1. YAZARLAR

  2. Ebubekir Yıldırım

  3. Yerel Bir Hikayeden Türkiye’ye Bakmak ya da bakamamak; Herkes Olmanın Siyaseti
Ebubekir Yıldırım

Ebubekir Yıldırım

Siyasetçi

Yerel Bir Hikayeden Türkiye’ye Bakmak ya da bakamamak; Herkes Olmanın Siyaseti

A+A-

Kendi sistemini oluşturmaya çalışırken aslında kendi zeminini kaybeden bir insanın hikayesini yazmak istedim. Uzun zamandır politik söylem ve davranışlarını dikkatle takip ettiğim Sayın Ali Demirçalı’nın, uzun siyaset geçmişinden bugüne, kendisinden daha olgun ve rasyonel bir pratik çıkmasını beklerken büyük yanılgıyla isminin varoluşsal sancı içinde kıvranmasına şahit olduk. 

Alman filozof Martin Heidegger; insanın, bireysel ve toplumsal varoluş durumunu incelerken “Das Man” olmaktan bahseder. Yani bireyin, kendi özgünlüğünden uzaklaşarak toplumun yargılarına, alışkanlıklarına ve beklentilerine göre yaşadığı anonimlik halini anlatır. Dilimizdeki karşılığı  kabaca bireyin ‘herkes gibi’ olmasıdır diyebiliriz. Bu çerçevede birey kendi benlik algısının yerine dışsal faktörlerden ‘onlar’ ve ‘herkes’ bakışını yerleştirir. Genel akışın içerisinde toplumsal tahakküm altına giren birey bu durum karşısında kimliğinden uzaklaşır ‘başkalarının’ kabulleriyle yaşayan, aldığı sorumluluğu dağıtan! ve en sonunda ise kendini silikleştiren bir varlığa dönüşür. 

Aslında bu çerçeve insanın kendini sorgulamasının yanında siyaset sosyolojisini anlamak adına güçlü bir veri sunar. Çünkü siyaset, bireyin duruşu ve kimliğiyle genel beklentiler arasındaki durumları bize gösterir. Ve kazanım elde edenleri bir kenara koyarsak çoğu zaman bu noktalarda herkesi idare ettiğini sananlar kaybeder. 

Ali Demirçalı örneği tam da bu bahsini ettiğim durumun somutlaşmış halidir, diyebiliriz. Siyasi pratiğinde hem kendi partisinin beklentilerini karşılamaya çalışan, hem iktidarla ilişkisini sıcak tutmak isteyen hem de iş insanı refleksiyle herkesi memnun edebileceğini düşünen bir profil ortaya çıktı. Başta kendisi olmak üzere, bir görüş bu duruma “denge siyaseti” diyebilir. Ancak daha yakından gözlem yapıldığında bu dengenin bir kimliksizlik, bir duruş eksikliği olduğunu görür. Çünkü siyaset herkesle iyi geçinmek kadar gerektiğinde taraf olabilmeyi gerektirir. 

Hikayenin kırılım noktası ise burada başladı. Kendi politik hattını inşa etmek yerine farklı güç odaklarının beklentilerine uyumlanmaya çalışan karekterimiz aslında edilgen bir porsiyonda kaldı. Kendi partisine güçlü bir aidiyet ve temsil duygusu vermezken ve hatta gerilimler yaşarken, ‘herkese’ yönelik jestleri de samimi bir yaklaşım üretemedi. 

Böylece ortaya ne bir güven çıktı ne de stratejik bir kazanım.. Kendi kararları ve yol haritası yerine ‘elalem ne der’e göre şekillenen bir siyasal özne olarak Sayın Demirçalı genel akışın içinde ancak güvensiz bir nesne oluverdi. Sonuç ise hiç kimseye yaranamamak oldu.

Bu dinamikten Türkiye siyasetine baktığımızda ise benzer tabloları görmek zor değil. Özellikle siyasi partilerin ‘ben neyi temsil ediyorum’ cevabından çok; toplum, güç odakları ve siyasi dengeler dediği noktada siyasal hareketlerin özgünlüğünden uzaklaştığına şahit olmuşsunuzdur. Ben de bir dönem aktif siyasi görev içersindeyken kendi partimin böyle bir açmaza düşmesi karşısında kendimce mücadele içinde olmuştum…

Dikkat edilirse kimlik ve özgünlük kaybı hem kurumsal yapıların hem de bireylerin politik söylem gücünü ve etkisini kıran ve hareketleri yavaşlatan unsur oluyor. Takibinde ise alınması gereken kararlar gecikiyor ve eylemler zayıflıyor. 

Bu hikayeden çıkarılacak ders aslında herkesin hikayesidir. Yalnızca bir kişiye ve bir olaya indirgeyemeyiz. Çünkü anonimleşmek, edilgenleşmek, sıradanlaşmak ya da herkesleşmek insan zaafı olmanın yanında sistemin de ürettiği bir olgudur. Asıl olan bu noktada savrulmamaktır. Sorumluluklarını üstünden atarak riskleri minimize ederim düşüncesi ile ‘bir başkası’ olmaya öykünen insan kendini çok özel ve özgün sanma yanılgısına düşmekten geri duramaz.

Oysa en baştan itibaren “ben buradayım ve her şeyin sorumluluğunu alıyorum” diyebilme cesaretini göstermek kişiyi siyaseten özgürleştirir. Temelde ise siyasi zemin ve karşılık bulmak da buna bağlıdır. Bunlar olmadığında ise geriye rol yapmak kalır. Ve en acısı da aktör olanlar siyaset sahnesinden çekildiğinde kimse onların eksikliğini hissetmez. 

Sonuç olarak; özgünlüğü terk ederek genel beklentilere göre davranıp kader tayin edici anlarda ‘herkesleşmek’ kişiyi ‘hiç kimse’ yapar..

Önceki ve Sonraki Yazılar