Yeni Parti'nin Kör Noktası Olarak Dış Politika (2)
Yeni Parti lideri Özgür Özel'in dış politika kurgusuna hakim olan ilke ve tercihler maalesef günün ihtiyaçlarını karşılamıyor. Bu ilke ve tercihler geçmiş zorunlukların sonucu olarak ortaya çıktılar, ama bugünün ihtiyaçları karşısında yeterli değiller. En temel ilke hiç kuşkusuz 'yurtta sulh cihanda sulh'. Bir imparatorluk enkazı üzerinde kurulmuş yeni Cumhuriyet için bu ilke hem bir ihtiyaç hem de bir özlemdi. Yeni Cumhuriyet on yıllık kesintisiz bir savaşın sonucunda büyük toprak ve insani kayıplar verilerek kurulmuştu. Cumhuriyetin yeni bir savaşa dermanı ve takatı kalmamıştı. Cumhuriyetin kökleşebilmesi için kalıcı bir barışa ihtiyacı vardı. Anadolu ve Trakya'da kurulan Cumhuriyet emperyalist işgale karşı kurulduğu için yeniden paylaşım savaşları başladığında hedef haline gelebilirdi. Bu nedenle içeride ve dışarıda barış elzemdi.
Bu temel ilke tarihsel bir zaruretin ve ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Ama bir kayıtsızlığın, jeopolitik gelişmeleri umursamazlığın bir dışa vurumu değildi. Kendi döneminde büyük bir ihtiyacı karşılamış ve bu ihtiyacı bir mottoya dönüştürmüştü. Savaşlardan çok çekmiş ve iki büyük savaştan çıkmış dünya için de moral bir etkiye sahipti. Ama en nihayetinde bir dilek, bir temenniydi. Uluslararası gelişmeler, jeopolitik kırılmalar ve iki büyük savaş Türkiye'nin etrafında yaşanırken dış politikanın artık dilek ve temennilerle yürütülebilmesi de mümkün değil.
Ukrayna Savaşı 2027 yılı Şubat ayı geldiğinde beşinci yılını dolduracak. Her iki dünya savaşının dörder yıl sürdüğünü düşündüğümüzde işin vehameti anlaşılıyordur. İran ile İsrail ve ABD arasındaki savaş kalıcı bir barışın çok uzağında ve genişleme eğilimleri taşıyarak devam ediyor. Yemen Husilerinin İran lehine savaşa dahil olmasıyla birlikte savaşın alanı genişliyor ve yeni fay hatları ortaya çıkıyor. Türkiye'nin de dahil olduğu Mekke İttifakının merkezindeki ülke olan Suudi Arabistan'ın Husilerin hedefi haline gelmiş olması bu ittifakın ilk sınamayla karşılaşması anlamına geliyor. Kolektif caydırıcılık devreye girecek mi girmeyecek mi, ittifak hangi saldırıları kolektif cevaplayacak bilinmiyor.
Suriye ülkesi Türkiye ile İsrail arasında bir rekabet ve hesaplaşma sahası haline geldi. İsrail Suriye'nin egemen bir devlet gibi davranmasını ve Türkiye'nin rejim üzerinde bir ağırlığı ve yaptırımı olmasını istemiyor. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sınırlarını ve çerçevesini elbette ABD çiziyor, ama Amerikan arabuluculuğu tarafların bölgesel iddialarını ve karşılaşmalarını önlemeye ne kadar yeterli belli değil. Irak bir türlü istikrara kavuşamıyor. Suriye kadar olmasa bile bu ülkede büyük güç rekabetlerinin dışında kalamıyor. Ukrayna Savaşı Karadeniz'i tekinsiz bir yer haline getiriyor. Seyir güvenliği kalmadığı için deniz ticareti büyük riskler altında yürütülüyor.
Bu gelişmelerin hepsi Türkiye'nin yakın çevresinde olup bitiyor ve bizi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye bir yirmi yıl öncesine göre Ortadoğu'daki gelişmelerden çok daha fazla etkileniyor. Bu etkilenme doğrudan siyasal iktidarın tercihleriyle de ilgili değil. Bu etkilenmenin nesnel, tarihsel nedenleri bulunuyor. Siyasal iktidarın Neo Osmanlıcı tercihlerini bir yana bıraktığınızda dahi sadece Kürt meselesinin taşıdığı sınır ötesi karakter ve bölgesel mahiyeti Türkiye'nin bölgeyle doğrudan ilgilenmesini gerektiriyor. Bölgeye sırtını dönmek ve bölgenin bir bataklık olduğundan dert yanmak yeterli değil. Yüzyıl önce çizilen sınırlar ya değişir ya anlamsız hale gelirken bölgedeki her gelişme Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor.
Sadece yüzünü Batıya dönmek, bölgeye sırtını çevirmek ve Nato'yu yegane güvenlik teminatı olarak görmek bugünün dünyasında hiç de gerçekçi değil. Siyasal iktidar Trump'ın gelişi ile birlikte dış politikada tüm yumurtaları aynı sepete yerleştirmeye başladı. Arap Baharı sırasında gösterilen Neo Osmanlıcı ataklar, Rusya ile ABD arasında izlenen tahterevalli politikaları içeride büyük bir meşruiyet krizi yaşayan siyasal iktidarı Trump'ın ipine sarılmaya yöneltti. Mavi Vatan söylemi terk edildi. Çünkü Doğu Akdeniz de aynı anda hem İsrail'i hem de Mısır'ı karşıya almanın maliyetinin ağır olduğunun farkına varıldı. Bu yanlış Yunanistan ile Güney Kıbrıs'a büyük manevra alanı açtı.
Siyasal iktidar dış politika da yaşadığı ağır hezimetlere rağmen yine de sırf muhalefetin beceriksizliği yüzünden suyun üstünde kalmayı başarıyor ve her u dönüşünü başarı gibi pazarlayabiliyor. Bunun en önemli nedeni muhalefetin bu başarısızlıkların üzerine gitmekten kaçınması ise bir diğer neden de muhalefetin dış politika algısının yetersizliği ve günümüz jeopolitiğini okumaktaki yanlış tercihleri. Muhalefet kendi döneminde karşılığı olan ve bir ihtiyacı karşılayan temel bir ilke ve değeri güncellemeyi beceremediği gibi yeni jeopolitik gerçekliklere uyarlama konusunda da yetersizlikler taşıyor. Çünkü uluslararası düzen okuması aşırı yek yanlı ve tek yönlü.

