1. YAZARLAR

  2. Hacı Hüseyin Kılınç

  3. Nato Zirvesinin Ardından (3)
Hacı Hüseyin Kılınç

Hacı Hüseyin Kılınç

Avukat

Nato Zirvesinin Ardından (3)

A+A-

Sovyet düzeni yıkıldığında Nato gibi bir ittifaka artık gerek kalmayacağı yönündeki beklentiler yerini hızla ittifakın tarihindeki en büyük genişlemeye bırakmıştı. Avrupa'yı Sovyet tehdinden korumayı askeri caydırıcılık yoluyla sağlamaya çalışan ittifak varlık gerekçesinin ortadan kalkışı ile kısa bir bocalama yaşamış olsa da soğuk savaş sonrasına da uyum sağlamayı başarmıştı. Sovyet tehditinin belirleyici olduğu ikinci savaş sonrası dönem ile bu tehditin ortadan kalktığı dönem arasında ittifakın tehdit ve düşman tanımı net, güvenlik ihtiyacını karşılamaya çalıştığı coğrafya sabitti. Düşman Sovyetler ve komünizm, güvenliği sağlanacak bölge Avrupa merkezliydi.

Bölgenin güvenlik ihtiyacı ABD askeri varlığı ile tesis edilecekti. İttifak üyelerinin ABD'ye tam bağımlılığının sağlanabilmesi için bir Avrupa komutanlığı kuruldu ve bunun başına bir Amerikalı general getirildi. Bu komutanlığın merkezi Fransa'da iken daha sonra Belçika'ya Brüksel'e taşınacaktı. İttifakın merkezi Brüksel'e taşınmıştı, ama askeri güç asıl olarak kıtanın başına her zaman sorun açan Almanya'daydı. Savaşın mağlubu olan Almanya tıpkı Japonya gibi ordusu küçültülmüş, askeri yetenekleri sınırlanmış ve güvenlik ihtiyacı yönünden tam anlamıyka Nato'ya, ABD'ye bağımlı hale getirilmişti.

Bir önceki yazıda Nato'nun yalnızca askeri bir işlev üstlenmediğini asıl olarak gelişmiş kapitalizmin iç birliğini sağlayan bir siyasal ittifak olduğunu söylemiştik. Sovyetlerin çöküşü ve komünizmin reel bir tehdit olmaktan çıkması Nato'nun sonunu getirmemişti. İttifak çok uzun bir süre net bir tehdit tanımından yoksun kalmaya devam etmiş olsa da varlığını sürdürmeye devam etti. 90'lı yıllarda ittifak stratejik önceliğini kapitalist restorasyonun sağ salim gerçekleşmesine verdi. Sovyetik etkinin kaybolduğu Orta ve Doğu Avrupa'da eskinin yozlaşmış işçi devletleri kapitalist restorasyona geçmeye başlamış ve bu gelişme şişedeki cini dışarı çıkarmıştı. Bu ülkelerin toplumları yozlaşmış işçi devletlerini birer politik devrimle yıkmayı başarmışlardı. Ancak yerine neyi koyacakları belirsizdi.

Kapitalist restorasyon süreci tam bir yağma ve talana dönüşmüştü. Geçmişin parti yöneticileri hızla birer oligark haline geliyordu. Kitleler hızla yoksullaşıyor ve unutulan etnik husumetler hortlamaya başlıyordu. Bu ülkeler kademeli bir biçimde Nato üyesi yapıldılar. Sovyet tehdidi ortadan kalkmış olmasına rağmen Nato genişlemede önceliği Doğu'ya doğru vermeye başladı. Sovyet sonrası Rusya tam anlamıyla bir şok terapinin etkisinde, ülke tarihinin en büyük yağması ile karşı karşıyayken Nato Doğu'ya doğru genişliyor ve Rusya'yı kuşatma altına alıyordu. Ruslar tarihlerinde hiçbir zaman 90'lı yıllarda olduğu kadar zavallı bir duruma düşürülmemişti.

Nato'nun Doğu'ya doğru genişlemesi kapitalist restorasyonla birlikte ilerliyordu. Kızılordu'nun devrim ihraç etmediği tek Orta Avrupa ülkesi olan Yugoslavya, Alman sermayesinin yayılmacı ve buna eşlik eden Nato'nun saldırganlığı sonucunda parçalarına ayrıldı. O Yugoslavya ki bir partizan mücadelesi sonucunda ve Nazi işgaline direnerek kurulmıştu. Balkanların batı ucunda Balkan sendromundan uzak bir biçimde halkların gönüllü birliğini sağlamış ve tıpkı Sovyetlerde olduğu gibi kurulan devlete içindeki hiçbir milliyetin adını bile vermemiş ve tam eşitliği sağlamıştı. Balkanizasyonun çağrıştırdığı her tür etnik önyargıyı aşan dağıldığı güne kadar halkların kardeşçe yaşadığı bu ülke etnik çatışmalar ve husumetler körüklenerek dağıtıldı ve parçalandı.

Nato'nun 90'lı yıllardaki en büyük misyonlarından birisi Doğu'ya doğru genişleyerek Rusya'yı kuşatmak idiyse diğeri de Yugoslavya'yı parçalamak oldu. En son Kosova bağımsızlığını ilan ettiğinde Yugoslavya'nın dağılması tamamlanmıştı. Avrupa'nın ortasında büyük ve halkların kardeşçe birarada yaşayabildiği modellere Nato konseptinde yer yoktu. 90'lı yıllar Sovyet tehditinin yok olduğu, ancak Rusya'yı kuşatmanın devam ettiği ve Orta Avrupa'nın kapitalist restorasyonlar ile Batı sermayesinin av sahası haline getirildiği yıllar olarak geçti. Soğuk savaş sonrası on yıl sona erdiğinde ittifakın karşısında konvansiyonel bir tehdit olmamasına rağmen Nato varlığını sürdürmeye devam etmiş, kapitalist restorasyon yolcusu ülkeleri ittifakın içine dahil etmiş ve kapitalist dünyanın siyasal birliğini sağlayan bir organizasyon olma hedefinden şaşmamıştı.

Önceki ve Sonraki Yazılar