1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Namık Tan'ın Sefaleti
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Namık Tan'ın Sefaleti

A+A-

"Suriye’ye yönelik olarak ulusal çıkarlarımızı gözeten akılcı, gerçekçi ve kapsayıcı bir politika kurulacaksa bunun taşıyıcı sütunu laiklik olmalı. Başka deyişle Ankara ancak etnisitelere ve inançlara “kör” olduğu takdirde alanda başarılı olabilir."

"Durum bu iken SDG’nin üzerine baskı yapılarak silahlarını Şam’a teslim etmesi, gidip asker yazılıp Suriye’nin çeşitli yerlerinde görev üstlenmesi, en azından Dürzilerin edindiği düzeyde bir özerklikten aşağısına razı olması herhalde ne akılcı ne gerçekçi beklentiler. SDG yahut YPG/YPJ açısından da dümdüz sınır boyundan Türkiye’ye saldırmak veya orada Türkiye’ye yönelik bir tehdit oluşturarak bulunmak bir seçenek değil."

"Özetle, Suriye konusunda bir an önce hatırlamamız ve bir daha hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken ilke laiklik. Suriye’ye bir kez daha girmeyi tezgâhlamak değil, çıkmanın modalitesini belirlemek önceliğimiz olmalı. Ve söylemeye gerek yok; ümmetçilik, yeni Osmanlıcılık yapmak; “Türk-Kürt-Arap” denilerek çakma bir konfederasyon kisvesiyle bir bölgesel hegemon olmaya özenmek içinse imkân ve kabiliyet bulunmadığı gibi bu anlamlı bir dış politika ülküsü de değil."

Yukarıda tırnak içine aldığımız paragraflar bize değil CHP İstanbul Milletvekili ve aynı zamanda partinin dış politika konusundaki bir numarası Emekli Büyükelçi Namık Tan'a ait. Namık Tan'ın Suriye ağırlıklı bu yazısı düzenli olarak yazdığı T 24 haber sitesinde 28 Temmuz 2025 yılında yayınlanmıştı. Tan deneyimli, kıdemli eski bir diplomat. Mesleki sicilinde Tel Aviv ve Washington büyükelçilikleri de bulunuyor. Amerikan başkentinde yaklaşık 10 yıl Türkiye'yi büyükelçi olarak temsil etti. Tan batıcı, NATO'cu bir çizgiye sahip. Özgür Özel yerel seçimlerden sonra kendini normalleşme sevdasına kaptırıp AKP genel merkezine Erdoğan'a ziyarete gittiğinde yanına Tan'ı almıştı. Hem diplomatlıktan gelme hızlı not alma yeteneği nedeniyle hem de devlet sırrı nedir bildiği için yanında götürmüştü. Tan'la ilgili bu kadar bilgi yeter.

Tan yukarıda aktardığımız paragraflarda ne diyor: öncelikle Suriye'ye bakışta Türkiye'nin temel önceliğinin laiklik olduğunu vurguluyor. Şimdilerde terörist ilan edilen SDG'nin meşru bir muhatap olduğunu belirterek Dürzilere hak görülenin neden onlardan esirgeneceği çelişkisine dikkat çekiyor. Türkiye'nin Suriye'nin iç işlerine karışmasının yanlış olacağını, bir an evvel çıkma planları yapması gerektiğini vurgulayarak laikliğin olmazsa olmaz olduğunu söylüyor.

Ama şaşıracak ve bizleri hayrete düşürecek şekilde Namık Tan, aradan altı ay geçmeden Suriye ile ilgili bambaşka şeyler söylemeye başlıyor. Halep'teki Kürt mahallerinden Kürtler zorla sürüldükten, Fırat'ın önce batısında sürülüp sonra doğusunda SDG'nin Arap aşireti bileşenleri Amerika ve İsrail'in politika değişikliği üzerine gidip Şara ile anlaştıktan, SDG fiilen çöktükten ve Suriye Kürtleri uluslararası bir komplo ile yalnız başına bırakıldıktan sonra Namık Tan'ın Suriye'ye dair bakışı baştan ayağa değişiyor. Suriye'de selefi cihatçı güçler başta Türkiye olmak üzere, ama özellikle Amerika, İsrail ve İngiltere'nin verdiği destek ile hakimiyet alanlarını genişletirken ve Suriye'deki laikliğin en önemli güvencesi oldukları uluslararası kamuoyu tarafından da kabul edilen Kürtler yalnızlığa itilip, DAİŞ'lilerin kaldığı hapishaneler Şara'ya teslim edilip boşaltılarak 7 bin DAİŞ'li Irak'taki Şii milis unsurlar Haşdi Şaabi ile savaşmak için Irak'a gönderilirken, kısaca Suriye'de lakliğin köküne kibrit çakılıp ülke bir selefi diktatoryasına son sürat giderken, bölge çapında Amerika ve İsrail öncülüğünde bir Sünni-Selefi Şii savaşının ön hazırlıkları yapılırken CHP'nin dış politika konusundaki bir numarası Suriye'de olumlu gelişmelerin yaşandığından bahsediyor.

Şimdi bu keskin dönüşün nedenlerini konuşalım. Sadece Tan'ı değil Türkiye'deki resmi muhalefetin neredeyse önemli bir bölümünü, böylesine inandırıcılıktan yoksun yüzseksen derecelik bir değişime iten şey nedir? Şara Suriye Arap Cumhuriyeti olarak ilan ettiği, kendisini de halktan her hangi bir onay almaksızın Cumhurbaşkanı saydığı ülkede acaba laikliği getireceğini, kadın erkek eşitliğini sağlayarak şeri hukuku değil modern laik hukuku getireceğini mi ilan etti? Veya tüm yaşayan halklara ve kültürlere saygı gösterileceğini, kimsenin kimseye karışmayacağını ve ülkesine cihat için gelmiş eski arkadaşlarının ülkelerine geri yollanacağını mı duyurdu? İnsan gerçekten merak ediyor Emekli büyükelçiyi, taze siyasetçi Tan'ı Suriye'de memnun eden şey nedir?

Tan'ın Suriye ülkesi için olmazsa olmaz saydığı ve perspektifini belirleyen laiklik için, alarm zilleri düne göre daha fazla çalmakta iken, kadın erkek eşitliğinin ve laikliğin en kökleştiği yer olan Suriye Kürtlerinin yaşadığı topraklar selefi cihatçı güçlerin yoğun tehditi altındayken, ve bu güçler için kadınlar pazar yerinde satılan cariyelerden farksızken Cumhuriyet balolarına özlem duyan, kadın erkek eşitliğine inandığına yürekten inandığım Emekli Büyükelçi'yi Suriye'de iyi şeyler olduğuna neyin ikna ettiğine kendimi bir türlü ikna edemiyorum. Eğer laiklik Cumhuriyet devriminin belkemiği, iskeleti veya tutkalı ise, laiklik olmadan modern bir hukuk ve yurttaşlık mevzubahis edilemez ise, Tan'ı herşeyi bu kadar çabuk gözden çıkarmaya ne ikna etmiş olabilir?

Önceki ve Sonraki Yazılar