1. YAZARLAR

  2. Yaşar Erkmen

  3. Biz Şiir Okuyalım
Yaşar Erkmen

Yaşar Erkmen

Biz Şiir Okuyalım

A+A-

Başlığa bakınca başka konu kalmadı mı diyebilirsiniz. Koyun can derdinde kasap et derdinde misali. Ne yapayım, benim iflah olmaz ilgi alanım da bu konular. Kırk yıl Türkçe öğretmenliği yapınca bu konulara duyarsız kalamıyorum. “Canıma ciğerime dek işlemiş/Canıma ciğerime!”

Ekonomist değilim ki ekonomiyle ilgili derin analizler yapayım. Bakın Cumhurbaşkanımıza, “Ben ekonomistim, ekonomist!..” diyerek ülkeyi ne güzel yönetiyor. Bazı münafıklar, dört yıllık iktisat fakültesinden değil de üç yıllık akademiden mezun deseler ve diplomasını görmek isteseler de ben Cumhurbaşkanıma inanırım. Her isteyene diploma mı gösterilirmiş? Diplomayı vermesi gerekenler vermiş, görmesi gerekenler de görmüştür herhâlde. Şimdi ağanın lafının üstüne laf söylemek bize yakışır mı? Yok, emekli sürünüyormuş; yok, asgari ücret yetersizmiş; yok, çarşı pazar el yakıyormuş! Şimdi bilen bilmeyen de dedikodu yaptığımızı sanacak. Geç bunları anam babam, geç!.. Bak, şimdi “dedikodu, geç bunları anam babam, geç” falan derken Orhan Veli’nin “Dedikodu” şiirinden dizeler düştü aklıma:

“Kim söylemiş beni

Süheyla'ya vurulmuşum diye?

Kim görmüş, ama kim,

Eleni'yi öptüğümü,

Yüksek kaldırımda, güpegündüz?

Melahat'i almışım da sonra

Alemdar’a gitmişim, öyle mi?

Onu sonra anlatırım, fakat

Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?

Güya bir de Galata’ya dadanmışız;

Kafaları çekip çekip

Orada alıyormuşuz soluğu;

Geç bunları, anam babam, geç;

Geç bunları bir kalem;

Bilirim ben yaptığımı.

Ya o, Mualla'yı sandala atıp,

Ruhumda hicranını söyletme hikâyesi?”

Şimdi Silivri daha da soğumuştur. Ben Çukurova insanıyım, soğuğa hiç gelemem. Neme lazım!

Desem ki iktidar muhalefetin ensesinde boza pişiriyor, yargıyı sopa gibi kullanarak rakiplerini bir bir susturuyor. İnanır mısınız? Tabii ki inanmazsınız! Varsayalım İsmail, yani. Ben de zaten demiyorum, desem ki diyorum. Şimdi de “desem ki” deyince Cahit Sıtkı’nın dizeleri kemiriyor zihnimi:  

“Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!”

Bu iflah olmaz şiir sevdamı gören rahmetli annem sık sık, “Şiir karın doyurmaz oğlum!” dese de vazgeçemedim bu tutkudan. Şairlerimiz de hiç boş durmamış, ha babam yazmışlar da yazmışlar. Hem de her konuda... Ne arasam buluyorum. Karnını doyuran, bu kez de ruhunu doyurmaya çalışmış. Onlar da aşk şiirleri olmuş. Ama sanat ve sanatçı muhalif olduğundan görülen eksiklikler ve haksızlıklar da dile getirilmiş. En çok da yokluk, yoksulluk, çaresizlik, sahipsizlik konuları yer almış şiirlerde. Yokluk, yoksulluk deyince de benim şiir arşivim hemen yekinip devreye giriyor yine ve Şemsi Belli’nin “Anayasso” şiirini önüme sürüveriyor:

“Bebek yanir, bebek hasta, bebek ataş içinde
Ben fakiro,
Ben hakiro
Dohdor ilaç, çarşı pazar tam - takiro
Gurban olam bu ne iştir hooy babooov!”

Hakkâri’nin karlı dağlarından seslenen vatandaş, bana yine soğuğu anımsatıyor. Açlık neyse de soğuk dayanılmaz oluyor. Soğuk, ölüm, tabut derken bu kez de Âşık İhsanî bir köşeden suçunu itiraf ediyor ve af diliyor:  

”Açlığa ne ise ya 

Soğuğa dayanamadık. 

Bir tabut götürüp yaktık. 

Allah afetsin!” 

Başka türlü ısınacağımız yok! 

Aman ha, dikkat edin! 

Benden uyarması: 

“Havalar ısınmadı bir türlü, yukarılar kar, soğuk; içerisi daha da soğuk!..”

Biz şiire takılmaya devam edelim. İkinci Yeni’nin öncülerinden Ece Ayhan’ın Mor Külhani şiirinden kimi dizelerle veda edelim:

“Şiirimiz karadır abiler

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

Şiirimiz her işi yapar abiler

Şiirimiz gül kurutur abiler

Şiirimiz mor külhanidir abiler”

21 Mart Dünya Şiir Günü kutlu olsun!..

Şiirle kalın!..

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.