Muhalif Seçmeninin Travmasına Kulak Vermek
Muhalif kitlelerin butlan kararı sonrası yaşadığı travmaya gözlerimizi kapayarak yol alamayız. Kitleler bu ruh haline yeni girmediler. Geride yılların deneyimi ve ağır yenilgileri var. Her defasında yeneceklerine inandırıldılar, bu kez oluyor duygusuna kapıldılar, ancak her defasında yenildiler. Bu arada cumhuriyet tasfiye edildi ve yeni toplumsal güçler iktidara geldi. Devlet iktidarı nasıl yeni bir iktidar blokunun eline geçtiyse, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ortaya çıkan egemen toplumsal blokta yerini yeni bir toplumsal bloka terk etmek zorunda kaldı. Cumhuriyetin var ettiği güçlerin bir kısmı kurulan rejime ihanet ederek yeni iktidar bloku ile egemen toplumsal blokun birer bileşenine dönüştüler. Bu dönüşüm salt devlet katlarında yaşanılmadı. İktidar bloku kendini destekleyen ve özel ayrıcalıklarla donattığı bir egemen toplumsal blok inşa etti.
Bu egemen toplumsal bloka girmek ve yükselmek için liyakata ve ehliyete gerek yok. Geçmişte Türkiye'de sınıfsal mobilizasyon imkanları kısıtlıda olsa vardı. Yeteneğiniz ve çalışkanlığınız oranında eğitim sermayesine sahip olarak çevreden merkeze doğru yükselebilirdiniz. Üniversiteler daha henüz vasatlaşmamış ve içine aldığını dönüştürme kapasitesine sahipti. Üniversite okuyanların oranı düşüktü ve yoksul aileler çocuklarını okutmayı hem bir gurur kaynağı sayar hem de kendi yaşadıkları eziyetin çocukları tarafından da yaşanılmaması için bir çıkış kapısı olarak görürlerdi. Cumhuriyetin toplumsal temelini oluşturan bu blok homojen değil heterojendi.
Cumhuriyetin toplumsal temelini oluşturan ve bugün tabir yerindeyse hakim toplumsal blok karşısında birer parya muamelesine maruz kalan bu kesim sınıfsal olarak homojen olmamakla birlilte ortak kültürel alışkanlıklara sahipti. Buna cumhuriyet kültürü de diyebiliriz. Bu kültürün başat özelliği cumhuriyetle barışık olmaktı. Cumhuriyet önceki rejimden köklü bir ayrılıktı. Cumhuriyet kulluktan uzaklaşmak yurttaş olmak demekti. Cumhuriyete inananlar bu yurttaşlık etosunun içinden dünyayı anlamlandırırdı. Örneğin çalışkan olmak, ülkesini sevmek, çocuklarını cumhuriyet ülküsü ile yetiştirmek ve ülkenin her karış toprağını mamur ve bayındır hale getirmek bu etosun parçasıydı. Eğitim bu etosu hayata geçirecek en güçlü manivelaydı. Dimağlar eğitim sayesinde açılacak ve aydınlanacak ve ülke bu sayede kalkınacaktı.
Cumhuriyetin yarattığı toplumsal blok sınıfsal olarak orta sınıftı. Ama mensuplarının büyük çoğunluğu bu konuma alt sınıflardan yükselerek gelmişti. Cumhuriyetçi kültürel değerler yalnızca orta sınıfla sınırlı değildi. Taşranın modernlikle barışık, ilerlemeye inanan ve cumhuriyeti bir nimet sayan kesimleri de bu blokun bir parçasıydı. 60'lı yılların devrimci gençleri hep bu ailelerin çocukları arasından çıktı. 70'lerin anti faşist mücadelesini omuzlayanlarda bu geniş çevrenin birer parçasıydılar. Bu toplumsal blok pekçok şeyi kaybetmiş olsa da bugün cumhuriyet değerleri üzerinden bir müdafa, bir direniş sergiliyor.
Başta burjuvazi, modernleşmeci devlet ve peşine takıldıkları siyaset erbabı cumhuriyetçi güçleri hep hayal kırıklığına uğrattı. Yücelttikleri devletin modernleşme gibi bir derdinin olmadığını anladıklarında büyük hayal kırıklığı yaşadılalar, ancak yine de işin ayrımına varamadılar. Burjuvazinin sınıfsal varlığını borçlu olduğu cumhuriyete ihanetini kavramaktan hala uzaklar ve batıcı olanlarını ihanetlerine rağmen müttefikleri sayıyorlar. En sert tepkiyi ise siyaset erbabına gösteriyorlar. Çünkü en dolaysız ilişkiyi onlarla kurdukları için yaşanılan her yenilginin faturasını da ilk önce onlara çıkartıyorlar. Siyaset sınıfının yaşattığı travma en ağır ve en somut olanı. Ve travmanın ağırlığı nedeniyle de ilk hedef haline geliyorlar.
Kitleler için devlet ve burjuvazi soyut dolayımlar. Ancak siyaset erbabı kanlı ve canlı karşılarında. Çünkü her defasında bu defa olacak duygusunu onlar pompalamış ve açılan krediyi limitsiz ve sınırsız zannetmişler. Şimdi fatura kesilip bilanço önlerine konulduğunda kitlelerin kızgınlığını, öfkesini anlamlandıramıyorlar. Cumhuriyetçi kitleler birer parya olmaktan kurtulmak ve cumhuriyerin eşit ve özgür yurttaşı haline gelmek istiyor. Bu konuda işbirlikçi saydığından da öfkesini esirgemiyor. Bu kitle sizin peşinize takıldığında, sizi yere göğe sığdıramadığında onu eğitmek, bilinçlendirmek hiç aklınızın ucundan geçmemiş ve karşısında samimi davranmamıştınız. Her yenilgiden bir günah keçisi yaratıp sıyrılmıştınız. Şimdi kendiniz günah keçisi haline geldiğinizde şikayet etme hakkınız var mı?

