Savaşın Nedenleri
1-Savaş nasıl büyük bir yıkıcılığa sahip olduğunu hergün yeniden gösteriyor. Gecenin karanlığını yırtan füzeler seyir zevki olsun, görsel bir şölen yaşansın diye gönderilmiyor. İçindeki tahrip gücü yüksek patlayıcılar ile bu füzeler hedeflendikleri yerlere yıkım ve ölüm yağdırıyor. Üretici güçlerin gelişkinliği savaşın yıkıcılığını katlıyor, imha gücünü kusursuzlaştırıyor. İnsanın üretici güçleri yönetme ve kontrol etme imkanı olsaydı üretici güçler bu denli yıkıcı olmaz, insanlığın hizmetine kullanılacak alet ve edevat karşısına yıkım aygıtları olarak çıkmazdı. Savaşın hergünkü maliyetinin yalnızca askeri açıdan iki milyar dolar olduğu söyleniyor.
2-Bu maliyet işin yalnızca askeri harcamalarla ilgili kısmından ibaret. Tedarik zincirlerinin kopmasının yarattığı kayıp ise bunun misliyle üzerindedir. Yükselen petrol fiyatları akla gelecek her ürünün maliyetlerini yükseltecek ve tüketiciler herşeyi daha pahalı edinmek zorunda kalacak. Petrol sadece yakıt olarak kullanılmıyor. Petro-kimya sektörü adı üzerinde petrole dayalı bir sektör ve körfez ülkeleri bu alanda büyük yatırımlara sahip. Bu ülkeler uzunca bir dönem sadece petrol üzerinde kurdukları rantla ve Amerikan ve İngiliz şirketlerinden aldıkları hisselerle yaşadılar. Ancak 1973 petrol krizi OPEC'in kurulmasına neden oldu ve bu kurum petrol piyasaları üzerinde bir tekele dönüştü. Petrol fiyatlarının yükselişinden inanılmaz servetler edindiler. Bir süre sonra petrol yan sanayilerine yatırım yapmaya başladılar. Petrole dayalı kimya sektöründe tekel haline geldiler. Savaş bu sektörleride büyük bir kriz içine soktu ve tarımın can suyu olan gübre fiyatları hızla yükselmeye başladı. Dünya iklim sorununun yarattığı kuraklık ve taşkınlara bir çare bulamazken şimdi başka sorunlarda devreye giriyor.
3-Schumpeter kapitalizmin en belirgin vasfının yaratıcı yıkıcılık olduğunu söylemişti. Kapitalizm Marx ile Engels'in Manifesto'larında anlattığı gibi katı olan herşeyi çözen, mekanları ve coğrafyaları yakınlaştıran, zamanın akışkanlığına hız veren ve bütün toplumsal ilişkileri nihayetinde evrensel eşdeğer olan paranın hükmüne alan bir hükümranlığa sahipti. Yaratıcılığı donmuşluğu, katılığı ve durağanlığı tuzla buz etmesinden geliyordu. Ama bir yandanda yıkıcıydı ve bu yıkıcılık zirvesine savaşlarda çıkıyordu. Kapitalizm söylendiği gibi serbest bir piyasaya değil içinde tekelleşme eğilimlerini taşıyan bir dürtüye sahipti. Serbest piyasa sadece bir efsane, bir hayalden ibaretti. Tekeller piyasada hakimiyet kurmak için küçükleri ezer, yok ederdi. Piyasayı parseller ve yeri geldiğinde tröstleri doğururdu. Tekelleşme eğilimi küçük üreticiliğe ister tarım ister ticaret isterse üretimde yaşam hakkı tanımazdı.
4- Schumpeter'in kapitalizmin en bariz vasfı olarak kavramlaştırdığı yıkıcılık sadece tekelleşmeden de ibaret değildi. Kapitalizmin bünyesel olarak kriz üreten yapısı zayıfları, güçsüzleri ve yeterli sermaye biriliminden yoksun olanlara yaşam hakkı tanımazdı. Her kriz dayanıksız olanları piyasadan siler atar ve emeğin saflarına fırlatırdı. Yaygın iflaslar, işsizlik ve intihar bunun sadece görüngüleriydi. Değersizleşen coğrafyalar, birer çöküntü yeri haline gelen mekanlar; yeni kar alanları açabilmek için değer zincirine eklemlenen doğanın en mutena yerleri kapitalizmin ritmik hareketinin yalnızca sonuçlarıydı. Bu yıkıcılık karşısında geleneksel ilişkiler erir, aileler parçalanır ve aşk kağıttan birer kaplan haline gelirdi. Duygunun en mutena yerlerine sızarak evrensel eşdeğerin hoyratlığına zemin hazırlar. Savaş sadece bu yıkıcılığın bir zirvesi olup doğal sonucudur.
5-Emperyalist savaşlar emperyalist zincirin doğal bir sonucudur. Israrla vurguladığımız gibi bu zincir hiyerarşik ve eşitsizdir. Emperyalist savaşlar kapitalizmin tarihsel eğilimlerinin ve hareketlerinin dışavurumudur. Değer zincirinin genişlemesi veya tedarik hatlarının işlemesi için mekanın düzleşmesi, pürüzlerden arındırılması gerekir. Ayrıca jeopolitik rekabet bu işleyişin mantıksal izdüşümüdür. Çünkü kapitalizm doğuşunda ulus devlete ihtiyaç duydu ve egemen bir form haline bu sayede gelebildi. Bir yanda sermayenin zamandan ve mekandan bağımsızlaşma eğilimi, ama öte yandan zaman ve mekanla sınırlanmış olması savaşların, çatışmaların altında yatan asli dinamikti. Krize yatkın doğası yeni yerler bulmaya, olanları birer çöküntü bölgesi haline getirerek terk etmeyi getektiriyordu. Bu ise kaçınılmsz olarak savaş ve çatışma demekti.
6-Her türlü ekonomist indirgemecilik savaşların nedenini ekonomik gelişmelere bağlarken jeopolitik eğilim coğrafyaya belirleyicilik atfederek mekana vurgu yaptı. Aralarında ilişki kurulamadı. Jeopolitikçiler burjuva stratejistleri olarak ortaya çıktılar, savaşların nedenlerine odaklandılar, ancak savaşın ittirici gücünü gözden ırak kıldılar. Marksistlerde dahil ekonomist indirgemeciler tarihsel husumetleri, ulus devlet bencilliğini ve bu benciliğin savaşın nedenleri arasındaki yerini gözardı ettiler ve mekanı, coğrafyayı teğet geçtiler. Savaşın gerçek nedenlerine, ancak bu iki esaslı etmen arasındaki diyalektik bağ kurularak ulaşılabilirdi.

