1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Nato Zirvesinin Ardından (9)
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Nato Zirvesinin Ardından (9)

A+A-

Türkiye ikinci büyük savaşın sonunda kapağı Atlantik İttifakına atabilmek için hiçbir dahlinin olmadığı bir savaşa, Kore Savaşına asker gönderdiği gibi hiç aslı astarı olmadığı halde Stalin'in Kars, Ardahan ve Iğdır'ı istediği yalanını uydurmuştu. İkinci Savaş sırasında denge siyaseti izleyerek savaşın dışında kalma başarısını gösteren Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren gayet başarıyla takip ettiği bağımsızlıkçı politikalardan geri adım atmaya başlamış ve Batı ittifakının her dediğini harfiyen uygulayan bir yere savrulmuştu. Türkiye'nin bu istekli, kraldan daha kralcı tavrı sonuç vermiş, 1952 yılında Türkiye ittifaka kabul edilmişti.

Türkiye ittifaka kabul edilmek için aşırı bir istek, aşırı bir gayret göstermişti. Halbuki Türkiye'nin izlediği denge siyaseti sonuç vermiş ve ülke sınırlı kaynaklarına rağmen Lozan'da elde edemediği Boğazlara ilişkin haklarına Montrö ile 1936 yılında kavuşmuş, yine Cumhuriyetin kuruluş senedi sayılan Lozan'da Fransız manda idaresine bırakılan Hatay tek bir kurşun atmaksızın ülke topraklarına kazandırılmıştı. Türkiye'nin jeopolitik konumu en değerli jeostratejik kozuydu. Bu koz Türkiye'nin benzersiz konumundan kaynaklanıyordu. Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında bir kavşak noktasındaydı. Batı uygarlığı ile doğu medeniyetleri yüzyıllarca hep Anadolu'da veya hinterlandında karşılaşmışlar, Kuzeyin steplere yaslanan güçleri güneyin açık denizlerine inebilmek ve dünya ticaretinin merkezlerinden uzak kalmamak için Boğazlara mecbur kalmıştı.

Coğrafya kaderdir sözünün de ele verdiği gibi Türkiye'nin coğrafyası hem bir şans hem de bir şanslıktı. Kaderin bir fırsata, bir imkana çevrilebilmesi için basirete ihtiyaç vardı. Türkiye'yi yönetenler bu basirete sahip olabildiklerinde ülke kıymete binmiş, basiretsiz ellerde ülke ayakta kalabilmesini büyük güçlerin insafına terk etmişti. Buna 'tampon devlet' olma hali diyebiliriz. Osmanlı yıkılış döneminde o dönemin hegemon gücü İngilizler ile Ruslar arasındaki diplomatik müzakerelerin insafına kalmış bir tampon devlet haline gelmişti. Tampon devletin özgül bir iradesi olmayıp ayakta kalabilmesi büyük güç siyasetlerine bağlıydı. Basiret, atılganlık veya civanmertlik dediğimiz halde ise ülke özgül bir iradeye sahiptir ve kendisini büyük güç oyunlarının insafına terk etmez.

Cumhuriyet bir anti emperyalist savaşın sonucunda Anadolu halkının bağımsız yaşama azminin sonunda ortaya çıkmıştı. Büyük emperyalist güçlerin vekil gücü olarak Anadolu'ya yollanan Yunan orduları geri püskürtülmüş ve Anadolu'nun taksim planları Lozan'da bozulmuştu. Kıt imkanlara sahip genç Cumhuriyet bir denge politikası izleyerek kendini tahkime çalışmış ve bu sayede bağımsızlığından ödün vermemişti. Ancak ikinci savaş sonrasında startı verilen soğuk savaş ile birlikte dünya iki sistemin karşı karşıya geldiği bir soğuk harbin içine sürüklenmişti. Türk hakim sınıfları bu sistemsel karşılaşmada o güne kadar izledikleri denge politikasını hızla terk ettiler. Batı sistemine kabul edilebilmek için yalan ve çarpıtmalara sığındılar.

Batı sisteminin dikkatini çekebilmek için içerideki komünist cereyanlar şişirildikçe şişirildi. Öyleki bu şişirtilme bir yerden sonra paranoyaya dönüştü. Geleneksel Rus husumeti gemi azıya alıp komünizm düşmanlığı ile birleşti. Halbuki ülkenin yeniden inşaında ve sanayileşmesinde en büyük katkıyı kuzeydeki komşu Sovyetler vermişti. Soğuk savaşa ayak uydurma ile başlayan bu davranış biçimi Türk dış politikasında bir modele dönüşecekti. Kuruluş dönemine has dengeci tarz yerini güvenilir müttefik olabilmek için gösterilen çabalara bu da içeride komünizmi etkisinin çok çok üzerinde bir güç gibi göstermeye ve bu sayede dikkat çekmeye terk etmişti. Kurtuluş Savaşının mazlum milletler edebiyatı hızla yerini Batı uyduluğuna bırakmıştı. Türkiye ne 50'li ne de 60'lı yıllardaki ulusal kurtuluş hareketlerinin hiçbirine destek vermeyecekti. Sömürgeci ve emperyalist güçlerden yana bir tavır alacak, bağlantısızlar hareketine kayıtsız kalacaktı.

Türkiye ittifaka bir kanat ülkesi olarak kabul edildi. Türkiye'ye verilen görev bir kanat ülkesi olarak Sovyetleri çevrelemek, güneye inişlerini frenlemek, dinleme ve gözetleme faaliyetlerine imkan sağlamak ve ordusunu tümüyle ittifaka uyumlu hale getirmekti. Türkiye'ye verilen rol sınırlı, fakat istenilenlerin haddi hududu yoktu. Gizli anlaşmalar ile ülkenin bütün potansiyeli ittifaka sunulmuştu. Yapılan anlaşmalar halktan gizlenmişti. Verilen şey sadece askeri üsler, bu üslerde düğmesi Washington'a bırakılmış atom ve hidrojen bombaları değildi. Türkiye'nin devlet yapısı dönüştürülmüş, Gladyocu güçler devlette hakim konuma gelmiş ve ilerici bir iktidarı önlemek için sola savaş açılmıştı. Bu süreç emperyalizmi içsel bir olgu haline getirmişti.

Önceki ve Sonraki Yazılar