1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. İran'a Ne Olacak (4)
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

İran'a Ne Olacak (4)

A+A-

İran'la ABD arasında yapılması planlanan diplomatik müzakereler İran'ın istemesiyle son dakikada Umman'ın başkenti Maskat'a kaydırıldı. Umman daha öncedende müzakerelere ev sahipliği yapmıştı. Umman Körfezdeki yedi ülkeden birisi. Diğerleri Kuveyt, Katar, BAE (Birleşik Arap Emirlikleri), Suudi Arabistan, Irak ve Bahreyn. Bu ülkeler içinde Umman ABD etkisinin görece en az hissedildiği ülke. O nedenle İran Obama döneminde de ABD ile Nükleer anlaşması yapmak için müzakerelerin Umman'da yapılmasını istemiş ve nitekim öyle de olmuştu.

Ankara bu işe çok heves etmiş ve Hakan Fidan bu konuda Vashington'u ikna etmişti. Eğer böyle olsaydı Ankara bütün dünyayı yakından ilgilendiren bir meseleye ev sahipliği yapmanın sorumluluğunu üstlendiği gibi diplomatik gücünden de yararlanmış olacaktı. Bunun için İran Dışişleri Bakanı Arakçi Türkiye'ye geldi. Fidan ile görüştü ve Erdoğan tarafından da kabul edildi. Fidan İran'ın Nükleer dosyasına yabancı birisi değil. Fidan bir dönem Dünya Atom Enerjisi Kurulu'nda Türkiye'yi temsil ediyordu. Fidan bu görevi sırasında İran'ın nükleer silaha dönüştürmek üzere üzerinde çalıştığı zenginleştirilmiş Uranyum konusunda çok gizli bilgilere sahipti. O dönem Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler nispeten sorunsuz ve daha Suriye iç savaşı başlamadığından Fidan Amerika'nın İsrail manipülasyonlu tezlerine uzak duruyordu.

Fidan MİT Müsteşarlığına getirildikten sonra hakkında çıkarılan İran yakınlığı iddiaları da nedenini buradan alıyordu. MİT'e kendine yakın birini getiremeyen cemaat Fidan hakkında yıpratma kampanyası başlatacaktı. Geçmişi bir sır olan Fidan'ın İran sempatizanı olduğu iddia edilerek en milli olması gereken kurumun başına böyle birinin getiriliyor olması kamuoyunda kafaları karıştıracaktı. Ama Fidan'ın pozisyonu kişisel angajmanından değil devletin aldığı duruştan kaynaklanıyordu. Cemaat ise Gazze'ye gönderilen deniz filosunda olduğu gibi Türkiye'nin İsrail'in karşısındaki her tavrından rahatsız oluyor ve manipülasyonlar yapıyordu.

Türkiye yalnızca Fidan aracılığıyla Dünya Atom Enerjisi Kurumu'nda İran'a hak veren bir konum almıyor, uzun süredir İran'a yönelik ABD yaptırımlarının delinmesi konusunda da aktif çalışıyordu. Amerikan yaptırımları nedeniyle İran ağır ambargolar ve yaptırımlarla karşı karşıyaydı. Dünya para hareketleri ABD tarafından yakından takip edildiğinden ve İran sattığı ülkelerden petrolün karşılığını yaptırımlar nedeniyle doğrudan tahsil edemediğinden Türkiye el altından bu işe soyunmuş ve İran parasının kendi üzerinden aktarılması için devreye girmişti. Rıza Zarrap olayı bundan başka birşey değildi. Zarrap Türkiye'de kurduğu paravan şirketler aracılığıyla parayı aklarken devlet katlarında bir rüşvet çarkı kurmuştu. Kurduğu düzen İran lehine olduğundan bu düzeni de cematçi polisler faş etmiş ve dört bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. Zarrap CIA tarafından Amerika'ya gitmeye ikna edilmiş, gittikten sonra da itirafçı olmuştu. Bu sayede ABD Halkbank dosyası ile elinde Türkiye'ye karşı bir koz tutmaya başlamıştı.

Şimdi diyeceksiniz ki bunları bu kadar detaylı niye anlatıyorsun? Türkiye İran'a bu kadar iyilik yapmışta haberimiz yokmuş diyebilirsiniz. Uluslararası ilişkiler ne iyilikle ne de komşuluk hukuku ile alakalıdır. Uluslararası ilişkilerde çıkarlar ve menfaatler söz konusudur. Eğer devlet kapasiteniz yüksek ise stratejik özerkliğiniz de o kadar yüksek olur. Stratejik özerklik ise devletlerin ve dolayısıyla ülkelerin bağımsız hareket edebilmeleriyle ilgilidir. Türkiye İran ile bölgesel meselelerde çatışma halinde olmadığı ve ABD ile stratejik öncelikleri konusunda sorun yaşadığı bir dönemde Fidan İran tezlerine yakın durdu. Türkiye stratejik özerkliğini yükseltebilmek için İran'ın yaptırımları delmesine aracılık etti. Üstelik kurulan çarkın yalnızca buna da hizmet etmediği 17-25 Aralık günü açığa çıktı.

Ama Suriye iç savaşı başladığında ve İran milli savunmasını Suriye ülkesinde kurmaya karar verdiğinde bölgesel hegemonya peşindeki iki ülkenin karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdı. Türkiye Suriye'de ABD'nin ve özellikle Katar'ın önceliklerine göre davranmaya başladığında ve Esat rejimini yıkmak için cihatçıları eğitmeye karar verdiğinde İran devrim milisleri de Suriye topraklarındaydı. O nedenle uzaklık ve yakınlık stratejik önceliklere bağımlıydı. Bugünde Türkiye İran'ın ansızın çöküşünden kaygılanmakla birlikte ülkenin bütünlüğünün korunduğu bir rejim değişikliğine karşı durmayacaktır. Türkiye bölgede Sünni bir cephenin kurulmasına taşeronluk yaparken İran buna Şiii hilali ile yanıt veriyor. İran'ın bölgesel direniş ekseninin zayıflatılması en çok Türkiye'yi memnun ediyor. İran kaybederken Türkiye'yi yönetenler kazandıklarını zannediyor.

Üstelik Fidan İran bilgisi ile ABD'lilere akıl hocalığı yapıyor. Önce Nükleer meseleleri müzakere edin sonra diğer başlıklara geçin diye akıl veriyor. İran ise sadece zenginleştirilmiş uranyumu müzakere ederim üstelikte bunun karşılığında yaptırımların kaldırılması şartıyla diyor. İran ne balistik füzeleri ne de vekil güçleri tartışmam, çünkü bunlar egemenlik hakkımla ilgili diyerek bu başlıkları müzakere dışı bırakıyor. İşte bu nedenle Türkiye yansız duramadığı, ibreyi ABD'ye kaydırdığı için müzakereye ev sahipliği yapmaktan dışlandı.

Önceki ve Sonraki Yazılar