Kanatların gölgesinde okunan kitap
KANATLARIN GÖLGESİNDE OKUNAN KİTAP
Günlerden kütüphane olduğunu hatırladığım an,
içimde bir çağrı yükseldi.
Sanki biri adımı fısıldadı rafların arasından.
Bir an bile düşünmeden,
ışınlanmış gibi buldum kendimi kütüphanenin kapısında.
Daha içeri girmeden sesler sardı etrafımı.
Çocuklar,
Ellerinde uçurtmalar değil, sanki umut taşıyorlardı.
Küçük Saat’e doğru yürürken
bir ağızdan türkü tutturdular:
“Adana’ya gidek mi, şalgamından içek mi ”
O an anladım,
Bir şehrin ruhu, çocukların sesinde saklıdır.
Başlarında iki öğretmen.
Ama aslında hepsi birer öğretmendi birbirine;
Sevinci öğretiyorlardı,
Birlik olmayı öğretiyorlardı.
Sonra içeri girdim.
O eski, o vakur, o suskun bina.
ama içi gençlikle çarpan bir kalp gibi.
Dikdörtgen bir masaya oturdum.
Avlu gözümün önünde bir tablo gibi açıldı.
Kumrular başlarını sallayarak
toprağın içinden hayat arıyordu.
Ayrık otlarının arasında bir sabır vardı,
bir de rızık.
Ve o sırada,
İki kelebek.
Sarı beyaz kanatlarıyla
bir şiirin mısraları gibi süzülüyorlardı.
Bir ottan diğerine,
bir hayalden ötekine.
Derken biri geldi,
usulca kondu masama.
Göz göze geldik.
Onun gözlerinde bir istek vardı,
Sözsüz ama derin.
Sanki diyordu ki:
“Ben de bu kütüphanede bir kitap olmak istiyorum.”
Gülümsedim.
“Olmaz mı?” dedim.
“Hadi, kapıdan girin siz de.”
Ama o başka bir yol seçti.
Kanatlarını çırptı.
Arkadaşına döndü.
Ve birlikte bacalara doğru uçtular.
O an içim titredi.
Bazı misafirler kapıdan değil,
kalpten girerdi çünkü.
Dayanamadım, içeri girdim.
Sessizlik.
Ama öyle bir sessizlik ki
içinde yüzlerce cümle bağırıyor.
Gençler,
Z Kuşağı dedikleri o çocuklar.
Başları kitaplara eğilmiş,
geleceği satır satır kuruyorlardı.
Ve birden,
Bir kelebek geçti önümden.
Tanıdım.
Avludaki kelebeğin ta kendisi,
Ardından diğeri,
Sessizce süzüldüler raflara doğru,
ve gidip kondular
Yaşar Kemal’in kitaplarının üzerine.
Orada kaldılar uzun uzun.
Hiç kıpırdamadan.
Sanki okuyorlardı.
Sanki dinliyorlardı toprağın, insanın, Anadolu’nun sesini.
İçimden dedim ki:
“Demek ki sadece insanlar değil.
Kelebekler de âşık edebiyata.”
Binlerce kitabın arasında
neden onu
seçtiler?
Bu bir sırdı.
Belki doğayı en iyi o anlattığı için,
belki kelebeğin dilinden en iyi o anladığı için.
Belki de bazı sevgiler
sebep aramazdı.
Dışarı çıktım sonra,
Avlu yine beni çağırıyordu.
Danışma kulübesinin yanında
otların üzerinde bu defa onlarca kelebek.
Hepsi aynı renk,
hepsi aynı ahenk
Uçuşuyorlardı.
Bir şiirin içinde kaybolur gibi.
Ve ben anladım:
Edebiyat sadece insanın değil,
hayatın kendisinin dilidir.
O gün,
Kütüphanede sadece kitaplar okunmadı.
Kelebekler de bir şeyler yazdı havaya,
çocuklar türküyle mühürledi,
gençler sessizlikle çoğalttı.
Ve Orada kaldım bir süre.
Kendime gelemedim.
Çünkü bazı yerler vardır;
insanı kendine değil,
kendinden öteye götürür.
Kütüphane,
İşte tam da öyle bir yerdi.
Çağırdı geldim, gördüm, yazdım döndüm.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.