1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Hangi Akıl, Hangi İktidar?
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Hangi Akıl, Hangi İktidar?

A+A-

Özgür Özel'in genel başkanlığı bir mahkeme kararıyla ve mutlak butlan gerekçe gösterilerek düşürüldü. Taraflı ve tarafsız herkes kabul ediyorki verilen karar hukuki olmayıp siyasidir. Eğer karar siyasi ise Özgür Özel'i bir mahkeme kararı ile siyasi denklemin dışına itmeye çalışan irade kimdir? Bu güç yekpare, tek merkezden yönetilen ve Erdoğan'da simgeleşen bir güç mü? Yoksa Erdoğan iktidar konfigürasyonundaki merkezi güçlerden biri olmakla birlikte onu da içine alan, ancak onu da aşan, dinamik olarak kurulan ve yeniden bozulan kırılgan bir güç mimarisiyle mi karşı karşıyayız? Bu soruya verilecek cevap ivedidir, acildir ve kritiktir.

Bu tartışmanın ivedilikle yapılması ve sağlıklı bir sonuca vardırılması icap ederken birileri aracılığıyla devlet aklı tartışması başlatıldı. Önce şu soruyu soralım: bu tartışma kim tarafından, ne maksatla ve hangi fayda umarak ortaya atıldı. Tartışmayı Özgür Özel'in genel başkanlıktan düşürülmesinden sonra partinin başına tedbirli olarak getirilen Kılıçdaroğlu'nun sırdaşı sayılabilecek Bülent Kuşoğlu başlattı. Kuşoğlu'na göre ortada bir devlet aklı vardı ve süreci bu akıl yönetiyordu. Bu akıl dünyanın gidişatı karşısında kendine vazife çıkarmış ve siyasal alanı yeniden düzenlemeye karar vermişti. Yine bu akıl siyasi partizanlıktan, günlük siyasi çekişmelerden, siyasi partilerin yürüttüğü siyasal iktidar mücadelelerinden uzak devletin bekasını ve uzun erimli stratejilerini hayata geçiren bir akıldı.

Kuşoğlu uzun süreli bürokrasi hayatının, bu hayat sona erdikten sonra merkez sağ siyasette yaşadıklarının ve en son Kılıçdaroğlu CHP'sinde ve onun en yakınında olmanın verdiği ağırlıkla söylediklerine inandırıcılık, etki kazandırmaya çalışıyordu. Kuşoğlu'nun kim olduklarını, gücünü kimden aldıklarını deşifre etmediği devlet aklı hikmetinden sual edilemeyecek bir akıldı. Gözümüzün önünde cereyan eden iktidar mücadelesinin aktörleri arasında yer almıyordu. Günlük siyasi tartışma ve polemiklerin içinde de değillerdi. Bürokrasinin zirvelerinden biz fanilere bakarak hakkımızda karar veriyorlardı.

Kuşoğlu'nun açık adresini vermediği, kimler olduğunu söylemediği devlet aklı, olgusal olarak karşımızda duran iktidarı da yöneten, çekip çeviren ve sözünü dinleten bir akıldı. Kuşoğlu kendisiyle yapılan söyleşide bu aklın tercümanı bir edayla konuşurken Kılıçdaroğlu ile de her konuda anlaşamadıkları ayrıntısını veriyordu. Ancak butlan sonrası MYK'sını açıklayan Kılıçdaroğlu'nun görev verdiği isimler arasında Kuşoğlu'da vardı. O zaman herşey yerli yerine oturuyordu. Kuşoğlu bir taşla iki kuş vuruyordu. Devlet aklı karşısında hemen hizaya gelen bir bürokrat ve siyasetçi olarak kendi okuma ve değerlendirmelerini mutlaklaştırarak biz fanileri devlet aklının şefkatli kollarına bırakıyordu. Madem tüm süreç bu akıl tarafından yürütülüyorduysa yapılacak birşey yoktu.

Devlet aklını sorgulamak, hikmetini sual eylemek biz kulların haddi olamazdı. Devleti aliyye böyle karar verdiğine göre vardır bir hikmeti demekten başka elimizden birşey gelemezdi. Kuşoğlu butlan tartışmalarını devlet aklına bağlayarak bu topraklardaki geleneksel düşünme, ulul emre itaat kültürüne sesleniyordu aslında. Bu kadim topraklarda iktidarlar her sıkıştığında bu reflekse güvenmişler, bu ezbere seslenmişlerdi. İktidarlara sürekliliğini veren zihniyet gücünü buradan alıyordu. Bu anlayış beka kaygısını her daim canlı tutan, iktidarlara hesap vermeksizin, denetimden sürekli kaçarak yönetme hakkını veren habitustu.

Kuşoğlu böylece muhalif seçmene ortada bir devlet aklı olduğundan bahisle Erdoğan'ı da aşan ve onu da yöneten bir iktidar odağı bulunduğundan söz ediyor, bu gücün günübirlik düşünmediğini belirterek bu akla tarihsel bir misyon yüklüyor, meşrulaştırıyordu. Muhalif seçmene verilen mesaj şuydu: Erdoğan'a karşı mücadele ediyor duygusu içinde olduğunuzu zannederken aslında tarihsel bir yanılgı içindesiniz. Erdoğan'la aranızda sorunlar bulunabilir, ancak o da sizinle aynı amaca hizmet ediyor. O da devlet aklı kendine neyi vazediyorsa onu yapıyor. Kuşoğlu'nun devlet aklının mantıksal örgüsünün son tahlilde çıkacağı yer 'aynı gemideyiz' efektinden başka bir yer değil.

Kuşoğlu'nun önünde revan olmamızı istediği akıl siyaseti iptal eden, siyasal alanı tümüyle daraltan, yönetenlere sınırsız bir yönetme hakkını, yönetilenlere ise uyrukluğu dayatan bir akıl. Kuşoğlu bu söylemi ile devlet aklını kutsadığı gibi muhalif kamuoyuna da siyaset içinde bir çözüm aramaktan vazgeçmesini yoksa karşısında AKP'yi değil devlet aklını bulacağını telkin ediyor. Peki karşımızdaki iktidar gerçektende Kuşoğlu'nun bahsettiği türden mi? Yani bütün iktidar ağlarının dışında herkesin ortak iyiliğini gözeten, genelin çıkarı dışında bir hedefi olmayan, tikel tüm çıkarları geride bırakmış bir devlet aklı ile mi karşı karşıyayız yoksa bu bürokratik varoluş dışında başka bir varoluş yaşayamamış birinin serabı, hayali veya bize zokaladığı bir numara mı?

Önceki ve Sonraki Yazılar