YENİ Partililere Bir Çağrı
Yeni Partilileri büyük sorumluluklar bekliyor. Bu öyle kolay altından kalkılacak bir görev değil. Büyük fedakarlıklara, büyük özverilere hazır olmak gerekiyor. Yeni Parti bugün siyasal iktidarın her koldan saldırısı altında bulunuyor. Öncelikle genel başkanı hedef alınıyor ve hakkında büyük bir yıpratma kampanyası yürütülüyor. Tüm yolların Roma'ya çıkmasında olduğu gibi siyasal iktidarda yaptığı her operasyonun bir ucunu partinin genel başkanına bağlıyor. Özgür Özel her yönden kuşatma altına alınıyor, baskı altında tutuluyor. Biz bunun nedensiz olmadığını düşünenlerdeniz. Özgür Özel akçeli ilişkilerin, bağlantıların tam merkezine çekiliyor. Ona yönelik bir operasyonun tüm taşları adım adım döşeniyor.
Yeni Parti dışında başka bir partiye baskı uygulanmıyor. Kürt siyaseti siyasal iktidarla sürdürdüğü süreç nedeniyle hedef değil. Erdoğan siyasal düşmanlarını tasfiye ederken Kürt siyasal hareketini hep çözüm süreçleri ile oyaladı ve dereyi geçtiğine kanaat getirdikten sonrada masaya tekme attı. Kürt siyasal hareketi yalnızca Kuzey diye nitelendirdikleri Türkiye'de değil tüm parçalarda kendini yalnızca büyük tasfiyelerden korumaya kazanımlarını ise asgari düzeyde dahi olsa kalıcılaştırmaya çalışıyor. MGK kararının ne zaman çıkacağı, buna bağlı olarak dağdan, zindandan ve diasporadan dönüşlerin ne zaman olacağı ise tam bir muamma. Süreç zor ilerliyor ve ilerleyişi Kürt siyasal hareketinden bağımsız, çünkü çerçeve yasanın uygulanması iktidarın vereceği karara bağlı ve bu kararın verilmesi ise uzatıldıkça uzatılıyor. Süreç Kürt siyasal hareketini tam bir beklenti içine soktuğundan ve müzakere yürütülen tarafla siyasal mücadele yürütmek eşyanın tabiatına aykırı olacağından Kürt siyasal hareketi kendi kendini atalete sürükledi. Süreç istediği tempoda gitmediği gibi siyaseten etkisi de neredeyse minimize edildi.
Butlan CHP'sinin siyasal iktidara karşı muhalefet ettiğini söylemek kargaları bile güldürür. Partideki varlıklarını siyasal iktidarın yargı kollarına borçlu olanların koltuklarını bahşedenlere karşı mücadele etmesi tam bir paradoks olacaktır. Bir yanda siyasallaşmış, bağımsızlığını kaybetmiş yargının verdiği karar dururken diğer yandan aynı iktidara muhalefet etmek inandırıcı olmayacaktır. Kılıçdaoğlu bunun sinyallerini butlan kararı çıktığı günden beri zaten veriyordu. Kılıçdaroğlu genel merkeze geldiği ilk gün yaptığı konuşmada Türkiye'nin Osmanlının adım attığı her yerde olması gerektiğini söylemişti. Bu söylemin mantıksal sonuçlarından birini Mekke Anlaşmasına Mecliste verilen destekte gördük. ABD ve İsrail tarafından içten içe desteklenen ve uygulanması tamamıyla siyasal iktidarın insafına bırakılan bu anlaşmaya butlan CHP'si koşulsuz destek verdi.
