletçilik ve kamu mülkiyeti verimsizlik demekti. İnsanları aylaklığa ve tembelliğe özendiriyordu. Yurttaş olmak doğrudan vergi ödemek ve ödediğin verginin nereye, kime harcandığını denetlemekle eş değer kılınıyordu. Cumhuriyetçi felsefenin özendirdiği bir yurttaşlık değil ancak piyasanın hücrelerinde dolaşan bir yurttaş tasavvuru egemen kılınıyordu. 

Dünyanın her bir noktasının sermayeye açılması, devlet mülkiyetinin gözden düşürülmesi, piyasa belirlenimli yurttaşlığın egemen kılınması sermayenin kendi krizine karşı ürettiği formülasyonlardı. Yaşanılan neoliberal bir karşı devrimdi. İnsanlığın piyasanın acımasızlığına karşı kendini savunmak için ürettiği kamucu ve halkçı seçenekler sosyalizmle özdeşleştirilerek üstü kazınmaya çalışılıyordu. Özgürlük ancak sermaye sahipliği ile mümkündü. Tüketim yeteneğiniz, kapasiteniz kadar özgür olabilirdiniz. Özgürlük tahakkümsüzlük, insan iradesini sınırlayan her tür boyunduruğun sonlanması değil metalara erişme gücüne indirgeniyordu. Sermayenin, metalaşmanın ve tüm bunların genel eş değeri olan paranın yarattığı tahakküm ufuklardan siliniyordu.

Önceki ve Sonraki Yazılar