1. YAZARLAR

  2. Remzi Yıldırım

  3. Çukurova'nın Yeşil İsyanı
Remzi Yıldırım

Remzi Yıldırım

Gazeteci

Çukurova'nın Yeşil İsyanı

A+A-

“Bir Fidenin Sessiz Çığlığı”
Toroslardan inen rüzgâr, o sabah Çukurova’nın üstünde başka esti.
Toprak kokusu vardı yine havada ama bu kez umutla karışık değildi.
Seyhan’ın kıyısında, Yüreğir’in bereketli tarlalarında, Karataş’ın sıcak seralarında bir sessizlik dolaşıyordu.
Çünkü fide yetiştiren ellerin yüreğine korku düşmüştü.

Bir çiftçi sabah ezanıyla kalkmıştı yine.
Ellerini nasırlı toprağa sürmüş, geceden kalan serinliği içine çekmişti.
Aylar önce küçücük bir tohumu avucuna bırakırken nasıl dua ettiyse, bugün de aynı duayı ediyordu:

“Allah’ım emeğimizi yerde bırakma ”

Ama bazen toprağın verdiğini masa başındaki kararlar alıp götürüyordu.
Çukurova’da fide yetiştirmek sadece ticaret değildir.
Bu, nesilden nesile aktarılan bir alın teridir.
Bir baba mesleğidir.
Bir annenin çocuk okutma mücadelesidir.
Bir gencin köyünü terk etmeme sebebidir.

Kozan’da küçük bir serada çalışan ihtiyar bir üretici vardı.
Sabahları fidelerle konuşurdu.

“Büyüyün hele,
Sizi Adana’nın bereketli tarlalarına göndereceğim ”

Domates fidelerini çocuk gibi severdi.
Biber fidelerini güneşten korumak için üstlerini tek tek örterdi.
Çünkü o fideler yalnızca bitki değildi;
evine götüreceği ekmekti.
Şimdi ise birileri çıkıp diyordu ki:

“İzin yoksa satamazsın ”

Çiftçi şaşkındı.
Çünkü yıllardır yaptığı işi suç gibi dinliyordu artık.
Düne kadar aynı pazarda fide satan insanlar bugün cezalarla korkutuluyordu.
349 bin lira.
Bir çiftçi için bu rakam sadece para değildir.
Bir ömrün çökmesidir.
Bir seranın kapanmasıdır.
Bir çocuğun okul hayalinin yarım kalmasıdır.

Adana’da fideci esnafı da tedirgindi.
Kazancını üç aylık bahar sezonunda çıkaran küçük esnaf, şimdi dükkânının önünde sessizce düşünüyordu.

“Biz şimdi ne yapacağız?.”

Çünkü Çukurova’da fide sadece fide değildir.
O;
karpuzdur, pamuktur, domatestir, biberdir.
Bir şehrin mutfağıdır.
Bir ülkenin bereketidir.
Herkes biliyordu ki;
büyük şirketlerin dev seraları karşısında köylünün küçücük naylon serası artık yalnız bırakılmıştı.
Bir zamanlar dedeler yerli tohumu avuçlarında saklardı.
Sandıklarda kurutulmuş biber çekirdekleri olurdu.
Karpuz tohumu bez torbalarda korunurdu.
Kimse patent bilmezdi.
Kimse sertifika konuşmazdı.
Toprakla insan arasına evrak girmezdi.
Şimdi ise üretici, kendi yetiştirdiği fideye bile yabancı hale getiriliyordu.

Akşam olmuştu.
Çukurova’nın kızıl güneşi ağır ağır batıyordu.
Bir fideci serasının kapısını kapatırken uzun uzun içeri baktı.
Binlerce fide diziliydi içeride.
Hepsi satılmayı bekliyordu.
Hepsi emekti.
Hepsi umuttu.
Sonra yavaşça mırıldandı:

“Toprağa küsen insan, hayata da küser ”

İşte mesele tam da buydu.
Çiftçi toprağa küsmesin diye;
üreten insan yalnız bırakılmamalıydı.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü;
gökdelenlerinde değil,
toprağa eğilen insanların avuçlarında saklıdır.
Bakalım bu süreç fide yetiştiricilerimize ne katacak, Bekleyip göreceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.