1. YAZARLAR

  2. Vedat Kahyalar

  3. BİZ NE YAŞIYORUZ ?
Vedat Kahyalar

Vedat Kahyalar

BİZ NE YAŞIYORUZ ?

A+A-

Önce yahudi toplumunun sonrada bir çok batı toplumlarının yaşadığı deformasyonu can yakıcı bir dozda yasıyoruz.

 

Son yıllarda toplum olarak yaşadığımız ahlaki, hukuki ve ekonomik çürümenin kökleri sanıldığı kadar yeni değil.

 

Banka ve fon skandalları, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, liyakatin geri plana itilmesi, hukukun zayıflaması, adaletsiz gelir dağılımı, israf, gösteriş ve giderek derinleşen yoksulluk...

 

Bütün bunların ortak paydasında "değerlerden uzaklaşma, dünyevileşme ve çıkarı ilkenin önüne koyma" sorunu bulunuyor.

 

Burada kullandığım "Yahudileşme" kavramı, Yahudilere yönelik bir suçlama değildir. Kur'an'daki bazı toplumsal eleştiriler bağlamında, "dinin özünden uzaklaşıp şekilciliğe, çıkarcılığa, dünyevileşmeye ve hukuku kendi menfaatine göre yorumlamaya yönelen bir zihniyet bozulmasını" ifade etmektedir.

 

Bu temayülün bazı belirtilerini bugün açıkça görüyoruz:

 

●Şekilcilik: Dinin ahlakından çok görünüşüne ve sembollerine önem vermek.

 

●Seçilmişlik duygusu: Kendini diğerlerinden üstün, ayrıcalıklı ve dokunulmaz görmek.

 

●Dünyevileşme: Serveti, makamı, gücü ve tüketimi hayatın merkezine koymak.

 

●Seçici dindarlık: İşimize gelen emirleri uygulayıp çıkarlarımızla çelişenleri görmezden gelmek.

 

●Dini menfaate alet etmek: İnancı makam, güç, para ve nüfuz elde etmenin aracına dönüştürmek.

 

●Liderleri sorgulanamaz görmek: Kişileri hakikatin yerine koymak.

 

●Metinleri çıkarımıza göre yorumlamak: İlkeyi değil, sonucu esas almak.

 

●Hukukun ve liyakatin zayıflaması: Hak edenin değil, güçlü olanın ve yakınının öne çıkması.

 

●Hamaset: Çok konuşmak, çok slogan atmak; fakat adalet ve ahlak söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti göstermemek.

 

Ama bütün bunların altında daha temel bir problem var:

 

PARA KONUŞUNCA İDEOLOJİLER SUSUYOR

 

Ufuk Güldemir'e atfedilen "Para konuşunca ideolojiler arka kapıdan çıkar" sözü, aslında siyaset, medya ve iş dünyasındaki önemli bir gerçeğe işaret ediyor.

 

İnsanlar ve kurumlar, dışarıdan bakıldığında birbirine tamamen zıt ideolojileri savunabilir. Fakat büyük para, makam, güç veya çıkar devreye girdiğinde, dün birbirine karşı olanların aynı masada buluşabildiğini görebiliriz.

 

Çünkü bazı insanlar için ideoloji gerçekten bir inanç değil, kullanışlı bir araçtır.

 

Kitlelerini ideolojik söylemlerle dolduruşa getirirken, perde arkasında karşıtlarıyla çıkar ilişkilerini sürdürebilirler.

 

Siz onu bir dava insanı, bir misyon sahibi, bir ideolog zannedersiniz.

 

Oysa makamı, mevkii, serveti veya kişisel çıkarı söz konusu olduğunda veremeyeceği taviz yoktur.

 

"Yeter ki amacı gerçekleşsin."

 

Böyle insanların gerçekte dokunulmaz bir kutsalı olmayabilir. Dini veya siyasi söylemleri değişebilir; fakat değişmeyen tek şey, kendi menfaatleridir.

 

Bu yüzden insanları söyledikleri sözlerle değil, çıkarları söz konusu olduğunda yaptıkları tercihlerle tanımak gerekir.

 

Uğur Mumcu'ya da atfedilen, "Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takılır" sözü üzerinden benzer bir uyarı yapılır. Bu sözü artık bütün ideolojilere, siyaset türlerine uyarlayabilirsiniz.

 

Buradaki asıl mesele Atatürkçülük, İslamcılık, milliyetçilik, sosyalizm veya başka bir ideolojinin kendisi değildir.

 

Mesele, hangi kutsal kavramın kişisel çıkar için maskeye dönüştürüldüğüdür.

 

Çünkü ahlaki sorun ideolojinin adıyla değil, ilkenin çıkar karşısında terk edilmesiyle başlar.

 

İslam adına konuşup adaleti çiğnemek de, Atatürk adına konuşup kamu hakkını gözetmemek de, milliyetçilik adına konuşup millete ait kaynakları kişisel çıkara dönüştürmek de aynı ahlaki çelişkinin farklı biçimleridir.

 

BİÇİM VAR, AHLAK YOKSA...

 

Oysa İslam'ın merkezinde sadece ibadet değil;

-Ahiret inancı ve mutlak yargılama,

-adalet, 

-emanet, 

-merhamet, 

-doğruluk, 

-kul hakkı, 

-liyakat, 

-ölçü, 

-güzel ahlak vardır.

 

Dinin biçimini koruyup ruhunu kaybetmek, belki de en tehlikeli çelişkidir.

 

Namaz var ama adalet yoksa...

 

Oruç var ama kul hakkı varsa...

 

Tesettür var ama kibir varsa...

 

Dinî söylem var ama emanete ihanet varsa...

 

Zenginlik var ama adil paylaşma yoksa...

 

Bir yerde ciddi bir problem var demektir.

 

Bugün ihtiyacımız olan daha fazla slogan değil; daha fazla ahlak, daha fazla adalet ve daha fazla hakikattir.

 

Çünkü insanı ve toplumu kurtaran, dinin yalnızca görünür biçimleri değil, o biçimlerin arkasındaki ahlaki özdür.

 

Ali Şeriati'ye atfedilen şu söz de meseleyi çarpıcı biçimde özetliyor:

 

 "Hakkın ve adaletin safında olmadıktan sonra ister namazda ol, ister içki sofrasında; ne fark eder?"

 

Sonuçta mesele şudur:

 

Dindar görünmek mi, yoksa adil olmak mı?

 

İdeolojiyi savunmak mı, yoksa ilkeye sadık kalmak mı?

 

Kutsal kavramları kullanmak mı, yoksa onların gereğini yerine getirmek mi?

 

İnsanları iyi tanıyın.

 

Özellikle de çıkarları söz konusu olduğunda kim oldukları ortaya çıkan menfaatçileri...

 

Çünkü bazılarının ideolojisi, dini, davası ve hatta kutsalı değişebilir.

 

Ama menfaati değişmiyorsa, asıl ideolojisi bellidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.