Asıl tehlike: müslümanın müslümana düşman edilmesi
FETÖ'yü Türkiye'deki dindar kesimin içine yerleştirerek büyük bir toplumsal travmaya yol açan sürecin arkasında, uzun yıllardır CIA ve MOSSAD gibi istihbarat örgütlerinin etkisi ve yönlendirmesi olduğu yönünde çeşitli güçlü değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bu bakış açısına göre amaç; sadece Türkiye'yi değil, bütün İslam dünyasını içeriden parçalamak, Müslümanları birbirine düşman ederek ortak dirençlerini zayıflatmaktır.
Bugün benzer bir tehlikenin farklı bir zeminde yeniden üretilmeye çalışıldığına dair işaretler görülmektedir. İran merkezli jeopolitik gerilimlerin, Sünni-Şii ayrışmasını derinleştirerek yeni fay hatları oluşturma riski küçümsenmemelidir. Eğer Müslümanlar mezhep kimliğini din kardeşliğinin önüne geçirirse, FETÖ'nün Türkiye'de oluşturduğu tahribatın benzeri bu kez çok daha geniş bir coğrafyada yaşanabilir.
Bu nedenle FETÖleşme kavramını yalnızca belirli bir örgütle sınırlı görmek doğru değildir. FETÖleşme; Müslümanı Müslümana düşman eden, tekfir ve nefret dilini besleyen, dış müdahalelere zemin hazırlayan her türlü zihniyetin ortak adıdır.
Türkiye'de de İslam'ın sahih kaynaklarını tartışırken toplumun dinî birikimini bütünüyle değersizleştiren, Müslümanlar arasındaki güveni sarsan ve ayrışmayı körükleyen yaklaşımlar dikkatle değerlendirilmelidir.
Türkiye'nin tarihî ve stratejik yönelimine ilişkin tartışmalar da bu çerçevede önem taşımaktadır. Bölgesel krizlerde izlenen politikaların, ülkemizi emperyal güçlerin bölgesel hesaplarının bir parçası hâline getirmemesi gerekir.
Özellikle İran, Rusya, Çin ve Yemen eksenli gelişmeler değerlendirilirken, dış politikada kullanılan dilin ve tercihlerin uzun vadeli sonuçları dikkatle düşünülmelidir. Türkiye'nin, Yemen'e yönelik yıkıcı savaş politikalarının bir parçası olması, tarih önünde ağır bir sorumluluk doğuracaktır.
Irak, Libya, Mısır, Suriye, Filistin, İran, Lübnan ve son olarak Yemen'de yaşanan emperyal-siyonist operasyonlarda ülkemizin tarihe bıraktığı çok ta iç açıcı bir fotoğraf olmadı...
Bölgemizi kuşatan ateş çemberinde, kader birliği yaptığımız halkların birbirine düşman hâle gelmelerini pasifçe izlemek veya dahil olmak yalnızca emperyal projelerin işini kolaylaştıracaktır.
Unutulmamalıdır ki emperyal projeler çoğu zaman silahla değil; algıyla, propaganda ile ve toplumların kendi iç çatışmaları üzerinden yürütülür. Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur. Bir toplumu yıkmanın en kolay yolu, onu kendi içinde birbirine düşman etmektir.
Bugün en büyük sorumluluk; mezhep, cemaat, grup veya ekol farklılıklarını mutlak düşmanlık sebebine dönüştürmemektir. Müslümanın Müslümana karşı kin ve nefret üretmesine hizmet eden her söylem, kimin tarafından dile getirilirse getirilsin, dış müdahalelere açık bir zemin oluşturur.
FETÖ'nün en büyük başarısı yalnızca devlet kurumlarına sızması değildi. Asıl tahribatı, Müslümanların birbirine olan güvenini sarsmasıydı. Aynı hatanın farklı isimler, farklı söylemler ve farklı mezhep tartışmaları üzerinden yeniden üretilmesine izin verilmemelidir.
İslam ümmetinin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey; basiret, feraset, adalet ve vahdet şuurudur. Çünkü ümmeti zayıflatan sadece dışarıdan gelen saldırılar değil, içeride üretilen fitnedir.
ALLAH'IN TARAFINDA OLANLAR İLE ZULMÜN TARAFINDA OLANLARIN MÜCADELESİ
Bugün şu sorular üzerinde düşünmek gerekir:
Neden Suudi Arabistan, ekonomik ve askerî üstünlüğüne rağmen Yemen'e karşı tek başına savaşmayı tercih etmiyor; sürekli koalisyonlar kuruyor ve milyarlarca dolarlık yeni silahlar satın alıyor?
Neden dünyanın en büyük askerî gücü olan Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'in desteğine rağmen hedeflerine ulaşabilmek için NATO'yu ve bölgedeki müttefiklerini daha fazla sürece dâhil etmeye çalışıyor?
Neden savaşlarda önce siviller, çocuklar; hastaneler, okullar, ibadethaneler, enerji ve su altyapıları hedef alınıyor?
Bu soruların cevabı, güç kadar meşruiyetin de belirleyici olduğunu düşündürmektedir. Tarih boyunca zulüm üzerine kurulan düzenler, korku ve baskıyla ayakta kalmaya çalışmış; masumların hayatını hiçe saymıştır.
Mümin ise nihai adaletin Allah'ın hükmüyle tecelli edeceğine inanır.
"Kim Allah'ı, Peygamberini ve iman edenleri dost edinirse bilsin ki, üstün gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır." (Mâide, 56)
"Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın taraftarıdır. İyi bilin ki kurtuluşa erecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır." (Mücâdele, 22)
Hiçbir zulüm ebedî değildir. Hiçbir zalim yaptığının karşılığından kaçamaz.
Belki bu dünyada...
Belki de ahirette...
Ama adalet mutlaka tecelli edecektir.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.