1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. On'ların Anısına
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

On'ların Anısına

A+A-

Bugün Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilmelerinin yıldönümü. Onların ölümünün Türkiye devrimci hareketi açısından acı sonuçlarını, 70'li yıllarda bir devrimci durum anında devrim yapamayarak ödedi devrimci hareketimiz. Onların ardılları, içerde kalanlar içerde kalıp, dışarı çıkanlar etraflarında pıtrak gibi çoğalan bir devrimci hareket gördüklerinde, ölümlerinin beyhude olmadığını, bir devrimci hareket olarak yeniden doğduğunu düşünmüş iseler de, herhalde en iyi onları katledenler biliyorlardı tarihsel hafızaları ile ne yaptıklarını. 

Kuruluş sürecinin içinde güçlü bir biçimde yer almasına izin verilmeyen komünist hareket 60'lı yıllara kadar kendisini takiplerden, işkencelerden, de-santralizasyonlardan yani tasfiyelerden korumaya çalışarak sadece bir sekt olarak varlığını idame ettirebilmişti. Meşhur 60'lı yıllar başladığında devrimci gençliğin önünde sürekliliği kurulamamış bir komünist hareket, varlıkları işçi sınıfını kontrol etmeye dayalı CIA patentli sendikalar, bir toplumsal kurtuluş umudunu ezilenleri örgütlemek yerine devleti fethederek sağlayabileceğine inanan geleneksel aydınlar ve parlamenter zemine sıkışmış bir TİP gerçeği vardı. Dolayısıyla herşeyi kendi başlarına öğrenmeleri gerekecekti. 

Sendikalar pıtrak gibi çoğalan sınıf hareketini boğmak derdinde, geleneksel aydınlar kurtuluş umudunu devlet içi aktörlerde arama peşinde, TİP ise meşruiyet ve yasallık ikilemine sıkışmış iken her yere onlar yetişmek zorundaydı. Söke'deki toprak işgali ,  fabrika direnişleri, üniversitelerdeki faşist saldırılara karşı koymak ve bu mücadeleler  arasında bağ kurmak ve buradan ilerleyerek bir devrimci  örgüt kurmak onların genç omuzlarına yüklenmişti.

Solun 40 yıllık suskunluğundan sonra ağır çekim ilerleyen tarih hız kazanmıştı. Uzun gericilik yılları içinde ömrünün 40 yılını geçirmiş biz 12 Eylül sonrası kuşaklar bu deneyimden maalesef yoksun kılındık. Herbir yılı toplumların tarihi açısından düşünüldüğünde on yıllara bedel olan bir zaman aralığında devrimcilik yapmak kaçınamayacakları bir görevdi. 

Kısacası her işi kendileri yaptılar, kendi deneyimlerinden öğrendiler. Sağ bırakıldıkları taktirde devlet, kuruluş sürecinde yer alamayan solun, toplumun zangır zangır titrediği ve arayış halinde olduğu  bir dönemde, devrimci önderlik sorunu olmayacağını, bununsa bir devrimi yakınlaştıracağının bilgisini kendisini yıkmak isteyenlerden daha  iyi kavramıştı kuşkusuz. 

Mahir Çayan'ı sadece devrimci adanmışlıkla, başka bir devrimci örgütün önderliğini idamdan kurtarmak için gösterdiği cesaretle kavramak eksiklik olacaktır. O, döneminin en bilgili, özgün teorik sentezler gerçekleştirmiş, bir devrimin nasıl yapılacağı konusunda kafası netleşmiş ve bunu kendisinden çok eski kuşaklarla tartışarak üretmiş bir orjinal devrim kuramcısı olarak kavranmalıdır. Kızıldere'de katledilenlerin her biri böylesi özgün, farklı, bir araya getirildiğinde bir devrimci örgüt için olmazsa olmaz özelikleri olan 
kişilerdi. 

Emperyalizme bağımlı, daha doğuşunda sınıf korkusunu içselleştirmiş, soğuk savaşın zembereğinde her şeyiyle NATO'nun denetimine girmiş bir kapitalist devlet açısından Kızıldere'de kıstırdığı insanları katletmek kendi genetiğinin doğal bir sonucuydu. Kızıldere'de katledilenler de bunları bilerek kavgaya girmişlerdi. Oraya gelelim şimdi.

İngiliz ressam, romancı, eleştirmen John Berger'in Che Guevera'nın katledilmesi üzerinden hemen sonra yazdığı bir yazısı vardır. Ölümsüz Guevera için şunu söyler Berger ;  ' ona dünyanın içinde bulunduğu durum katlanılmaz geliyordu ' der ; devamla ' Guevera'nın önceden gördüğü ölümü, dünyanın bu katlanılmaz koşullarını kabul ederse, kendi yaşamının ne kadar katlanılmaz olacağının ölçüsünü sunuyordu. Önceden gördüğü ölümü, dünyayı değiştirme zorunluluğunu da sunuyordu ona. Önceden gördüğü bu ölümün ona sağladığı yetkiyledir ki Guevera bir insana yaraşan onurla yaşayabildi. ' 
' Dünya, ancak onu dönüştürme umudu varolduğu ama bu umudu gerçekleştirme olanağı bulunmadığı zaman katlanılmaz bir hale gelir. '

Onlar dünyadaki acılar katlanılamaz hale geldiği için kendiliğinden devrimci oldular, Denizleri kurtarmak için bütün çareler tükendiğinde, idamlarına kayıtsızlık katlanılamaz olduğundan Kızıldere'ye gittiler. Anılarına layık olmak borcumuz olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar