Başa Sardık Yine
İnsanlık yeniden cahiliyeye dönebilir mi?
Ne yazık ki bugün bunun güçlü işaretlerini görüyoruz.
Cahiliye denildiğinde çoğumuzun aklına taşlardan yapılmış putlar gelir. Oysa Kur'an'ın mücadele ettiği asıl cahiliye, sadece taştan putlara tapınmak değildi; insanın nefsini, hırsını, makamını ve servetini ilahlaştırmasıydı.
Bugün putların şekli değişti; isimleri değişmedi.
Dünya sevgisi, sınırsız tüketim arzusu, mal biriktirme tutkusu, gösteriş, haram ilişkilerin normalleştirilmesi, liyakatsiz insanların makamları işgal etmesi, adaletin zayıflaması... Bunlar modern çağın putlarıdır.
Makam hırsı uğruna her yolu mubah görenler, hak etmeden koltuk sahibi olmak için adaleti çiğneyenler, aslında Lat putunu yeniden inşa ettiklerinin farkında değiller.
Servet uğruna doğruluğunu, vicdanını, hatta dinini feda edenler ise Menât'ın bugünkü temsilcileridir.
Dini eksik ve yüzeysel öğrenen; İslam'ı sadece ritüellerden ibaret sanan; mezhebini dinin önüne koyan; liderini, şeyhini, hocasını... Allah Resûlü'ne dahi gösterilmeyen ölçüde kutsallaştıranlar da Uzzâ putunu yeniden diriltmektedirler.
Putlar artık taştan değil; kalptendir.
Merhum Nurettin Topçu, yaşadığı hayal kırıklığını şu sarsıcı ifadelerle dile getiriyordu:
"Hizmetine ömrümü harcadığım memlekette dostlarım kalmadı gibi bir şey... İnsanın düşkünlüğünü, sefaletini bilirdim ama ruh sefaletinin bu kadar karanlığını görmemiştim. İnsan diye emek verdiklerimin hemen hepsi de ruh ve mana mefhumuna yabancı, menfaat kölesi bir takım haşerelermiş... Yaşanan şekliyle Müslümanlık Şark'ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer, ne ahlak; ne de Allah uzanır bunlara... Bunların önce her şeyi bırakıp insanlık devrine girmeleri lazım."
(11 Nisan 1965 tarihli mektubundan.)
Bu satırlar ağırdır; fakat insanı düşünmeye mecbur bırakır.
Gerçekten de bugün "Müslümanız" diyen kalabalıklar içinde insanı fenerle arar hâle geldik.
Çünkü iyi bir toplum, bozuk bir ahlak üzerine kurulamaz.
Buradan çok önemli bir soruya geliyoruz:
İslam'da yolsuzluk caiz olabilir mi?
Cevabı nettir: Hayır. Asla.
Çünkü yolsuzluk; emanete ihanet, adaletin çiğnenmesi ve kul hakkının gasp edilmesidir.
Kur'an-ı Kerim bu konuda açık hükümler koymuştur:
"Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ, 4/58)
"Aranızda mallarınızı haksız yollarla yemeyin..." (Bakara, 2/188)
"Allah hainleri sevmez." (Enfâl, 8/58)
Peygamber Efendimiz (sav) ise şöyle buyurmuştur:
"Rüşvet veren de alan da lanetlenmiştir." (Ebû Dâvûd, Tirmizî)
Görevinden dolayı kendisine verilen hediyeleri bile kabul etmemiş; kamu görevini şahsî menfaate dönüştürmeyi ihanet saymıştır.
İslam'a göre;
Rüşvet almak veya vermek,
Kamu malını zimmete geçirmek,
İhaleye fesat karıştırmak,
Adam kayırmak ve torpil yapmak,
Yetkiyi şahsî çıkar için kullanmak,
Kamu kaynaklarını menfaat aracı hâline getirmek, yalnızca hukuken değil, dinen de büyük günahtır.
Çünkü İslam'ın temel hedefi üç esasa dayanır: adalet, emanet ve kul hakkı.
Yolsuzluk ise bu üçünü de aynı anda yok eder.
Bugün en tehlikeli yanlışlardan biri de şudur:
"Ama niyetimiz iyiydi..."
Hayır. İslam'da iyi niyet, haramı helal hâle getirmez.
Meşru bir hedefe ancak meşru yollarla ulaşılabilir.
Haram bir yöntemle elde edilen başarı, gerçekte başarı değildir.
Çünkü... Kötü girdi ile iyi çıktı olmaz.
Ne fertte olur...
Ne devlette olur...
Ne de ümmette...


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.