Nato Zirvesinin Ardından (8)
Türkiye'nin ittifakla yaşadığı tarihçeye girmeden önce 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi'nden beklentilerine bir bakalım. Türkiye'nin bu konudaki beklenti ve yaklaşımlarını izleyebileceğimiz bir belge var elimizde. Bu belge zirveden çok kısa bir süre önce yayınlandı. Belge Milli İstihbarat Başkanlığı'na bağlı Milli İstihbarat Akademisi'ne ait. Akademi daha nitelikli istihbaratçı yetiştirmek amacıyla kurulmuş. Düzenli olarak raporlar ve analizler yayınlıyor, kongre ve sempozyumlar düzenliyor. Bir akademik kurum gibi mensuplarının kariyer yapmasına fırsat sağladığı gibi bir düşünce kuruluşu fonksiyonunu da yerine getiriyor.
'Ankara Zirvesi, Nato 3.0 Tartışmaları ve Türkiye' başlıklı raporun 'Güvenilir Müttefiklikten Stratejik Katma Değere' başlıklı bir bölümü var. Bu bölüm Türkiye'nin ittifaka dahil olduğu 1952 yılından soğuk savaşın sona ermesine kadar 'hem güney hem de doğu kanadının güvenliği açısından kritik bir işlev üstlendiğini' vurguluyor. 'Güvenilir müttefiklik' öncelikle ittifak taahhütlerine bağlılık, ortak savunma anlayışına katkı, operasyonel sorumluluklar üstlenme ve kriz anlarında dayanışma göstermek olarak kavramlaştırılıyor. Türkiye ittifakın en büyük ikinci kara ordusuna sahip olarak, kara komutanlığına ev sahipliği yaparak, askeri üslerini ve radarlarını ittifakın hizmetine sunarak ittifak açısından güvenilirliğini ispatlamıştır.
Ancak yeni dönemde güvenilir müttefikliğin içeriği değişmekte ve artık sadece ittifakın dağıttığı rolleri yerine getirmek yetmemektedir. Yeni dönemde ittifak üyesinden asıl beklenen 'stratejik katma değer' üretmesidir. Stratejik katma değer ise ilgili ülkenin stratejik özerkliği ile mümkündür. Ancak stratejik özerkliğini sağlayabilen yani uluslararası ilişkilerin belirsiz ve kaygan zemininde ittifaka yeni, ekstra katma değerler üretebilen ülkeler bu rolü yerine getirebilirler. Bu ise bir müttefikin 'kendi güvenliğini ne ölçüde üretebildiği, bölgesel krizleri ne ölçüde yönetebildiği, savunma sanayi kapasitesini nasıl geliştirdiği, hibrit tehditlere karşı nasıl dayanıklılık oluşturduğu ve bütün bu yetenekleri ittifakın toplam caydırıcılığına' ne kadar eklemlediği ile ölçülmektedir.
Rapor uzun uzun Türkiye'nin ittifaka yaptığı katkılar, üstlendiği roller, yerine getirdiği misyonlar, geliştirdiği savunma sanayi altyapısı ile artık bunu hak ettiğini iddia ediyor. Türkiye Nato verilerine göre savunma harcamalarını GSYH'nın %2'sinin üzerine çıkarmış, savunma bütçesi 2021'de 12,97 milyar dolar iken bunu 2025 yılında tahmini olarak 32,6 milyar dolara yükseltmiştir. Operasyonel katkı boyutunda ise Bosna-Hersek, Kosova, Irak ve Afganistan olmak üzere bütün yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Yine İzmir'deki Nato Kara Kuvvetleri Komutanlığına ev sahipliği yapmakta olup savunma bütçesinin %20'sinden fazlasını ekipmana ayırma hedefini 2014 yılından bu yana kesintisiz karşılayan yedi ülkeden biri olmuştur.
Dolayısıyla Türkiye üzerine aldığı taahhütlerin neredeyse tamamını eksiksiz yerine getiren bir ülkedir. Ancak ittifak ortaklarının aynı şeyi yaptıklarından söz edilemez. Türkiye 2019'da yıllardır ihtiyaç duyduğu hava savunma sistemlerini ortaklarından alamayıp Rusların ürettiği S-400 seçeneğine yöneldiğinde CAATSA yaptırımları ile karşılaşmış ve F-35 programından çıkarılmıştır. Kanada taahhüt ettiği elektro optik sistemlerini, Almanya Altay tankı motorunu ve ABD İstif sınıfı fırkateynlerde kullanılacak Mk41 dikey atım sistemini vermekte kısıtlamalara gitmiştir. Türkiye'nin zirvedeki temel amaçlarından biri de bu kısıtlamaların kaldırılması yönünde müttefiklerinden güçlü taahütler almaktı.
Yukarıda yaptığımız uzun özetten de anlaşılacağı üzere Türkiye zirveye büyük iddialarla hazırlanmıştı. Amaç güvenilir müttefiklikten stratejik katma değer üretebilen üyeliğe terfi etmekti. Türkiye Nato'da yerine getirdiği misyonlar, yaptığı katkılar, savunma sanayinde yaşadığı dönüşümler ve saha deneyimine sahip ordusunun tecrübesi ve ittifakın kuzeyinde ve güneyinde yaşanılan risklere verdiği yanıtlar ile bunu çoktan hak ettiğine inanıyordu. Ne alıp ne verdiğine olgular üzerinden bakalım.

