Demokrasinin Neresindeyiz?
Avustralyalı siyaset kuramcısı John Keane göre demokrasi 12.yüzyıldan itibaren ağırlık merkezi Atlantik olan yeni bir çağa girmişti. Demokrasinin bu çağı 1945 yılına kadar sürecek, savaştan sonra demokrasinin yeni bir türü gözetim demokrasisi ortaya çıkacaktı. Siyaset kuramcısı Keane demokrasiyi yalnızca seçime indirgemiyordu. Ancak genel, adil ve serbest seçimleri demokrasinin olmazsa olmazı kabul ediyordu. Demokrasinin en uzun sürelisi seçim demokrasisi olmuştu, ama dünya tarihsel eğilimler bize her yerde demokrasinin can çekiştiğini gösteriyordu.
Gözetim demokrasisi adından anlaşılacağı üzere yalnızca seçimden ibaret değildi. Asıl anlamını keyfi güce karşı direnişten, keyfi gücün sınırlanmasından alıyordu. Seçim demokrasisi kendi başına seçimle iktidara gelenlerin keyfileşmesini önleyebilecek mekanizmalara sahip değildi. Naziler iktidara seçimle gelmişlerdi. Weimar Cumhuriyetinin doğuşunda bu partinin oyları%1 civarındaydı. Yaklaşık on yıl sonra oyların üçte birine ulaşmışlar ve Hindenburg düzen kurtarıcı olarak düzeni bu faşist partinin kollarına bırakmış ve bir daha gitmemek ve seçim yapmamak üzere iktidara gelmişlerdi. 30'lar faşizmin Avrupa'da her yere musallat olduğu gelişmelere sahne oldu. Almanya ve İtalya'da seçimle ve bir daha gitmemek üzere iktidara gelen faşizm Polanya, Romanya ve Macaristan'da iktidarı seçimsiz ele geçirecek, İspanya ve Portekiz de ise Cumhuriyetçi güçleri bir iç savaş sonunda yenilgiye uğratarak bir askeri diktatörlüğe dönüşecekti.
Gözetim demokrasisinde gücü ellerinde tutanlar kamuoyu gözetimi ile parlamento dışı kurumların kısıtlamalarına tabiydiler. Demokrasinin esbabı mucibesi zaten gücün keyfileşmesini önlemek olarak ortaya çıkmıştı. Gözetim demokrasisinde güç yalnızca parlamentolar ve seçimler aracılığıyla kısıtlanmıyor, güç aşağılara doğru kayıyor ve toplumsal alanlara uzanıyordu. Gözetim demokrasisinin siyasal alanı yalnızca partilerden, parlamentolardan ve siyasal iktidarı kullanan hükümetlerden ibaret değildi. Zengin bir kamusal alan gözetim demokrasisinin varlık gerekçesiydi. Buna aktif yurttaşlık da diyebiliriz.
Canlı bir sivil toplum, yurttaşların aktif katılımı, eleştirel basın hayatı, üniversite özerkliği, sendikalar ve dernekler gözetim demokrasisinin ayakta kalmasını sağlıyordu. Yeni ortaya çıkan toplumsal hareketler; kadın, ekoloji, gençlik, köylü hareketleri. Dijitalleşmenin yaygınlaşması katılım imkanlarını arttırıyor, tercih imkanlarını kolaylaştırıyordu. Akla gelebilecek her konuda toplumsal insiyatifler ortaya çıkıyor, gündem merkezli biraraya geliniyor ve başka bir mesele ortaya çıktığında yeniden toplanılıyordu.
Her demokrasi çeşidinin alet ve edevatı farklıydı. Antik dünyanın ortaya çıkardığı meclis demokrasisi papirüse kaydediliyor, seçim demokrasisi matbaanın icadına ve kitabın yaygınlaşmasına denk geliyor, gözetim demokrasisi dijitalleşmeye eklemleniyordu. Ama bütün demokrasi türleri içlerinde kendilerini tahrip edecek, keyfileşmeye yol açacak potansiyellere sahipti. Meclis demokrasisi olağanüstü şartların sonucu olarak kuralsızlığın ve keyfileşmenin zirvesi olan bir Tiranlığa dönüşebilir, seçimli demokrasiler yurttaşlığın krize girmesi sonucu faşizmlere evrilebilir ve en sonunda gözetim demokrasileri büyük bunalımlara girerek keyfileşmeye yenilebilirdi.
Seçimli demokrasiler iki savaş arasının olağanüstü şartlarında kendilerini koruyabilecek önlemleri alamadılar. Krizler faşist seçeneği güçlendirdi faşistler birkez iktidarı aldıktan sonra seçimli demokrasiyi yok ettiler. Faşizm kitlelerin aktif desteğine, seferberliğine ve hareketine gereksinim duyan bir rejimdi. Faşizmde kitleler rasyonel bir rıza ile değil ulusların geçmişinin hortlatılması ve mitlerle aktife ediliyordu. Kitleler sürekli sokakta olduğu ve rejimle ve führerle özdeşleştiğinden kitlesel onay için seçime gereksinim duyulmuyordu.
Bugünün gözetim demokrasisi çağının sonunda iktidarlar kısıtlanmak, denetlenmek istemiyor. Ellerinin tümüyle serbest kalmasını istiyorlar. Kitlelerin aktif desteğine değil manipülasyonuna ihtiyaç duyuyorlar. Sandık demokrasisine bile tahammül edemeyecekleri bir eşiğe doğru yol alıyoruz. İktidarların elinde muazzam bir güç birikiyor. Yurttaşın gözetim demokrasisindeki gücü kırılırken iktidarlar toplumu gözetlemek, manipüle etmek için inanılmaz bir güce sahip oluyor. Seçime sadece meşruiyet elde etmek için ihtiyaç duyuluyor. Seçimlerin iktidarları değiştirme, keyfileşmeyi önleme imkanı ortadan kaldırılıyor. Adil, tarafsız ve güvenceli seçimlerin olabilme ihtimali azalıyor. Seçim yurttaş olabilmenin başlangıcıydı. Bu hakta elimizden alındığında hepimiz artık bir uyruk haline gelmiş olacağız.