CHP hiç kuşkusuz bunu sorumlu muhalefet ile ve Türkiye'nin çıkarları ile açıklayacaktır. Bunu dengelemek içinde içeride uysal bir muhalefete soyunacaktır. Halbuki yeni-İttihatçılık diye kavramlaştıracağımız süreç tam da böyle birşeydir. Yeni-İttihatçılık Kemalizmin sözde katı laiklik anlayışının yumuşatılmasıyla başlar ve Osmanlı'nın olduğu her yerde olmak gerekir mottosu ile tamamlanır. İttihatçılığın yeni sürümü Kemalizmin aşılıp geride bırakılmasını, Misakı Milli sınırlarını doğal haline kadar esnettirmeyi ve Osmanlı'nın at koşturduğu her yerde olmayı gerektirir. Bilindiği gibi İttihatçılar birinci dünya savaşına hiç yenilmeyeceğini zannettikleri Almanya'nın yanında ve kaybedilen toprakları geri alabilmek için girmişlerdi. İttihatçılığın irredentist ufku ya görmezden gelindi ya da derin hayranlıkları besledi. Milliyetçi seferberliğin gücünü ilk defa İttihatçılar keşfetmişti.
İttihatçılığın aksine Kemalizm minimalistti. Yani biz bize yeteriz. Yine Kemalizm pozitivist olduğu için ilmi hayatın tek yol göstericisi saymış ve laikti. Halbuki İttihatçılık Türk milliyetçiliğini bir seferberlik ideolojisi olarak geçte olsa fark etmişti ve bunu Müslüman duyarlılığına özütsetmesini becermişti. Halklar ve geniş kitleler devletlerinin genişlemesinden, güç ve kapasitesini arttırmasından ve sözünün diğer devletler ve milletler tarafından dinlenilmesinden etkilenir ve hoşlanırlar. Ülkeyi yöneten kişinin güç ve etkinliğini kendi güçleri gibi görürler. Güç politikada kendi kendini üreten ve doğuran bir mekaniğe sahiptir. Güçsüz insanlar ve güçsüz kitleler için Güç cezbedicidir, ayartıcıdır. Tıpkı İttihatçılar gibi siyasal iktidar da Trump'ın kuyruğuna takılarak bölgesel yayılmacı denemelerde bulunmakta ve derin bir kriz içinde sürüklenen kitlelerin bir bölümünün bundan etkilenmesi olağandır. Savunma sanayi ile herkesin gurur duyması, teknofeste katılımın özendirilmesi bu tür bir seferberlik ideolojisinin çıktılarıdır. Kriz, ekonomik zorluklar, düşürülemeyen enflasyon güçlü Türkiye'ye karşı kurulan tuzaklardır. Hatta fon vurgunu bile dışarıdan tezgahlanan ve Türkiye yüzyılını engellemeye dönük siyonist bir komplodur.
Bu anlatı güçlü bir karşı anlatı ile yıkılmadığı taktirde siyasal iktidar yıpransa bile her krizden kurtulmayı başaracaktır. Butlan CHP'sinin iktidar anlatısıyla herhangi bir sorunu yoktur. Bu anlatının esaslarına dair bir itirazı bulunmamaktadır. Kürt siyasal hareketi her ne kadar özleminin bir demokratik cumhuriyet olduğunu söylüyor olsa bile üçüncü kutup iddiasından geri çekilmiş ve karşı anlatı oluşturma konusundan uzaklaşmıştır. Geriye bir tek Yeni Parti kalmaktadır. Onunla uğraşılmasının asıl nedeni Yeni -İttihatçılaştırmadan uzak durması ve parlamenter ufku terk etmemesidir. Ancak bu yetmez kitlelerin desteğini istikrarlı hale getirmeniz için bir karşı anlatı ile kitleleri sarıp sarmalamanız ve harekete geçirmeniz gerekir. Kitleler ise şu an sadece bir arayış ve tepkisellik içindedir. Kitlelerin Yeni Parti'ye yönelimi bir kalıcılık, istikrar kazanmış değildir. Uzaklaşabilir ve kendilerini geri de çekebilirler. Bir karşı anlatı olmaksızın kitleleri belli bir alanda sabitleştirmek mümkün olmayacaktır. Bu ise ufka, niyete ve cesarete bağlıdır.

